Yeniden Bursa
Yeniden Bursa
Tarih: 4.11.2014 17:13:37 / 704okunma / 0yorum
İBRAHİM TENEKECİ

Geçtiğimiz cumartesi, Bursa vilayetini yazmaya çalışmıştık. Eksiklerimizi tamam etmek için tekrar `oraya` gitmeye karar verdik. Sessiz sedasız, kimseye söylemeden. Günlerden çarşamba.

Erkenden Bursa`dayız. Şehir tam manasıyla uyanmamış. İlk işimiz, Tahtakale`de çay molası vermek. Sokakta Cahit Çollak Ağabey`le karşılaşıyoruz. Böylece, iki buçuk milyonda bir ihtimal gerçekleşmiş oluyor. Sarılmalar, hayret ve sevinç ifade eden sözler. Kalp kalbi çekermiş. Aramadan da bulurmuş.

Muradiye Türbeleri`ni görmemiz lazım. Sultan İkinci Murat`ın yanı sıra birçok şehzadenin, sultanın dinlendiği yer. İlk gözümüze ve gönlümüze çarpan, isimlerin güzelliği: Mahi Devran Hatun, Bülbül Hatun, Gülşah Hatun, Hümâ Hatun, Şirin Hatun, Kamer Sultan, Safa Sultan, Alem Şah... Şehzadeler Mustafa, Mahmut, Musa, Orhan, Emir, Ahmet, Mehmet, Ali, Abdullah... Cem Sultan. En dokunaklısı da şu cümle: `Kime ait olduğu bilinmeyen bir çocuk mezarı.`

Türbeler restore ediliyor. İçlerine giremedik, dışardan baktık. Bu bile oradaki hüzne ortak olmamıza yetiyor. Selçuklu, bazı biçimsiz işleri Konya`da yapamaz, Kayseri ve Sivas`ta yaparmış. Osmanlı için Bursa da biraz öyle olmuş. Ne var ki, ölüm herkesi eşitliyor, masum kılıyor. Burada, Şehzade Mustafa ile Sultan Murat arasında herhangi bir fark yok.

İstikamet, şehrin diğer ucundaki Emir Sultan ve Yeşil. Her iki yeri de pek kalabalık bulduk. Otobüsler dolusu insan. Çoğunluğu öğrenci. Camilere, türbelere turlar düzenleniyor. Rehberler ve emekli öğretmenler, gençlere uzun konuşmalar yapıyor. Dikkat çeken ayrıntılardan biri de, tarihi eserlerin çevresinin estetikten uzak işyerleriyle dolu olması. O derin mimarinin, güzelim çinilerin hemen yanında plastik sandalyeler, masalar. Görüntü kirliliğine ve çelişkiye neden olan bazı malzemeler, dekorlar. Keşke buna bir çare bulunsa, yasal düzenleme getirilse. Başka türlüsü zor.

Buralardan bana kalan, asırlık servi ağaçları oluyor. Toprağa bağlılık konusunda ağaçlardan öğrenecek çok şey var.

Yeşil Türbe`nin yanı başındaki Yeşil Medrese, Türk-İslâm Eserleri Müzesi olarak kullanılıyor. Yapı, Çelebi Mehmet`in 1419 yılında inşa ettirdiği külliyenin bir parçası. Ne acıdır ki, müzede görevlilerden başka kimse yok. Böylece, tek ziyaretçi olarak, koca müzenin tadını çıkarıyoruz. Bursa`nın tarihi eserlerini gezmeye gelenlerin, getirilenlerin buraya uğramaması, kültür politikamızı ve gidişatımızı özetler mahiyette. İşin özüyle, esasıyla ilgilenmiyoruz. Sadece görüntü.

Müze, saklı cennet gibi. Sözgelimi Memlük Sultanı Berkok`un Yıldırım Beyazıd`a hediye ettiği büyük boy Kur`an-ı Kerim burada sergileniyor, korunuyor. On dördüncü yüzyıl. Müzenin her odası, salonu, ayrı bir dünya: Yazmalar, hat örnekleri, kıyafetler, kılıç ve kamalar, sikkeler, objeler, kitabeler, çiniler. Bursa`ya gelenlerin bunları görmeden gitmesi, eksikliğin de ötesinde bir durum. Tur düzenleyicileri, programlarını gözden geçirirlerse iyi olur.

Fırsat buldukça, yüksek yerlerden Bursa ovasını seyrediyoruz. Tanpınar`ın Beş Şehir`de keyifle ve uzun uzadıya anlattığı ova gitmiş, yerine bina ve fabrika ormanı gelmiş. Üzülmek ne kelime.

