Yaz okulunda irfan dersleri
Tarih: 6.8.2018 18:27:05 / 235okunma / 0yorum
Mahmut Erol Kılıç

Yaz ayları, kuzey yarım kürenin akademik câmiâsının hem hocalarının ve hem de öğrencilerinin bir tür dinlenme ve gezme fırsatı yakaladığı aylardır. Derslere yaz tatili dolayısı ile ara verildiği için bir nebze de olsa masadan kalkma, kitaptan ve evraktan kafayı kaldırma, odadan çıkma, tabiatı ve gündelik hayatı müşahede etme, sahaya inme v.b. gibi imkanları sunar onlara. Hakikatte bunlar da yine “ilmi” birer faaliyet olmaktadır. Hz. Peygamberimiz´in ilim insanın uykusunu bile ibadet mertebesinde saymasını aynı bağlamda değerlendirebiliriz.
Yurtdışında pek çok üniversite yaz tatili günlerinde öğrencilerine hem dinlenme ve hem de ilgilendikleri sahayı yakından tanımak için oralara seyahat etme imkanı sunarlar. Ülkemizde ise ancak bazı dernekler bu tür faaliyetler organize ederler. Felsefecilerin Assos´ta, edebiyatçıların Ayvalık´ta, astrologların Bodrum´da, alternatif tıpçıların Antalya´da v.s. bir araya gelişleri böylesi çabalardır. Bazı üniversiteler ise daha çok yabancı öğrenciler için Türkçe dil eksenli yaz okulları açarlar.
Geçtiğimiz iki hafta boyunca da İstanbul´da Üsküdar Üniversitesi´ne bağlı Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü´nce Yaz Okulu (Summer School) düzenlendi. Gerek yurtiçinden ve gerekse yurtdışından 150´ye yakın öğrencinin kaydolduğu bu programın derslerini aralarında bendenizin de bulunduğu bazı yerli ve yabancı hocalar yürüttü. Mesela William Chittick vardı, Sachihiko Murata vardı, James Morris vardı v.s. (Bazı gazeteler kendileri ile röportajlar da yaptılar, okumanızı tavsiye ederim). Kayıtlı öğrencilere verilen özel derslerin yanısıra iki kere de herkese açık yarı-ilmi sohbet programı yapıldı. İşte onlardan birinde irticali olarak yaptığım konuşmada paylaştığım şeyleri şu sıcak yaz günlerinde size de sunmak isterim. Belki de bir nebze ferahlamamızı sağlar.
Dedim ki; Dostlar sizlere iki misal vermek istiyorum.
Gençliğimde bazı üstadlardan geleneksel ilimler tahsil ederken aynı zamanda geleneksel sporlarla da ilgilenmiştim. Bu minvalde Karate´nin Nanbu-do sitilinde siyah kuşağa kadar yükseldim. Federasyon´un olmadığı yıllar olduğu için Japonya´daki merkez için imtihanları hocaların hocası Namık Ekin hoca yapardı ve diplomalar Japonya´dan gelirdi (Bizimkisi nedense 35 senedir hala gelmedi?).
Malum olduğu üzere Japonya´nın Okinawa adasında Zen Budizm´e bağlı rahipler yaşardı. Bunların bir doktrinleri ve buna göre inisyatik eğitimleri vardı. Bu eğitimleri içerisinde, en büyük düşman olan nefs ile mücadeleyi teatral olarak şekillendirdikleri fiziksel hareketler bütününe “katalar” denirdi. Bu hareketler herhangi bir silah kullanmaksızın boş elle yapıldıkları için; kara: “el”, te: “boş” manalarından oluşan Karate denilen bir nefsi tanıma ritüeli meydana geldi.
