İbrahim Kahveci


Yoksulluk ve fakirliği istemek

Yoksulluk ve fakirliği istemek


Türkiye’nin ekonomik ortamı ‘an’ itibari ile nasıldır? Eminim birçok kişi buna olumsuz cevap verecektir. Eğer Serdar Ortaç gibi kamu bankasından kredi kullanıp, ödemeyince rahatsız da edilmiyorsanız çok daha güzel bakabilirsiniz.

Ama mesele stok durum değil.

Meselemiz beklentiler.

Bugün acılar çekebiliriz ama yarınımız iyi olacaksa...

İşte asıl mesele budur; yani beklentiler.

Şu anki sabit verilerle tabloya bakarsanız ülkeyi yöneten kadroların tamamını tasfiye ederdiniz. Hatta şöyle izah edeyim: 2001 krizinde şu anda yaşanan derin sıkıntıların daha sınırlı bölümünde bile hem iktidarı hem de muhalefeti sandıkta baraj altına itmişti seçmen.

Bugün çok daha sert işsizlik ve yoksulluk olmasına rağmen bu refleksi hiçbir şekilde göstermeyen bir Vatandaş profili var karşımızda.

Neden?

***

Dün TÜİK Temmuz 2020 işgücü verilerini açıkladı. Hatırlarsanız o aylarda normalleşmeye dönmüş ve adeta helikopterden dağıtırcasına para saçmıştık.

Kredi faizlerinin bile tek haneye düştüğü bir aydan bahsediyoruz.

Bakın ne oldu?

Temmuz ayında perakende tüketim yüzde 9,7 artış gösterdi. Tüketimde yaşanan bu artışa karşılık sanayi üretimi maalesef ayak uyduramadı ve yüzde 0,9 daralma yaşadı.

Üretimsiz tüketim...

Bu tablonun faturasını ödemeler dengesinde gördük. Temmuz ayında 1 milyar 943 milyon dolar olan cari işlemler açığı ağustos ayında 4 milyar 631 milyon dolara yükseldi. Yılın ilk 8 ayında toplam cari işlemler açığı 26 milyar 465 milyon dolara ulaştı.

Ama asıl sorun rezervlerde. Hem üretim yapamıyoruz ve tüketiyoruz Hem de güvensiz ve kötü yönetimle ülkeden döviz kaçışını engelleyemiyoruz.

Yılın sadece ilk sekiz ayında ülkeden çıkan net döviz tutarı 39 milyar dolara ulaştı.

Kısaca karşılıksız tüketimin faturasını döviz kaybı ile ödüyoruz.

İyi taraf şu: Önümüzdeki aylarda cari açık ve döviz kaybı azalacak

Kötü taraf şu: Yazın yaşadığımız balayının uzatmalarını oynuyoruz ama o da bitecek.

Yeniden durgunluk ve bunalım ekonomisine dönüyoruz.

Merkez Bankası faiz üzerinden izah edeyim: Tabelada faizin 8,25 olması ve şimdi de 10,25’e çıkartılması çok önemli değil. Merkez piyasaya verdiği paranın faizini 7,34’ten 11,64’e çıkarttı bile.

Tüketim imkanları giderek daha da kısılacağı artık aşikar.

***

Aslında ülke ekonomisinde de durum budur.

Bugün bazı saman alevi parlamaları olsa da genelde bunalım ve kriz içinde yaşıyoruz. Bu işin de mevcut yönetimle hiçbir zaman temelde düzelmeyeceği nerede ise kesindir.

Kesindir çünkü, ülke yönetimi müthiş bir savurganlık içindedir ve ele geçen her parayı verimsiz şekilde kullanmaktadır. Bu anlayış sürdüğü sürece kimse gelecekten umut beklemesin.

Ama umut bekleme noktasına bakıyoruz ki orada durum farklı.

Eğitim seviyesi ne kadar yükseliyorsa umut düzeyi o kadar düşüyor. Yine eğitim seviyesi ne kadar düşüyorsa işte orada da umut düzeyi yükseliyor.

Bu ne anlama geliyor?

Topluma sürekli umut pompalanıyor ama hiçbiri gerçekleşmiyor. “Hele siz bu kardeşinize yetki verin, bakalım dolar da faiz de ne olacak” diyoruz ama sonuç kocaman bir sıfır.

Geriye kala kala bir tek algı kalıyor.

Gerçeğe hükmünü kaybettirip algıya oynamak. Yani gerçeği saf dışı bırakıp tavada bir şey olmasa bile havadaki kuşları vaat etmek.

Ama havadaki kuşlar özgürdür ve göç etmektedir.

Topluma da daha çok işsizlik, daha çok fakirlik ve daha çok yoksulluk kalmaktadır.

Bütün mesele şudur: Bu kadar acı gerçeğe karşı toplum hala nasıl bu algıyla geçinebiliyor? Nasıl hala algı ile yola devam edebiliyor?

Müminler daha ne kadar fakir kalacak?

Karar Gazetesi 13 Ekim 2020 tarihli yazısının iktibasadır