***

Bursa gezimizin ikinci bölümünü bir merak duygusu oluşturuyor. Bu ilin en küçük ilçesini görmeye gitmek. Büyükorhan`ı. Namı diğer Orhan-ı Kebir`i.

İlçenin merkeze uzaklığı seksen kilometre. Yolun büyük kısmı, karma ormanların içinden geçiyor. Orhaneli`ni geride bırakmamıza rağmen, Büyükorhan`la ilgili hiçbir tabelaya, trafik levhasına rastlamıyoruz. Aklımızda hep aynı soru: Yoksa yanlış yolda mıyız?

Nihayet, bir köyü gösterircesine, küçük bir işaret görüyoruz: Büyükorhan. Buradan gece geçmiş olsaydık, kesinlikle ilçenin girişini bulamazdık. Bu küçük levha, Bursa`dan beri ilçeyle ilgili gördüğümüz tek işaret. Yazık.

Tertemiz bir tabiatın içindeki Büyükorhan yolu, bize serinlik ve güzellikler sunuyor. Adeta insansız bir bölgedeyiz. Yol bomboş. İçimiz yıkanıyor, ruhumuz dinleniyor.

Nihayet ilçedeyiz. Otomobilimizi uygun bir yerde durduruyor ve `ilçe merkezi nerede` diye soruyoruz. Cevap kısa ve net: `Burası.`

Büyükorhan, 1987 yılında ilçe olmuş. O günden bu yana sürekli dışarıya göç veriyormuş. Merkez nüfusu iki bine kadar düşmüş. Düşüşün devam ettiği söyleniyor.

Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanan yerleri daha bir seviyorum. Burası da o beldelerden biri. İlçede hiç fabrika yok diyebilirim. Ağırlıklı olarak hayvancılık yapılıyor. Yerli ırklar.

Denizden yüksekliği sekiz yüz metre olan bu beldemiz, adeta unutulmuş. İhmal edilmiş. Tanışıp konuştuğumuz bilgili arkadaş, ilçe nüfusunun tamamına yakınının Karakeçili olduğunu söylüyor. İşte bu insanların bağlılık ve kanaat duygusu suistimale uğramış. Ekonomik kalkınma ve durmadan yükselen grafikler buraya uğramamış. Buna rağmen sitem ve şikâyet yok. Söylenecek ne çok şey var. En iyisi, susmak.

Kısa bilgi: Karakeçililer, Oğuzların Kayı boyuna mensuptur. Malazgirt`ten hemen sonra Anadolu`ya gelip yerleşmişlerdir. Kimi yerlerde Yörük, kimi yerlerde Türkmen olarak anılırlar.

Ve Oğuzların Üçoklar kolundan gelen Kınık aşireti. Türkiye`de Kınık adını taşıyan çok sayıda yerleşim yeri bulunuyor. Ankara`dan Afyon`a, Balıkesir`den Konya`ya kadar. İşte bu köylerden biri de Büyükorhan ilçesine bağlı. Gelmişken görmemiz gerekiyor. Köyün ilçe merkezine uzaklığı sekiz kilometre. Gidelim.

Kınık köyü, bir yamaca kurulmuş. Yerleşim, hilal biçiminde. Hayvancılık yapıyorlar ve çilek yetiştiriyorlar. Köy, 1530 tarihli kayıtlarda, defterlerde geçiyormuş. Bu kadim durum, köy insanına ağırbaşlılık olarak yansıyor. Büyükorhan gibi, burasının da nüfusu hızla düşüyor. Ekonomisi de öyle. Kınık, önceden belediyeymiş. Şimdi `büyük köy.` Bir de soru: Köyün gençleri nerede?

Evinin önünde, kötü ve kör bir çakıyla dal yontmaya çalışan bir çocuğa rastlıyoruz. On yaşlarında. Adı Bayram. Ona iyi bir Maraş bıçağı hediye ediyorum. Nasıl seviniyor, anlatamam. İnanamıyor. Bir bize, bir bıçağa bakıyor. Güzeldi, daha güzel oluyor. Gitmek ile kalmak arasında bocalıyor. Sonra sevinerek gidiyor. `Bıçak bulmuş Yörük çocuğu gibi sevinmek` diye eski bir deyim vardır. Bu sevinci canlı olarak görüyor, yaşıyoruz.

Buralarda Rum nüfus da çokmuş. Savaş ve mübadele nedeniyle ayrılmak zorunda kalanlar, tekrar geri dönmek umuduyla, değerli eşyalarını dağlara, mağaralara saklamışlar. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Geç oldu, artık dönelim.

