Yeni Türkiye ama nasıl?
Yeni Türkiye ama nasıl?
Tarih: 11.9.2014 18:01:22 / 731okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

Yeni Türkiye`nin anahtarı `Yeni Anayasa`dır. (Bu anayasanın omurgasını hangi zihniyet belirleyecek? Mühim çünkü kurumlar buna göre vücut bulacak.) Çünkü mevcut anayasa bir darbe mahsulüdür. Buna iktidar karşıdır, muhalefet karşıdır, halk karşıdır. Zaten yüz yerinden delinmiştir.

 Ama hâlâ statükoyu o temsil eder.

 `Yeni Anayasa` demek yeni bir `toplumsal uzlaşma` demektir. Bu uzlaşmanın sağlanması için tüm taraflar biraraya gelmelidir.

 Partiler, iş çevreleri, sendikalar, STK`lar, yani ne kadar güç odağı varsa hepsinin çorbada tuzu olmalıdır.

 Altmış maddede uzlaşıldı deniyor. Bunlar suya sabuna dokunmayan maddeler. Kritik konulara gelince kıyamet kopacak.

 Bu konuların başında `çözüm süreci`ni noktalayacak `Kürt meselesi` gelmektedir.

 Burada akla uygun bir anlaşma olursa `Yeni Anayasa` yapılmış demektir. Bu metne ordu dahil her güç odağı `gönül rızası ile` imza atmalıdır.

 O zaman Türkiye rahatlar, önü açılır.

 `Ne yapalım, muhalefet yan çiziyor, Kürtler yanaşmıyor` demek yakışık almaz. Süreç uzayabilir. Sabırla çalışmalı, masadan kalkmamalıdır. En nihayet bu bir partinin değil ülkenin meselesidir. Demokrasilerde çare tükenmez. Çözüme takoz olanlar yurtsever değildir. Türkiye bunu yapamazsa `kâht-ı rical` var demektir, tedavisi yıllar alır.

 `Kanun yapıyorsun ama uygulamıyorsun` dememeli. Altında imzası olanlar bir gün gelir hesaba çekilir (Misal: Evren)

 Şöyle bir düşünce dolaşıyor ortalarda. Efendim `Yeni Anayasa` çıkmaza girerse, Ak Parti seçimlerde anayasayı değiştirecek oyu alırsa, kendi anayasasını referanduma sunar, kabul edilirse mesele biter.

 Hayır, bitmez.

 Onun adı `milletin anayasası` değil `Ak Parti anayasası` olur ki, her attığı adımda ayağına takılır. Ne dedik: Anayasa bir toplum sözleşmesi olmalıdır.

 Lafı uzatmayalım. Zamanı gelince bu konuda yeterince tartışma olacaktır.

 İkinci mesele `Yeni Türkiye`nin hangi zihniyet üzerinde yükseleceğidir. Şimdilerde (ben dahil) yeni hükumete akıl verenler, yol haritası çizenler çoğalacaktır. Şurası bilinmeli ki bu iş gazetecilere düşmez. Sayın Davutoğlu da `Filozof Başkan` sözünü reddetmelidir. Türkiye`de filozof var mı acaba? Cumhuriyet dönemi Atatürk ilke ve inkılapları ile hedef belirledi; bunu `altı ok` ile dile getirdi. Tepeden inme devrimin ceberrut uygulamaları tutmadı. Ama şunu gözden ırak tutmamalı. Ülke Osmanlı`dan itibaren gözünü Batı`ya çevirmiş ve modernleşmeye evet demiştir. Türkiye geçen yüz yıl içinde bayağı modernleşmiştir. Ancak dış görünüşte insanlar modern olsa da içleri Müslümandır (Diyanet`in son araştırmasına göre oruç tutanların oranı %80, kurban kesenlerin oranı %84). Bazı hocaefendiler bu Müslümanlığı beğenmiyor, onlara cehennemin yolunu gösteriyor. İnsaf, merhamet, şefkat, irşat nerede kaldı? Cenab-ı Hakk hidayet versin diye dua etmek gerekmez mi?

