Zavallı Mundar (pis) Irmak‏
Tarih: 26.5.2016 09:56:54 / 1104okunma / 0yorum
Muzaffer Gücer

 

 

Şimdi adı bilmem neden, Paşabahçe diye değiştirilen, esas adı Paşa fabrikası olan bu yerin, yukarısındaki Tavra boğazından, çıktığı için de mundar denilen bu  ırmak, bir zamanlar, Sivas´a hayat verirdi, can verirdi. Taaa 1934 yılında, Türkiye´nin birçok yeri, elektriği bilmezken, tanımazken buraya o kıt imkanlarla Skoda firmasına kurdurulan, hidroelektrik santralı, yıllarca Sivas´ı aydınlattı. Bilmem neden? Kolaya kaçıp, bu canım ırmağı yok ettiler. Acaba yaşatmanın imkanı yok muydu?

Santraldan çıkan bu su, şimdi sayılarını unuttuğum birkaç tane un fabrikasını çalıştırdıktan sonra kesme taştan yapılan ve bugün yapacak ustası bulunmayan Daş Bent´te (1) bölünmüştü. Daşbent sağ ve sol taraflarında, o günün şartları ile, kazma kürekle ve insan gücüyle, açılan toprak kanallarla, üçe ayrılmıştı. Biz bunlara ırmak derdik. Her iki kolda yukarlardan açıldığı için, ana kola tepeden bakarlardı.

Soldaki kol, Ethem Beyin Parkının alt kısmından akıp, Akdeğirmeni çevirdikten sonra ana kola karışırdı. Takriben, 5-6 km. uzunluğunda olan bu kol, Akdeğirmen mahallesi ile Çayyurt mahallesi arasında hudut teşkil ederdi. Yalnız, burada kafama bir şey takıldı. Acaba vakti ile, buralar boş mu idi? Değirmenden başka bir şey yokmuydu ki, daha sonra kurulduğu ve yapıldığı izlenimi veren mahalle ve camiye bu ön ad verilmişti. Çünkü, değirmenin hemen yanındaki cami ile mahalleye Akdeğirmen camii ve Akdeğirmen mahallesi denirdi. Bilmem merak edip, araştıran birisi çıkar mı?  

Sağdaki kanal ise daha yüksekten akardı. Kışlaların, öğretmen okulu ve halı atölyesinin (2) alt kısmından, ve Mevlana Tekkesinin (3) üst tarafından geçip, Çiftegöz Değirmeni´ni (4) çalıştırdıktan sonra, şimdi Mevlana caddesi olan yerden akar, Aliağa Değirmeni´ni de (bu değirmen Aliağa camiinin yakınlarında idi) çalıştırdıktan sonra ana kola kavuşurdu. Bu her iki kol da, alt kısımlarında bulunan, evlere pınar olarak akardı. Arklarla alınan sular, bahçe ve bostanları sulamada kullanılırdı. Çocuklar burda yıkanır, içinde ördekler yüzerdi. Çiftegöz Değirmeninin yukarısında bulunan, Kazıklık (5) denilen yerde, büyüklerin plajı idi. Yazın, sıcak günlerde gider, kazıklıkta bol bol çimerdik. Boy abdesti ihtiyacını evine söyleyemeyen delikanlılar da yaz kış burayı kullanırdı.

Herşey de olduğu gibi, bunun da kolayına kaçıp, evlerin helalarının pis suyunu, şehrin önemli bir kısmına hem kültürel hem ekonomik anlamda can veren bu güzelim ırmağa, lağımlarla bağladık. Süpürülen avluların ve kapı önünün çöpünü de buraya dökerek, kirletmeye devam ettik. Ondan sonra da adını Mundar Irmak koyduk. Acaba mundar olan ırmakmıy dı, yoksa onu o hale getiren bizler mi mundardık??