Yıllar sonra yolu o adaya düşen batılı adam bunu aldı, batıya getirdi ve salt spor haline dönüştürdü. Böylece kutsallığı kayboldu, bir müsabaka, bir kavga sporuna dönüştürüldü ve ardından Holywood filmlerine malzeme yapıldı
İkinci misalimi mevlevîhâneden vermek istiyorum. Derviş denilen bir gurup hakikat arayıcısı Hakk´ı tevhîd etmek için tevhîdhâne denilen bir mekanda toplandılar. Aynı zamanda O mükemmel işiticinin (Ve hüves-Semi´) mukabil kelamını işitmek için de bir araya gelmiş olduklarından buraya “işitmehâne” yani “semâhâne” de denilirdi. O işitmenin gerçekleşmesi için ise belirli hareketler yaparlardı. Tıpkı namazın da bir bakıma hareketlerden meydana gelmesi gibi. Benzetmelerimi lütfen yanlış anlamayınız, aslında belirli hareketler ruh çağırma seanslarında kullanılır. Mesela namaz hareketleri de bir ruh çağırma seansıdır. Namaz hareketleri ile namazın ruhu oraya çağırılır. Olmazsa o zaman “Feveylün lil-musallîn” olur.
Bu dervişler de kapalı bir mekanda, mekanın kapısı hâricilere kapatılarak, tek bir çerağ uyanık bırakılarak zikrederler. En evrensel hareketlerden birisi olan dönme hareketini yaparak kozmik dönüşe katılırlar. Gözlerini kapamadan “Allah” diyerek dönerler.
Maksadım şu: Mevlevi dervişleriyle beraber o cümbüşe, o işitme seansına ya bizzat iştirak edersiniz veyahut etmezsiniz. Kısacası ya semâ edersiniz, ya etmezsiniz. Yani semâın izleyicisi olmaz. Bir gösteri sanatı değildir ki izleyicisi olsun. “Bak şu soldaki çocuk ne güzel dönüyor, sağdakinin tennuresi ne güzel açılıyor” gibisinden yorumlarla sanki at yarışı izlerkenki sen şu ata oyna ben bu ata gibisinden bir şey olamaz. Kutsallığından soyulan her hareket maddeleşir ve ardından ölür. “Rûha gıda, câna şifâ” olamaz artık.
Zaman içerisinde hususen Galata Mevlevihanesi´ne yakın bazı yabancı misyonların bu ritüeli izleme ısrarları üzerine önce “Züvvâr maksûresi” denilen bir küçük bir ziyaretçi köşesi ihdas edilerek bugünlere gelinmiştir. Bugün bu köşe oldukça kalabalıklaşmış, spor salonu haline gelmiş ve sırf gayr-ı Müslimler için olmaktan çıkmıştır artık. Namazlarında “Hamdedeni Allah İşitir” (Semiallahu limen hamide) diyen Müslümanlar da Sema´ın izleyicisi olmuşlardır artık. Ama “İşitenler” ancak semâ edenlerdir.
Bu gidişle namaz kılanların da sadece izleyicisi olacaklar. Sultanahmet Camisi´nin ziyaretçi mekanı her geçen yıl büyüyor. Eskiden sadece turistler izlerdi şimdi şehir dışından gelen Müslümanlar da izlemeyi tercih ediyor. Unutmayalım ki futbolda adamı önce yedek kulübesine gönderirler sonra da tribüne (Orada da rahat durmayanı stattan atarlar).
Hasılı gerek Okinawa adasından çıkartılarak kutsallığından soyulan bir ritüelin sporlaştırılması ve gerekse mevlevihaneden çıkartılarak kutsallığından soyulan sema´ın dans gösterisi haline getirilmesi kutsal-karşıtı modernitenin bidatleridir.
Buradan tasavvuf araştırmacılarına da bir pay çıkarmak istiyorum. Kendi payıma konuşuyorum, tasavvuf akademisyenleri, karate müsabakasını veyahut semâ gösterisini tribünden izleyen kimselerdir. Bizzat karate veyahut sema yapmıyoruz, arkadaşlar. Biz adeta müsabakaları yorumlayan maç anlatıcısı kimseleriz. İbn Arabi mi daha güzel dönüyor, yoksa Mevlana mı gibisinden size haberler geçen tv yorumcularıyız adeta.
