Yusuf Kaplan


Zaman, kardeşliğimizi büyütme zamanı...

Zaman, kardeşliğimizi büyütme zamanı...


 

Türkiye, büyük sorunlarla seçimlere giriyor: Çözüm süreci, bu sorunların başında geliyor.

 

Önce şu tespiti yapayım: Eğer Kürt meselesini çözemezsek, “Alevî meselesi” diye bir sorunun icat edilmesini ve Türkiye’yi içinden çıkılmaz bir kargaşanın eşiğine sürüklemesini önleyemeyiz.

 

O yüzden çözüm süreci’nin, bütün tarafları dikkate alarak hızla yol alması, hayatî önem taşıyor.

 

“KİRLİ SİLAH SAHİBİNİ VURUR”

 

Önce ürpertici, özel bir hâdiseye dikkat çekerek bu konuya giriş yapayım.

 

Tetikçi Özgür Gündem gazetesi bu ürpertici başlıkla beni ve Ahmet Taşgetiren ağabeyi hedef göstermiş!

 

Ne kadar iğrenç ve ilkel bir yöntem bu!

 

Niçin böyle bir tehdide maruz kaldım?

 

Özelde Hüdapar, genelde bölgenin Müslüman halkı, hem ülkenin hem de bölgenin emniyet sübabıdır. Hüdapar, bütün kışkırtmalara rağmen kardeşlik ve sağduyu çağrıları yapıyor. Hüdapar’ın bu tutumu, PKK’yı bitirir, dediğim için.

 

Şiddete başvuran bir örgütün, bütün kışkırtmalara, zulümlere rağmen sağduyu ve kardeşlik çağrısı yapan aktörlerin ve söylemlerin karşısında varlığını sürdürebilme şansı olabilir mi?

 

Söylediğim bu. Ve kardeşlik ve sağduyu çağrısı yapmak ayrıca da.

 

ZULÜM KARŞISINDA SESSİZ KALAMAYIZ!

 

Birileri tehdit edecek diye, biz hakikatleri dile getirmekten vaz mı geçeceğiz, şimdi?

 

O zaman Müslüman olmamızın, Müslümanca bir dünya tahayyül etmemizin, dün olduğu gibi yarın da hakikatten süt emen, herkese kol-kanat gerecek, herkesin susuzluğunu giderecek, herkesin gölgesinden nasipleneceği hakikat medeniyeti tasavvur etmemizin bir anlamı olur mu?

 

O yüzden zulüm karşısında sessiz kalamayız. İlkem şu: Kim olursa olsun, hangi inanca mensup olursa olsun, mazluma ses vermek, Allah’ın emridir.

 

Zulüm, “karanlık” demektir çünkü.

 

Hem insanın hayatını karartır hem de hakikati.

 

KALBİM DURUR BENİM!

 

Bendeniz, kendimi düşünmüyorum!

 

Yasin Börü’leri, yüreği yangın yerine dönen ve bugüne kadar hep sessiz kaldığımız, ses veremediğimiz kimsesiz mazlumları düşünüyorum.

 

O yüzden Hakk’a teslim olmuş, fikir, oluş ve varoluş çilesi çeken, Müslümanların ve bütün mazlumların dertleriyle hemdert olan, bir mazlumun gözyaşını silmek için kıtalar ve kıtalar dolaşan biri olarak sadece Allah, Kerim, diyorum.

 

***

 

Bendeniz âcizâne tasavvuf erbabıyım.

 

Müslümanlar, sadece bu ülkenin çeşitli bölgelerinde değil, dünyanın dört bir tarafında zulüm altında inlerken, tasavvuf terbiyesi almış, kalbi incelmiş biri olarak, yüreğim dayanmaz bu tür zulümlere sessiz kalmaya.

 

Kalbim durur benim!

 

Hak, Hakikat adına zulme uğrayan Müslümanların meşreplerine bakmadan yanlarında olmayı vazife sayarım.

 

Zulme uğrayan Müslümanların yaşadıkları zulme sessiz kaldığımızda, bunun hesabını veremeyiz, diye inanırım.

 

KARDEŞLİĞİN KIYMETİNİ BİLELİM...

 

Son olarak çözüm sürecine ilişkin bazı gözlemlerde ve önerilerde bulunmak istiyorum.

 

Önce şu: Bir halkın dilini, kültürünü inkâr etmek, “bencillik” ve ilkelliktir. Bu, Allah’ın “âyet”ine ve adaletine de terstir.

 

Böyle bir sorunu yaşıyor olmak, farklı dilleri, dinleri, kültürleri hatta medeniyetleri 500 yıl adalet, hakkaniyet ve sulh içinde yaşatan tek küresel medeniyet tecrübesinin çocukları (?) olarak bize hiç yakışmıyor.

 

Kürt sorunu, Müslüman bir toplumun neden olduğu bir sorun değil; jakoben yöntemlerle bu toplumun tepesine inen, modernist, Kemalist ulus devlet’in ufuksuzluğunun, tepeden inmeciliğinin yol açtığı bir sorun.

 

Biz bu sorunu, aslında çok rahat çözebiliriz: Bu toplum, Osmanlı bâkiyesi 30’dan fazla etnik unsurun yaşadığı bir toplum. Ama öte yandan bu toplumun kahir ekseriyeti Müslüman. Ortak kimliği İslâm.

 

Böylesine büyük bir imkân varken, bizim, İslâmî kimliği ve duyarlılıkları güçlendirmek yerine, etnik kimlikleri kışkırtan laikliği hâlâ kutsamaya çalışmamız kendi ayağımıza kurşun sıkmamızla sonuçlanacaktı. Şimdi bu traji-komediyi yaşıyoruz işte.

 

Şunu unutmayalım: Bu toplumun ortak kimliği, sigortası İslâm’dır. Hangi meselede olursa olsun, İslâm’dan başka çıkış yolu aramak hüsrandır.

 

Geçmişte büyük yanlışlıklar yapıldı. Bu açık.

 

Ama şunu bilelim: Yalnızca HDP/PKK ile çözüm masasına oturmak, orta ve uzun vadede, büyük sorunların, çıkmaz sokakların eşiğine fırlatır bu ülkeyi.

 

Bölge halkı, Müslümandır. PKK/HDP, hem Kemalist/laik hem de Batılıların kolaylıkla kışkırtabileceği, kullanabileceği kaygan bir zeminde duruyor.

 

Çözüm sürecinin kalıcı olarak selâmetle nihayete erdirilebilmesi için, bölge halkının duyarlıklarını temsil eden, bölgedeki âlimlere, bilge insanlara, cemaatlere, diğer sosyal eğilimlere söz hakkı verilmelidir.

 

Unutmayalım: PKK/HDP, bölgenin jön-Kürdüdür.

 

Nasıl jön-Türkler, Osmanlıyı batırdılarsa, jön-Kürtler de, etnik kimliği İslâmî kimliğin önüne çıkarmakla, orta ve uzun vadede kardeşliğimize kurşun sıkıyor.

 

Son söz: Kardeşliğin kıymetini bilmeyenler, hem kendi kıyametlerinin tohumlarını ekerler hem de bu ülkeyi büyük felâketin eşiğine sürüklerler.



YAZARLAR