Irmak kapatılmadan önce evi yakın olanlar, bunun kenarına söğüt ve kavak ağacı dikerdi. Yazın sıcak günlerinde bilhassa akşam üzeri çıkan hafif bir rüzgar ağaçları salladıkça, serinlenir, huzur bulur, rahat ederdik. Her ilkbaharda ırmak kenarındaki ağaçlarımızı budardık. Uygun olanları, dikmelik olarak ayırır, hemen oralarda bulduğumuz münasip bir yere, zar zor bir kazık çakar ve çıkardığımız kazığın yerine bu dikmeyi sokardık. Hepsi bu kadar , o kendi kendine büyürdü. Bizden başka bir bakım istemezdi. Artan dalları ise, kucak, kucak eve taşır, daha sonraları satırla doğrar yığardık. Kuruyan bu dallar avluda bulunan ocaklarda yakılıp, yemek pişirmekte kullanılırdı. Ayrıca, seçtiğimiz dallardan biraz uğraşarak kabuk çıkarıp, düdük ve dilli düdük yapardık. Ne güzel değil mi? Bedavadan düdük yapıp öttürmek. Mevsimine göre Mart sonu ve Nisan başlarında, kabayel (lodos) eserken beraber gelen yağmurla, karlar aniden eriyince, ırmak kabarır çoşar, sele dönüşür, yatağına sığmaz olurdu. Başka yerlerden bile insanlar gelir, seli seyrederlerdi. Halkın, elbirliği ile yaptığı ufak, tefek tahta köprüler, sel götürmesin diye ağaçlara ve demir elektrik direklerine urganlarla bağlanırdı. Hemen her akşam, inekleri olan komşuların birinden aldığımız tezeğin (6)   üzerine gündüzden hazırladığımız odun parçalarını dizip, yakar, sonra ırmağa bırakırdık ve o ıslanıp, batıncaya kadar kenardan koşar takip ederdik. İtfaiye ekipleri uçları kancalı uzun sırıkları ile, şimdiki Sultan Otelin önünde nöbet tutar, otelden itibaren kapalı kanala giren ırmağın, su üzerinde getirdiği türlü malzemelerin kanalı tıkayıp, bir felakete yol açmaması için, sel hafifleyene kadar gelen malzemeleri kancayla çekerek kenara toplarlardı.

Bir akşam yine seli seyrederken, komşumuzun 8-10 yaşlarındaki oğlu, mundar ırmağa düştü. Batıp, çıkıp gidiyor, kimse çocuğu kurtarmaya atlamadı. Ben hemen atlayıp zor da olsa çocuğu sudan çıkardım. İşin esasını bilmeyenler, neneme koşup, mundar ırmağa tavuk düştü, torunun sele atladı demişler. Dizlerine vura vura ağlayan nenem, önce beni azarladı. Sonra, işin aslını öğrenince bu sefer, öpücüklere boğdu. Komşumuzun birisi, arasıra ırmakta serpme ağla balık tutardı. Bazen de adları Ziya olan, mahalleden iki arkadaşım soyunup taşların arasından, yuvalarından balık tutarlardı. Yazın, sıcak zamanlarda şimdi Kız İmam Hatip Okulu olan, o zaman ki Sivas Ortaokulunun yanındaki duvara, güneşlenmeye çıkan yılanları seyrederdik. O duvarın karşısında bulunan, yalı evleri niye bir gecede yıkıldı. Kalsalar ne güzel olurdu. Acaba kanalizasyonlar dere yatağının altına döşenen, borulara bağlanıp, ufacıkta olsa, temiz bir dere akmaya devam etse olmaz mıydı?

Bu yaz memlekete giden bir arkadaşla buluşup, konuşurken derin bir ah çekti. Ne oldu deyince, başka yerler, bir kuru ağacı bile tarihi diye, koruma altına alırken, bir zamanlar gezmeye gittiğimiz o canım eser  Daşbent yok edilmek üzere dedi. Ben de en az onun kadar üzüldüm. Bu tarihi esere sahip çıkıp, koruyacak kimse yok mu? Hatta derim ki sol tarafında bulunan tepe teraslanıp, ağaçlandırılsa ileride bir mesire yeri olabilir.

İstanbul Taşdelenden selamlar.

