‘Yangın vaaar!´
Tarih: 1.12.2016 09:29:06 / 487okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

 

Hafta başında Bayrampaşa´da çıkan ve hızla büyüyen yangınla ilgili haberleri okurken eski ahşap İstanbul´u defalarca yakıp kül eden büyük yangınları ve bu yangınların muhteşem bir medeniyet birikimini nasıl yok ettiğini düşündüm. Çok şükür, en yeni teknolojileri kullanan, disiplinli çok başarılı bir itfaiye teşkilatımız var; yangınlara derhal müdahale ederek büyük felaketler yaşanmasını önlüyor. Ama her yangın, ister büyük olsun ister küçük, müdahale edilinceye kadar cana değilse mala ve bir daha asla yerine konulamayacak değerlere zarar verebiliyor.

***

Birkaç hafta önce eski İstanbul yangınları hakkında uzunca bir makale yazdım; yakında çıkacak Bir Ateşpâre Bin Yangın isimli kitabımın son bölümünde yer alacak. Bu makalede, yangınlarda kütüphanelerini ve çok değerli koleksiyonlarını kaybetmiş bazı edebiyat ve fikir adamlarından da bahsettim. İsterseniz, birkaç örnek verebilirim:

İbnülemin Mahmud Kemal´in Mercan´daki konağı iki defa yanmıştı. Yangına “kızıl bayram” diyen çapulcuların da derhal harekete geçip yağmaya koyulduklarını unutmamak gerekir. “Bizim konak yangın ve yağma gibi talihsizliklere uğramasaydı, şimdikilerle birlikte büyük bir müzeyi rahatlıkla donatabilirdi,” diyen İbnülemin´in ne demek istediğini, İstanbul Üniversitesi´ne bağışladıkları hakkında fikri olanlar daha iyi anlarlar.

Şair Nigâr Hanım´ın Rumelihisarı´ndaki yalısında 1920´lerin başında çıkan yangın da fotoğrafları günümüze ulaşan bir dizi nefis yalıyı silip süpürmüştü. Bu yalılarda kim bilir neler yandı! Abdüllhak Şinasi Hisar´ın ailesine ait olan yalının aynı yangında içindeki kütüphane, yazılacak eserlere dair notlar, defterler, değerli eşyalar ve hatıralarla birlikte kül olduğunu biliyoruz. Şair ve bestekâr Leyla (Saz) Hanım ise Bostancı´da özene bezene yaptırdığı –projesi oğlu Mimar Vedad Bey´e ait olan- köşkünün yanışını gözyaşları içinde seyretmek zorunda kalmıştı. Çok sayıda yayımlanmamış şiirini ve bestelerinin notalarını da köşküyle birlikte kaybeden Leyla Hanım, mesnevi tarzında yazdığı “Yanan Köşkümün Yâdı” isimli uzun manzumesinde yaşadığı büyük üzüntüyü anlatır.

 

Bir örnek daha: Veled Çelebi İzbudak´ın da Bahariye´deki evi, çok değerli yazmaların bulunduğu kütüphanesi ve o sırada üzerinde çalışmakta olduğu Türk diline dair eseri 18 Mayıs 1898 Perşembe günü çıkan yangında kül olmuştu.

***

Yangın dedim de... Ülkemizin yakılıp yıkılıp kültür mirasımızın yağmalanacağı asıl büyük yangını 15 Temmuz´da son anda önledik. Ama İslâm dünyasının çok büyük bir kısmı uzun bir zamandan beri korkunç bir yangın yeri... Mensup olduğumuz medeniyetin sembol şehirleri bir bir yok ediliyor. Afganistan´daki şehirler, Bağdat, Şam, Kerkük, Musul, Halep...

