Beşir Ayvazoğlu


Zonaro’nun hatıralarını okurken

Korona günlerinde okuduğum kitaplar arasında hatıratlar önemli bir yer tutuyor.


Daha önce bölük pörçük okuduğum bazı hatıratları başucuma yığdım. Bunlardan biri de Fausto Zonaro’nun Türkçeye Turan Alptekin ve Lotte Romano tarafından çevrilen, çeşitli vesilelerle bazı bölümlerini okuduğum hatıratı: Abdülhamid’in Hükümdarlığında Yirmi Yıl: Fausto Zonaro’nun Hatıraları ve Eserleri (YKY, 2008).

Hatırat okumak hiç şüphesiz çok zevklidir; fakat birçok hatıratın kendini savunmak, haklı çıkmak, sorumluluktan kurtulmak, daha açık bir ifadeyle açıklamaktan ziyade saklamak amacıyla yazıldığı unutulmamalıdır. Yaşadıklarını dev aynasına bakarak yazdığı izlenimini verenler de vardır, merkezde durup her şey kendi etrafında cereyan ediyormuş gibi yazanlar da... Aynı hadise muhtelif hatırat kitaplarında farklı şekillerde anlatılmış olabilir. Bunun küçük bir örneğine Zonaro’nun hatıratını okurken şahit oldum. 

***

Sultan II. Abdülhamid, bir gün saray ressamı Fausto Zonaro’yu Yıldız’a çağırtır. Başkatip Tahsin Paşa’nın odasında Mahmud Şevket Paşa’yla karşılaşan Zonaro, uzun bir bekleyişten sonra ikisinin de aynı amaçla davet edildiklerini öğrenecektir. Padişah, Ortaköy yamacındaki bir köşkün elden geçirilerek bir eski eserler müzesi olarak düzenlenmesini arzu etmektedir. Mahmud Şevket Paşa, projeyi organize edip disiplini sağlayacak, Zonaro da estetikten sorumlu yönetici olacaktır. Aslında müze için yeni bir bina yapılması ve bunun için mimarlar arasında bir yarışma açılması düşünülmektedir, fakat şimdilik söz konusu köşk kullanılacaktır. 

Zonaro’nun anlattıklarını okuyunca ressam Üsküdarlı Hoca Ali Rıza’dan da söz etmiş olabileceğini düşünerek heyecanlandım, çünkü bu büyük ressamın Esliha-i Atika Müzesi’ni kurmak üzere teşkil edilen komisyonda yer aldığını biliyordum. Fakat hayal kırıklığına uğradım. Çünkü Zonaro söz konusu komisyondan şöyle söz ediyordu: “Bir komisyon kuruldu. Bir albay, bir binbaşı, iki yüzbaşı ve iki topçu teğmen; her biri özel bir görevden, biri fotoğraf çalışmalarından, öbürü silahların tasnif edilmesinden ve kataloğun hazırlanmasından, bir üçüncü de silahların temizlenip parlatılmasından sorumluydu.”

Zonaro’nun yazdıklarını okurken Esliha Müzesi’nden Bahriye ressamı Hüsnü Tengüz’ün Müge Kılıçkaya tarafından yayına hazırlanan Sanat Hayatım (2005) isimli hatıratında da bahsedildiğini hatırladım ve kütüphanemin geniş raflarında arkalı önlü dizilmiş kitaplar arasında güç bela bularak bu müzeyle ilgili bölümü yeniden okudum. Zonaro’nun “Ortaköy yamacındaki köşk” dediği, meğerse Yıldız Çini Fabrikası civarındaki Feridiye köşküymüş ve komisyon Mahmut Şevket Paşa reisliğinde şu isimlerden oluşuyormuş: Zonaro, Zekai Paşa, Ali Rıza Bey, Topçu Sami, Ahmet Ziya Bey, Necmi Bey ve Hüsnü Bey.