 Sayın Tayyib Erdoğan konuşmalarında emperyal bir dil kullanıyor ki, gayet yerindedir. Bosna`dan Haleb`e, Kafkasya`dan Filistin`e selam gönderiyor. Ama bu vizyonun altını iktisatla, siyasetle ve fikriyatla doldurmak lazım. Yoksa herşey retorikte kalır.

 Amerikan `hayat tarzı`nın hegemonyası altındayız. Bütün dünya öyle. Öncelikle `tüketim ekonomisi`nin terkedip, kökü İslam`da olan `kanaat ekonomisi`ne geçmemiz lazım.

 Radikal atılımlar dışında bu hegemonyadan kurtulamayız. Meselâ tarıma dönmeliyiz. Bence sonunda tüm dünya tarıma dönecek ama inşallah o zaman iş işten geçmemiş olur. Bisküvi, battaniye vb. üretiminden daha ince işlere, elektroniğe falan yönelmeliyiz. Tabii bu işler benim gibilerin işi değil.

 Ben şunu görüyorum: Türkiye son otuz yılda bir yandan modernleşiyor, bir yandan dindarlaşıyor. Bu bir tenakuz, ama gerçek. Sosyal bilimcilerin bu konuda çalışması lazım, ama önce İslâm`ı öğrenmeliler.

 Bilimde, felsefede, sanatta hangi akla hizmet edeceğiz. Biz dursak, hayat durmuyor. Bakınız kubbeler ve minareler şehri İstanbul`un sur içi karşısında, Maslak`ta bir gökdelenler şehri oluşuverdi. Aralarında tek bir minare yok. İkisi de İstanbul.

 İşte zurnanın zırt dediği yer.

 İkisini birarada mı yürüteceğiz, yoksa birini mi tercih edeceğiz? Geçen zaman bize gökdelenlerin galip geleceğini gösterdi. `Yeni Türkiye`yi düşünmek bu `arada kalmışlık`tan nasıl kurtulacağımızı düşünmektir.

 Bir `zihniyet devrimi` olmaksızın Yeni Türkiye ham hayalden öte gidemez.

 Ahmet Davutoğlu devrimin filiz verdiğine işarettir. Gayret bizden, tevfik Allah`tan.

Anahtar Kelimeler: Yeni, Türkiye, ama, nasıl
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
MADALYA (11 Ekim 2018 - Perşembe)
Mânalı hayat (04 Ekim 2018 - Perşembe)
Kalbin akletmesi (27 Eylül 2018 - Perşembe)
Hayat zor (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
‘Söz´ün gücü (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Çorbada tuzum olsun (29 Ağustos 2018 - Çarşamba)
İnsan nereye koşuyor? (18 Ağustos 2018 - Cumartesi)
Yalnız ölüm (01 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Roman diliyle iktisat (25 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Eskiler alıyorum… (18 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Aidiyet (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Çıkmaz sokak-geçer akçe (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Ceviz ile sincap (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Tatil programı (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Elveda zamanı (06 Haziran 2018 - Çarşamba)
Haddini bilmek (30 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Kıssadan hisse (24 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (17 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Piyasa (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Tanrı misafiri (25 Nisan 2018 - Çarşamba)
İnsanı tanımak (12 Nisan 2018 - Perşembe)
İnsanı tanımak (29 Mart 2018 - Perşembe)
Tarihi yapanlar ve yazanlar (15 Mart 2018 - Perşembe)
Yara (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Mesele (28 Şubat 2018 - Çarşamba)
BEYAZ (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Sarışın (09 Şubat 2018 - Cuma)
Mus­ta­fa KUT­LU (02 Şubat 2018 - Cuma)
Ahlâk ağacı (25 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (2) (18 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Kar yazısı (27 Ocak 2017 - Cuma)
Devlet ve şahsiyet (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Televizyonda evlilik (13 Ocak 2017 - Cuma)
“Hemşehrilikten feragat” (06 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Güle dair (21 Mayıs 2015 - Perşembe)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Köprü ve göç (18 Şubat 2015 - Çarşamba)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Kırk milyon fidan (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Sarnıçlara dönmek (04 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Cahillerle girdiğim her tartışmayı kaybetmişimdir.

İMAM-I AZAM (R.A)