 

1-Daşbent; Kumlu tarladan Ermeni Maşatlığına giden yolun hemen solunda idi.  Yakın zamana kadar , göl aynası rusubat ile dolduğundan kullanılmıyordu, ancak kesme taştan örülmüş ana gövde sapasağlam idi. Şimdilerde yüzlerce kamyon hafriyatla bentin önü birileri tarafından doldurularak, dere yatağı özel mülk haline getirildi. Bent ise görünmez oldu.

2-Halı atölyesi; şimdiki kadın hapishanesinin  Mevlana´ya bakan kısmında idi. Burada mahpuslar meşhur Sivas Halısı dokurdu. Şehrin ileri gelenleri sıraya yazılıp, parasının bir kısmını peşin yatırıp, yıllar sonra da halısına kavuşurdu.

 3-Mevlana tekkesi; şimdiki Mevlana camiinin yerinde, öküz ırmağının alt tarafında ahşap harabe bir bina idi.

4-Çiftegöz Değirmeni; Hükumet Binasının arkasında Hikmet Işık caddesi ile Mevlana caddesinin birleştiği kavşak civarında idi, Halis Beyin Değirmeni de denirdi.

5-Kazıklık; Mevlana caddesinin kumlu tarla ile birleştiği yerde, Ethem Beyin Parkındaki suni göletin üst başında su birikintileri olan çayırlık alandı.

6-Tezek; büyükbaş hayvanların taze dışkısının,  kömür tozu ve elenmiş toprakla karıştırılıp, çember veya kasnakla şekillendirildikten sonra güneşte kurutulmuş hali olup, yazın mantislerde  yemek yapmak ve çamaşır kaynatmak için kışın da  yakacak için kullanılırdı.

Anahtar Kelimeler: Zavallı, Mundar, Irmak
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
ŞEHİRDE İMECE (28 Ocak 2018 - Pazar)
GARA GARA GUŞLARI (19 Aralık 2017 - Salı)
AL AT (24 Ekim 2017 - Salı)
Vah anam, vah! Günlerde nasıl gısalmış… (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
EVVEL ZAMAN İÇİNDE ÇOCUKLUĞUM (21 Nisan 2017 - Cuma)
ODUN PAZARI (01 Mart 2017 - Çarşamba)
SİVASIN ÜÇ GÜZELİ (29 Ocak 2017 - Pazar)
MONTEIGNE´nin Denemeleri Üzerine (08 Ocak 2017 - Pazar)
SİVAS´TA GIZ İSTEME (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
BİLMEM HALA SÖYLENİR Mİ? (09 Kasım 2016 - Çarşamba)
GARİPLER MEZARI (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
SÜREKÇİLER (21 Eylül 2016 - Çarşamba)
MONTEIGNE´nin Denemeleri Üzerine (24 Haziran 2016 - Cuma)
KÜRÜN ( HAMAM KURNASI ) GAPMA‏ (08 Mart 2016 - Salı)
Sivas´ın Parkları ve Paşa Fabrikası (02 Şubat 2016 - Salı)
DATLI SU (12 Ocak 2016 - Salı)
YANDAN ÇARKLI‏ (28 Aralık 2015 - Pazartesi)
CİCİ ANNENİN TALİBİ‏ (30 Kasım 2015 - Pazartesi)
SİVASIN DEĞİRMENLERİ (12 Kasım 2015 - Perşembe)
BACA PİLAVI (19 Ekim 2015 - Pazartesi)
Yün Çıbığı ( çubuğu) (10 Eylül 2015 - Perşembe)
FESHANE GÜNLERİ (22 Temmuz 2015 - Çarşamba)
MİSAFİRİN KISMETİ (04 Temmuz 2015 - Cumartesi)
SİVAS´IN CAMBAZLARI (29 Haziran 2015 - Pazartesi)
Paşam Uyanık Diye (27 Mayıs 2015 - Çarşamba)
EĞRİLCE (SİVAS DEYİŞİYLE ARİLCE) (05 Mayıs 2015 - Salı)
ERMENİ KOMŞULARIMIZ (21 Nisan 2015 - Salı)
GARLI DAĞLAR (17 Şubat 2015 - Salı)
Attarlar (Sivaslı deyişiyle Ettarlar) (26 Ocak 2015 - Pazartesi)
Bizim Gapgaçcılar (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Tel Helvası (18 Kasım 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
İnsanların en hayırlıları, ahmak, aptal diye adlandırılmadıkça kıyamet kopmaz