Binlerce insanın hayatını kaybettiği güzelim Halep neredeyse bütünüyle bir harabe yığınına dönmüş durumda. Bu arada bu şehirlerdeki zenginliklerin nasıl yağmalandığı ve nerelere taşındığı konusunda hiçbir fikrimiz yok. 2003´te yağmalanan Bağdat Müzesi, Mezopotamya´da kurulmuş kadim medeniyetlerin büyüklüğünü ve zenginliğini yansıtan muhteşem bir müzeydi. Yağma sonrasındaki içler acısı görüntüleri hatırlıyor musunuz, bilmem. Bağdat´taki Millî Kütüphane ile Musul Üniversitesi Kütüphanesi de yağmalanıp tahrip edilmişti.

Bu korkunç yağmanın asıl sorumluları, hiç şüphesiz, yağmaladıkları eserlerin değerini bildikleri bile şüpheli olan çapulcular değil, tedbir almamak suretiyle teşvik eden ABD ve İngiltere´ydi. Muhtemelen dışarı kaçırılan binlerce eser, şimdi bu ülkelerdeki müzelerin depolarındadır.

15 Temmuz darbe teşebbüsü başarılı olsaydı, aynı felaket bizim de başımıza gelecekti.

***

İslâm dünyası, belki de Moğol istilasından sonraki en büyük felaketini yaşıyor. Günümüzde yaşanan barbarlık, Bağdat´ta ne kadar medeniyet eseri varsa yakıp yıkan ve yüz binlerce nadide kitabı Dicle´ye atan Moğolların barbarlığından daha korkunç... İslâm medeniyetini Haçlı seferleriyle yok etmeyi başaramayan Batı, öfkesini Endülüs´ten çıkarmış, bu öfke Müslümanlar İspanya´dan çıkarıldıktan sonra bile dinmemişti. Kardinal Ximenes´in emriyle Gırnata´nın Babürremle meydanında on binlerce nadide kitap yakılarak inanılmaz zenginlikte bir bilgi birikimini yok edilmesi başka nasıl açıklanabilir? Hâlbuki Endülüs, yaklaşık sekiz asır boyunca insanlığa benzeri görülmemiş bir ‘birlikte yaşama´ tecrübesi armağan etmişti.

Osmanlı tecrübesi de öyle... İstanbul´un, dolayısıyla imparatorluğun çok kültürlülüğü kaçınılamayan fiilî bir durum değil, şuurlu bir tercihti. 16. yüzyılda bir Alman sefaret heyetiyle birlikte İstanbul´a gelen Protestan teolog Stephan Gearlach´ın Kanunî´ye atfettiği sözler bu gerçeği ifade etmektedir: “Çiçekler ne kadar çok renkli olursa o kadar güzeldir, İstanbul tabiattaki renk renk çiçekler gibidir, işte beyaz ve yeşil renkli sarıklarıyla Türkler ve Müslümanlar, beyaz, kırmızı, mavi karışımı serpuşlarıyla Ermeniler, mavi renkleriyle Rumlar, sarı serpuşlarıyla Yahudiler... Hepsi tabiattaki çiçekler gibi bin bir renk!”

Endülüs´te İslâm, farklı dinler ve mezheplerden insanları sekiz asır boyunca bir arada yaşatmıştı. Katolik İspanyolların kovdukları Müslümanlar ve Yahudiler, kendilerine Osmanlı topraklarında ilticagâh bulabildiler. Osmanlı´nın Balkanlar´da gerçekleştirdiği kısmî Avrupa Birliği ise, diğer Avrupa ülkeleri burunlarını sokuncaya kadar asırlarca ayakta kalmıştı. Bugünkü Avrupa Birliği işi elli küsur yılda çatırdamaya başladı.

***

Girdikleri her yeri yangın yerine çevirip yağmalayan ve kötülük tohumları eken Amerika ve Avrupa´nın başkentlerindeki karar vericiler, cehenneme çevirdikleri ülkelerde yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olduklarını hiç düşünüyorlar mı acaba? Düşünüyorsa yataklarında nasıl rahat uyuyabiliyorlar, aklım almıyor.

Sağırlaşmamış kulaklar belki duyar diye “Yangın vaaar!” diye haykırmaktan başka ne yapabiliriz?

Anahtar Kelimeler: Yangın, vaaar
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Nimete kavuşanların inkarından sakının.

Hz. Muhammed