Gülşah Akkaş Yaman


YAZAR FATMA PEKŞEN ABDULLAH PAŞA KONAĞINI BİZE ANLATTI

YAZAR FATMA PEKŞEN ABDULLAH PAŞA KONAĞINI BİZE ANLATTI


Geçtiğimiz hafta Divriği ziyaretim esnasında Abdullah Paşa konağını gezeme imkanım oldu. Sonrasında çok fazla emeği geçen kıymetli Yazar Fatma PEKŞEN hanımefendi ile konağa dair sohbet gerçekleştirdik. Çok güzel hazırladığı gibi kelamında ustası olan hocamız çok da güzel anlattı:

“Herkesin memleketi kendine Bağdat” derler eskiler. Hakikaten benim memleketim de benim Bağdat’ım, can suyum, oğlum, kızım, sızım… Salâm, güz güneşim, gözem!

Belki bin yıl önce doğmuşum içinde, belki de eğri büğrü sokaklarında biteviye dolanan bir marazlıyım. Sevdam, gamım, her dem hasretim, her şeyim, çok şeyim; belki de kendim!

Öyle bütünleşmişim ki dünyaya gözümü açtığım yerle; o ben olmuşum, ben de o!

Yazısı silinmiş çeşme kitabesi de hüznüm, yanının üstüne devrilmiş sahipsiz bir mezar taşı da.

Hasbelkader eli kalemli olup da, Dumluca’dan esen yelinden, Çaltı Çayı’nda coşan selinden haberdar olunca, toyhanelerdeki toylarından, şehre hâkim bir noktadan ilçeye hükümranlık eden Ulucamii’nden beslenince, deli taylar misâli şaha kalkmıştı yüreğim.

Dinledim çokça. Cümle yüzü buruşukların eteğine diz çöktüm. Çil bürümüş eller öptüm. “Öğretin bana kendinizi, öğretin bana ezelden aşina olduğum yurdumu” dedim.

Diller kelama durdu, sözler kaleme vurdu. Nice sular aktı, duruldu. Gün geldi vakit çattı -biz kendimizi öyle görmesek de- küçük şehrimizin aksakalları arasında sayıldık. Danışılır olduk, görüşülür olduk.

İşte bunlardan biriydi Abdullah Paşa Konağı’nın ikinci kez dünyaya gelişi. Mimari zengini ilçemizin restore edilen konaklarında, Ahi ruhuyla hizmet eden Hüma Hatun Sokağı’nın kuruluşunda hizmetleri bulunan Meral Avcı Delipınar ile buluşup, oda oda gezerek tasarlamıştık neler yapabileceğimizi.

Yöresel giysilerimizi sergileyecek, ilçeyle ilgili kitaplarımızı tanıtacak, hamam odası yapacaktık. Ulu Camii desenlerinin kullanıldığı çini, seramik, yağlıboya, kumaş baskı işlerini sergileyecek, modernize edilmiş giysilerle sunumlar oluşturacaktık.

Pencere perdelerinden sedirlere, dantelden kanaviçeye kadar pek çok ayrıntıyı, memleketimizin öz geleneklerini yeniden canlandıracaktık. Birden gelen coşkuyla, “ben de lohusa odası hazırlayayım” demiştim o toplantıların birinde.

Bizlerin İstanbul ayağı olan Orhan ve Meral Delipınar tarafından alt kata ipek dokuma tezgâhları getirtilecek, ilçede ipek böceği üretimine geçilecekti.

Çiftimiz, aslında var olan ama epeydir unutulmuş olanı canlandırıp, ilçe kadınlarına yeni bir iş kapısı açacaklardı. İşte bu yüzden ipekçiliğe uygun dut ağaçları getirttiler, uygun yerlere diktirttiler.

Birkaç yıl öncesinden planlanan bu çalışma, geçen kış Meral hanımın vefat etmesiyle ani bir sarsıntı geçirdi. Butik otel olarak tasarlanan tarihi konak, “şimdi ne olacak?” düşüncesine gark etti bizleri.

1902 yılında Köse Mustafa Paşa’nın sülalesinden, son Osmanlı paşalarından Abdullah Paşa tarafından yaptırılan konak, uzun süren harabelikten sonra, aslına uygun olmasına gayret edilerek elden geçirilmişti. Zaman içinde hastane, hapishane, karakol binası olarak da vazife yapmış olan heybetli bina şimdi ne olacaktı?

Derken Mengücek Vakfı’nın maddi desteğiyle, halktan gelen bağışlarla, Sivas Olgunlaşma Enstitüsü’nün, İstanbul Feneryolu Halk Eğitim Merkezi’nin, Divriği Seramik Atölyesi’nin titiz çalışmalarıyla yeniden hayat buldu. Hepsini gerçekleştiremesek de bir kısmını uygulayabildik. Balmumu heykeliyle Meral Hanım için bir de anı odası hazırlandı. Özel eşyaları, fotoğrafları, takılar, kitapları…

Bendeniz de söz verdiğim üzere, -istediğim gibi olmasa da- neslin devamının sağlayan “ana”lığın ilk evresini, çoğu unutulmuş olan doğum-lohusa-bebek geleneğimizi anlatmaya çalıştım.

7-Ağustos-2021 günü açılışı yapılan konak, o günden beri ziyaretçi akınına uğramış vaziyette. Dileriz ömrü uzun olur.

 



YAZARLAR