Komisyon gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra çalışmaya başlar. Zonaro, komisyon üyelerinden dördünün (Zekai Paşa, Üsküdarlı Hoca Ali Rıza, Ahmet Ziya Akbulut ve Hüsnü Tengüz) önemli ressamlar olduklarını hiç şüphesiz biliyordu; hatta çalışmalar sırasında bir gün Hoca Ali Rıza ve Hüsnü Tengüz’ün karakalem portrelerini yapmıştı. Fakat bırakın onların bu yönlerine işaret etmeyi, isimlerini bile zikretmemiş ve işleri sanki sadece kendisi yürütüyormuş gibi anlatmıştır. Mesela müzeye konulacak eski silahların nasıl toparlandığını şöyle anlatıyor:

“İstanbul’da göz kamaştırıcı zırhlarla dolu birkaç devlet deposuna, rutubetli ve karanlık yeraltlarına ve Aya İrini’nin büyük silah mahzenine girildi. Arabalar dolduruldu ve ne varsa Yıldız’a taşındı. Burada o göz kamaştırıcı zırhları anlatmaya kalkışmayacağım. En değişik arabesk üslupta bezenmiş pirinç miğferler, en eski dönemlerden her çeşit kılıç ve kalkan, mızraklar, ancak iki elle tutulabilen uzun palalar ve bütün o kusursuz zırh parçaları, aylar ve aylar boyunca benim için çok ilgi çekici bir çalışma oldu. Yapım mühründen halis Toledo kılıcını tanıyabildiğimde de büyük mutluluk duydum. Elimden ne çok haçlı kılıcı geçti.”

Hüsnü Tengüz ise el yazısıyla orijinali Deniz Müzesi’nde muhafaza edilen hatıratında “Ressam-ı Hazret-i Şehriyarî”nin nasıl çalıştığından şöyle söz eder: “Zonaro’nun müzenin kuruluşunda bir hizmeti olmuyordu. Haftada iki gün geliyor, bazen boya takımlarını önüne koyarak resim yaptırdığımız oluyordu.”

Esliha Müzesi çalışmaları yürütülürken Sultan II. Abdülhamid’den bir ferman daha sadır olur: Majesteleri İtalya Kralına armağan edilmek üzere silahlar seçilecek ve bunlar güzelce sandıklanarak İtalya’ya gönderilecektir. Zonaro en güzel ve az bulunur yirmiden fazla zırh parçası seçtiğini ve sandıklara kendisinin özel bir dikkatle seçtiği silahlardan başkasının konulmadığını söylüyor. Aynı konuda Hüsnü Tengüz’ün anlattıkları ise şöyle:

“İtalya kralına hediye edilmek üzere kıymetli silahların her çeşidinden birer tane ayrılmasına emir çıkmıştı. Ekserisi Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan getirdiği, Çerkez hükümdarlara ait olan bu silahlardan bir kısmının bu suretle elden çıkarılmasına çok üzülmüştük. Bir cins silahtan dört taneden fazla olanları ayırmak suretiyle bir takım sandıklanarak gönderilmişti.”

***

Zonaro’nun anlattıklarından Esliha Müzesi binası için açılan proje yarışmasını Mimar Vedat (Tek) Bey’in kazandığını, fakat muhtemelen maliyetin yüksekliği yüzünden iradenin bir türlü çıkmadığını öğreniyoruz. Hüsnü Tengüz ise Yıldız’daki bomba hadisesinin (15 Temmuz 1905) ardından Esliha Müzesi komisyonunun lağvedildiğini ve saraydan çıkarıldıklarını söylüyor. Sermet Muhtar Alus da bir yazısında Sultan Abdülhamid’in Esliha Müzesi’nin Maçka Kışlası önüne yapılmasını emrettiğinden, fakat tam işe başlanmak üzereyken komisyonun lağvedildiğinden, bir süre sonra söz konusu köşkteki “model müze”nin de kapandığından söz eder. 

Öyle anlaşılıyor ki, bu teşebbüsün yegâne neticesi, İtalya Kralı’nın koleksiyonunu zenginleştirmek olmuştur.