Hz. Muhammed
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
Siyasetçiler ‘Adana´daki Kahve´ye uğrasın
MUSTAFA KUTLU
MUSTAFA KUTLU
BEYAZ
İBRAHİM TENEKECİ
İBRAHİM TENEKECİ
Varlığımıza musallat olanlar
Talha Gurbetçi
Talha Gurbetçi
CEMRE KİTABEVİMİZ VE KİTAP KULÜBÜMÜZ
Muhsin Kaya
Muhsin Kaya
AÇIK KONUŞUN, SEÇİK DÜŞSÜN
İsmail Dursun
İsmail Dursun
Bir Robinho Vardı Keyif Veren
Ahmet ÖZDEMİR
Ahmet ÖZDEMİR
SİVAS İLİ VE İLÇELERİNDEKİ TÜRK DEVRİ HAMAMLARI
Yavuz Bülent Bakiler
Yavuz Bülent Bakiler
AZERBAYCAN TÜRKÜ, AZERBAYCAN TÜRKÇESİ 2
Zübeyir Kamil Akkaya
Zübeyir Kamil Akkaya
Batı´ya Doğru – Bir Çöküş!
Ergün Diler
Ergün Diler
Anlayacaklar!
Beşir Ayvazoğlu
Beşir Ayvazoğlu
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak
Gülşah YARLI
Gülşah YARLI
´Yıldız´ parladı
BERAT DEMİRCİ
BERAT DEMİRCİ
YATAY SOYAĞACI
Yusuf Ziya Ünsal
Yusuf Ziya Ünsal
Soyumuzu Bulduk mu?
Prof. Mustafa Çağrıcı
Prof. Mustafa Çağrıcı
Nasıl bir çağda yaşıyoruz?
Fikret ÜNSAL
Fikret ÜNSAL
KAR YAĞMIYOR YAĞMIYOR
Ö. EMİR DOĞAN
Ö. EMİR DOĞAN
MEB YÖNETİCİ ATAMA YÖNETMELİĞİ TASLAĞI 2018(2)
Mahmut Erol Kılıç
Mahmut Erol Kılıç
Şîrâz…
Muzaffer Gücer
Muzaffer Gücer
ŞEHİRDE İMECE
Aydın Ünal
Aydın Ünal
Kürtler, PKK ve Afrin
Salih Tuna
Salih Tuna
Mustafa Kemal´in şu yoldaşına bak sen
Aziz Erdoğan
Aziz Erdoğan
YETENEK HARİTASI
Müjgan Üçer
Müjgan Üçer
Türkülerimizi Unutulmaktan Kurtaran Kahraman Muzaffer Sarısözen (1899- 1963)
Salih Şahin
Salih Şahin
OSMANLI ARAPLARI NASIL SÖMÜRDÜ!
İbrahim KAYA
İbrahim KAYA
Kutlu Yolun Yolcusu: Mehmed Âkif
YUSUF KAPLAN
YUSUF KAPLAN
İlerleme putu ve zihnî felçleşme
S. Emrah GÖKTAŞI
S. Emrah GÖKTAŞI
Sivil toplum
Mehmet Şevket EYGİ
Mehmet Şevket EYGİ
Bir zata mektup
Tarık Sezai Karatepe
Tarık Sezai Karatepe
Roboski: Acının Tarifi Yok!
AKİF EMRE
AKİF EMRE
İran toplumunun gelecek tahayyülatı
İlhan Yüksel
İlhan Yüksel
SİZ HANGİSİNİ İSTİYORSUNUZ.?
Selahattin Çerik
Selahattin Çerik
Her gün KARA!..