Gülşah Akkaş Yaman


YANLIZKEN NASIL BİRİ İSEK BİZ O KİŞİYİZ

YANLIZKEN NASIL BİRİ İSEK BİZ O KİŞİYİZ


YANLIZKEN NASIL BİRİ İSEK BİZ O KİŞİYİZ

Bir önceki yazı da birkaç soru ile bitirdik. O sorulara cevap niteliğinde olmasını ümid ettiğim bir yazı için klavyenin başına oturdum. Bu yazı kaç yüreğe dokunur, etkilenen olur mu? Bunları bilmem mümkün değil tabi ki. Şunu belirtmek isterim ki özellikle son üç yazıyı kendi yolculuğunu fark etmiş. Kendi yolculuğunda mihenk taşları arayan birinin kalemden çıktığını bilin.

Bir kuds-i hadis-i şerif ile devam edelim: ''Kendini bilen Rabbini bilir'' diyor fahri kaînat efendimiz. Kendini bilmek bize nedense çok lüks gibi gösterilmiş. O yüzden hep iyiliğe dışardan başladık. Kendi iç çalkantılarımızı düzleme çıkarmadan, kimseye merhem olmamız da mümkün olmayacak.

Doğan Cüceloğlu diyor ki; ''Eğer sen kendi gözünde yoksan sahip olduğun hiçbir şeyin anlamı olmaz.'' Kendi gözünde var olmak! Öyle asırlardır bu dünyadaymış gibi davranmadan, çok uzun vadede kalacakmış gibi davranmadan. Bunca karanlıktan hiçlikten varlık sahasının muhatabı olma vasfı ile bir esma tınısını önce iç aleminde hissetmek, sonrada esmanın o enfes kokusu ile ''insan iyidir'' sözünün muhatabı olmak.

Kendimizle çatışmamız devam ediyorsa, komplekslerimiz, yadsınamayacak  şekilde yersiz bir kibrimiz varsa, kendi iç alemimizi onarmaya niyet etmediysek aldığımız darbeler sonucu içimizde açılan yaralara muhatap arama serüvenimiz hiç bitmeyecek. Yara içimizde ise merhemde içimizde bunun muhatabı  biziz.

Kendi problemlerimizi düzlüğe çıkarmadan. Kimse ile sağlıklı bir iletişime girmemiz mümkün değil. O yüzden hiç de böyle bir söylemi hak etmedim dediğiniz sözlerin muhatabı olmuşdursunuz hasbelkader. Halbuki kırıcı olmadığınızdan, iyi niyetinizden emin olduğunuz aşikarsa. İşte karşıdan duyduğunuz o incitici cümlelerinin sahibi siz değilsiniz. O cümleler kimin ağzından çıkıyorsa ona ait. Çünkü iç çatışması belli ki gürültülü ve faturayı kesecek birini arıyor. İncinmemek için öz benliğinize saygı duymayan insanlarla her zaman kırmızı çizginiz olmalı. Neden mi? Onlara harcayacağınız eforu yaşam için kullanmak daha işe yarar bir seçim olacaktır.

İletişime ilk iç dünyamız ile başlamaz isek   ne olur? Kendini fark etmeden kendi kendine yetmeyi öğrenmeden, hep dışarıdan bir söze bir güce ihtiyacımız olur. Dışardan gelen hiçbir söz tam anlamıyla bizim değiştirmek istediğimiz meseleler için yeterli olmayacak. Çünkü hislerimize, inişlerimize, çıkışlarımıza, en çok biz hakimiz. İrademiz, nerede istikrarlı bir duruş sergileyeceğimiz nerede geri adım attığımızı en çok biz bilebiliriz. Biz mükemmeI değiliz olamayız da kusursuz olan şüphesiz Allah’dır. Lakin içimizdeki otoriter mükemmeliyetçi ebeveyn, sürekli bize ihtar verir en iyisi ol. Bizim bu dünyadaki görevimiz en iyisi olmak değil. İyi ve hayırlı işler için çalışmak. Önce kabul edip sonra değişim için kendimizi fitillemek. O yüzden sosyal hayatta nasıl göründüğünüz değil? Kendinizi diğer insanlara nasıl gösterdiğiniz de değil? Yalnızken nasılsanız siz o kişisiniz diyor akla hitap eden bir sözde.

Yalnız kaldığımızda kimiz biz? Memnun muyuz o kişiden memnun sak ya da memnun olma yolculuğunda isek, kendimiz ile iletişimimiz başlamış demektir. Sosyal hayatta iletişim nasıl olmalı? Bunun cevabında bir sonraki yazı da arayalım.

Bir sonraki yazıda buluşmak duası ile.