Anahtar Kelimeler: Yeniden, Bursa
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Rahmet ile zahmet arasında (16 Eylül 2018 - Pazar)
Şiddet ile inayet arasında (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
Yazamamak (09 Eylül 2018 - Pazar)
Kitaplar, dergiler ve son durum (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Gurbetten sılaya doğru (02 Eylül 2018 - Pazar)
Ortak kader (24 Ağustos 2018 - Cuma)
Onur meselesi (15 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Ayrı dünyalara ait iki kavram (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Yazmış bulunduk (22 Temmuz 2018 - Pazar)
İzzet bize, zillet size (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Kaderimizin merkezi (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Doğru ve düzgün olmak (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Olması gereken (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Yer isimlerinin peşinden gitmek (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Şimdi (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Bütünlüğü korumaktan yanayız (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Benzersiz bir dönem (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
Kıymet ve kıyamet (09 Haziran 2018 - Cumartesi)
Taşınmak (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Yaşanan ve yansıyan (02 Haziran 2018 - Cumartesi)
Tatsız bir durum (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
Kalbî beraberlik, çıkarsız birliktelik (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Bazı yeni konular (23 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Halimizden memnun muyuz? (19 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Uzun bir gün (16 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Tarih dönüyor (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Dostluk nedir? (09 Mayıs 2018 - Çarşamba)
İbrahim Karagül için (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
Bir kelimeden (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
İçten bir seda (08 Nisan 2018 - Pazar)
Ülkü Tamer için (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Sahafnâme (01 Nisan 2018 - Pazar)
Gençlik nereye gidiyor? (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Birkaç şey birden (24 Mart 2018 - Cumartesi)
Dünya Su Günü (21 Mart 2018 - Çarşamba)
Dünya Ormancılık Günü (18 Mart 2018 - Pazar)
Son günlerde (15 Mart 2018 - Perşembe)
Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır (07 Mart 2018 - Çarşamba)
İnsana ümit veren konular (04 Mart 2018 - Pazar)
Yıkıcı değil, yapıcı olalım (25 Şubat 2018 - Pazar)
Varlığımıza musallat olanlar (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Kıymetli bir çabaya şahitlik etmek (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Sultan Abdülhamid Han´ı anmak ve anlamak (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Millî uyanış (12 Şubat 2018 - Pazartesi)
Aklı karışıklar için kılavuz (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Vatandan yana olmak... (01 Şubat 2018 - Perşembe)
Dün, bugün, yarın (26 Ocak 2018 - Cuma)
Hayatın her yeri (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
Kısaca (19 Ocak 2018 - Cuma)
Yolda olmak (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Edebiyat ve hayat (05 Ocak 2018 - Cuma)
Yeniden millet oluyoruz (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Millete sadakat ümmete vefa (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
Elbette Filistin (22 Aralık 2017 - Cuma)
En küçük adım bile (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Daima Kudüs (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Aklıma ilk gelenler (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Bütün bu olaylar (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Ben, Öteki ve Ötesi (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Eski Vatan (28 Kasım 2017 - Salı)
Bize düşen, düşmemektir (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Kazandıkça kaybetmek (19 Kasım 2017 - Pazar)
Türkiye nedir? (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Kirli dil, kibirli hâl (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Gençliğimizin kahramanları (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmış bulunduk (20 Ekim 2017 - Cuma)
Bir kütüphane kurmak (17 Ekim 2017 - Salı)
Millet dersine çalışmalıyız (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmadan önce (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
Altı çizilenler (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Yolculuğumuz (22 Eylül 2017 - Cuma)
Dengemizi koruyalım (19 Eylül 2017 - Salı)
Kırsalda neler oluyor? (15 Eylül 2017 - Cuma)
Bir mesele (07 Eylül 2017 - Perşembe)
Üzücü ve şaşırtıcı olan (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Görülen lüzum üzerine (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz (27 Temmuz 2017 - Perşembe)
Vatanı vatansızlara bırakmadık (11 Temmuz 2017 - Salı)
İyilerle birlikte olmak (07 Temmuz 2017 - Cuma)
İyilik berekettir (03 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Türkiye, müşterek derdimizdir (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
Aslımızdan kopamayız (02 Haziran 2017 - Cuma)
Kırk yıllık hatır (24 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Tek tesellimiz (12 Mayıs 2017 - Cuma)