Gerçek sûfi, sûfiyim dahi demez. Kendini gizler, zira yolu sır yoludur. Allah bilinmekliği diledi ve o kişiye onu açtı. O muayyen kişiye açtı bunu, yani mahrem bir ilişkidir bu.
Dolayısıyla akademide tasavvuf çalışmak hem çok zordur ve hem de paradoksaldır. Belki de ilmi sahaların içerisinde bu bakımdan en zor konulardan birisidir. Çünkü, aslı sır olan bir şeyi siz nasıl açıklayabilirsiniz ki?.
Çekirdekten istihbaratçı olmayan birisi MİT hakkında kitap yazar mı? Yazarsa o kitapta anlatılan MİT midir? Kıyası sen yap.

Anahtar Kelimeler: okulunda, irfan, dersleri
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Düşünce sentezi yapabilmek (13 Ağustos 2018 - Pazartesi)
Düşüncesiz aksiyonerlik (30 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Metodik yanlışa devam (23 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Psikopatlar ve din (16 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Aynoroz Adası´nda II (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Aynoroz Adası´nda -I (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Esas olan devletin bekâsıdır.. (28 Haziran 2018 - Perşembe)
Köpek yavruları ve biz (17 Haziran 2018 - Pazar)
Kadir kıymet bilmek (11 Haziran 2018 - Pazartesi)
Son 10 gün (05 Haziran 2018 - Salı)
İmparator Marcus (28 Mayıs 2018 - Pazartesi)
Sabır ve oruç (21 Mayıs 2018 - Pazartesi)
Sanman taleb-i devlet u câh etmeye geldik… (09 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Anadolu erenlerini bir bir kaybederken… (02 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Geleneksel tıp üzerinden ideolojik okumalar (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
Tasavvufun içini boşaltan şeyhler (27 Mart 2018 - Salı)
İslâm´ın içini boşaltan Müslümanlar (21 Mart 2018 - Çarşamba)
Gençleri doğru yöneltmek (25 Şubat 2018 - Pazar)
Şîrâz… (06 Şubat 2018 - Salı)
Sofra sırları (29 Ocak 2018 - Pazartesi)
Bana göre İran´da ne oluyor? 2 (23 Ocak 2018 - Salı)
Bana göre İran´da ne oluyor? 1 (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Bir ilmin nefsi müdâfaâsı (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Müslüman Biblicalistler (27 Aralık 2017 - Çarşamba)
Mevlânâ endeksi (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mevlânâ endeksi (21 Aralık 2017 - Perşembe)
Dış politikada büyük oynamak (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Arap dünyası nereye gidecek (20 Kasım 2017 - Pazartesi)
Çevre ve biz (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Mimari eserler de bir ruha bağlıdır (06 Kasım 2017 - Pazartesi)
Hüseyin misiniz, Yezid mi? (26 Eylül 2017 - Salı)
Elmalı´da Vehhâbîler (?) (20 Eylül 2017 - Çarşamba)
Hacc´ın ardından bazı tespitlerim (12 Eylül 2017 - Salı)
Aydınlanmış Medine´den selam (06 Eylül 2017 - Çarşamba)
Aydınlanmış Medine´den selam (29 Ağustos 2017 - Salı)
Din adamı vardır (22 Ağustos 2017 - Salı)
Benim İslâm üniversitem (14 Ağustos 2017 - Pazartesi)
İslam siyaset felsefesi tek midir? (07 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Kudüs ortak hedefimiz olmalı (01 Ağustos 2017 - Salı)
15 Temmuz analizlerine devam (17 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Yaz üzerine metafizik değinmeler (08 Temmuz 2017 - Cumartesi)
Aylar var ki… (06 Haziran 2017 - Salı)
Çocuklar kadar saf olmadıkça (13 Nisan 2017 - Perşembe)
Köy gençliği üzerine (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser

Konfüçyus