Son günler için (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
BAHAR (05 Mayıs 2017 - Cuma)
Kazanırken kaybedilen (25 Nisan 2017 - Salı)
KISACA (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Yeniden niyet etmeliyiz (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
Yeminli düşmanlık (24 Mart 2017 - Cuma)
Dünden devam (17 Mart 2017 - Cuma)
Hayat ve bereket (15 Mart 2017 - Çarşamba)
Bize gelen, bizimle giden (06 Mart 2017 - Pazartesi)
Yirmi yıl sonra (04 Mart 2017 - Cumartesi)
Yapmak ile Yıkmak (24 Şubat 2017 - Cuma)
Arkadaşlık (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Nerede duruyoruz? (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Pullarımız (07 Şubat 2017 - Salı)
Güzellik (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Dert söyletir, derman susturur (27 Ocak 2017 - Cuma)
Bize düşen vazife (17 Ocak 2017 - Salı)
Kar (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Buradayız, bekliyoruz (10 Ocak 2017 - Salı)
Sağlam duralım (23 Aralık 2016 - Cuma)
Evlatlarımız (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Türkiye bir mesuliyetin adıdır (20 Kasım 2016 - Pazar)
Saygı ile sevgi (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
Fitne ateşi (21 Ekim 2016 - Cuma)
Son durum (14 Ekim 2016 - Cuma)
Türkiye´yi savunmak (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Devletin ve milletin bekâsı için (18 Ağustos 2016 - Perşembe)
15 Temmuz 2016 (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
Göz gördü, gönül sevdi (14 Temmuz 2016 - Perşembe)
Dünyanın çivisi (30 Haziran 2016 - Perşembe)
Güzel bir kitap (17 Haziran 2016 - Cuma)
Hak ve Bâtıl (14 Haziran 2016 - Salı)
Yapan, yaptınız diyendir (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Kâğıt, kalem ve sosyal medya (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Fitne (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Ne durumdayız? (16 Kasım 2015 - Pazartesi)
Akan kan, yükselen kin (26 Ağustos 2015 - Çarşamba)
Kenan Evren öldü (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Kültür meselemiz (23 Nisan 2015 - Perşembe)
Oyunu bozmak zorundayız (21 Nisan 2015 - Salı)
Kıyamet değil, kıyam (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Siyaset ve millet (30 Mart 2015 - Pazartesi)
Bir hilal uğruna... (24 Mart 2015 - Salı)
Bu bir gezi yazısıdır (10 Mart 2015 - Salı)
Bugün (28 Şubat 2015 - Cumartesi)
Söz vermek, almak... (27 Şubat 2015 - Cuma)
İmha ve ihya (09 Şubat 2015 - Pazartesi)
Yoldaki işaretler (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Sözün özü (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Sözün namusu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
İnsan insanın aynasıdır (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Dostluk ve düşmanlık (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hepimiz tehlikedeyiz (12 Ocak 2015 - Pazartesi)
Sarıkamış için (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Bıldır (04 Ocak 2015 - Pazar)
Son zamanlar (01 Ocak 2015 - Perşembe)
Sana kalpten soruyorlar (28 Aralık 2014 - Pazar)
Bir insana sarılmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Yerli ve millî olmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Tarihte bugün (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Gerçek Hayat (30 Kasım 2014 - Pazar)
Geçici menfaatler, kalıcı anlamlar (28 Kasım 2014 - Cuma)
Yaşatırsanız, yaşarsınız (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Kudüs için (20 Kasım 2014 - Perşembe)
Ağaçlar ve odunlar (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Anadolu Gençlik Derneği (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Zengin çeşit, fakir insan (11 Kasım 2014 - Salı)
Duâ Tâneleri (07 Kasım 2014 - Cuma)
Yoksulun sırtı, zenginin karnı (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Türkiye`ye inanmak (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bursa`nın kıymeti (28 Ekim 2014 - Salı)
Türkiye, umudun yurdu (23 Ekim 2014 - Perşembe)
Yüksek hayat tecrübesi (16 Ekim 2014 - Perşembe)
Olmadı (12 Ekim 2014 - Pazar)
Batı bataklığı (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Acı gerçek, tatlı yalan (07 Ekim 2014 - Salı)
Doğan ölür, yapılan yıkılır (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ölüm var (21 Eylül 2014 - Pazar)
Kalbin betonlaşması (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Kıymet, bilinmek ister (09 Eylül 2014 - Salı)
Kardeşlik âdabı (05 Eylül 2014 - Cuma)
Kitabın ahlakını korumak (05 Eylül 2014 - Cuma)
Birinci Meclis Ruhu (03 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ancak birlikte başarabiliriz (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Kardeşime dokunma! (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Değişen bir şey var mı? (20 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Birlikte dirlik vardır (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
Fesadın işi: Haset (15 Ağustos 2014 - Cuma)
YARIN (10 Ağustos 2014 - Pazar)
Yolda olmak... (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hatırla ve sıkı tut (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Merhamet etmek (03 Ağustos 2014 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Güleryüzlü olmayan bir kişi, dükkan açmamalıdır.

Konfüçyus