Yusuf Ziya Cömert


Ya kasadan Kur’an çıksaydı?

Ya kasadan Kur’an çıksaydı?


Rakipleriyle rekabet ederek, kârını asgariye indirip maliyeti düşürerek, hak ederek ihale alanlara helal ü hoş olsun.

Böyle insanların mevcut olduğuna inanmaya çalışıyorum.

İnanmaya nasıl çalışabilirsin ki? Ya inanırsın ya inanmazsın.

O alemlerin içinde değilim. İşittiğim, hikayesini dinlediğim örneklerin büyük ekseriyeti menfi.Bazen kendileri anlatıyorlar. Öyle normalleşmiş ki, işin bir parçası haline gelmiş. Bazen de üçüncü şahıslar dedikodu şeklinde anlatıyor.

Adamını buluyorsun ve adamınla paylaşıyorsun. Yüzde 5 mi olur 10 mu olur doğrudan doğruya anlaşarak mı olur, ortaklık mı olur, menfaat temini mi, ahbap çavuş ilişkisiyle mi olur, tehditle mi kasetle mi bir yolunu buluyorsun ve ihaleyi, alıyorsun.“Hamdolsun, ihaleyi aldık.”

Sınav sorularını çalıyorsun, cevap anahtarını kendi adamlarına dağıtıyorsun ve senin adamların yüksek puanlarla kazanıyorlar.

“Hamdolsun, imtihanı kazandık.” Ya da herkesi yazılı imtihana sokuyorsun, soru falan çalınmadı, bir şey olmadı. Yazılı imtihana soktuklarını bir de mülakata sokuyorsun. Mülakatta kafana göre eliyorsun.“Hamdolsun mülakatları da yaptık.” Birisinin imarı düşük arazisini satın alıyorsun. Sonra adamını buluyorsun, rüşvetini veriyor veya vermiyorsun, imar planını değiştirtiyorsun.

Değiştirtince birden ortalama bir yoksulun gece gündüz emek vermekle birkaç bin yılda kazanamayacağı kadar kazanıyorsun. Dükkanının bir köşesine “Er-rızku Alallah, el-kasibu habibullah” levhası yazdırıp asmış da olabilirsin. Belki meşhur bir hattata.

Tabii ki hattatın kabahati yok.

Bu durumda ‘habibullah’ sen mi oluyorsun?

Ya da… “Hamdolsun, imar planını tadil ettirdik.”

Bari ‘tadil’ deme. Tadil kelimesinin içinde adalet var. İmar planını değiştirttik de.

Kendi başlarına ne yiyorlarsa yesinler ne içiyorlarsa içsinler.

Kötülük bu haliyle de yeterince kötülüktür.

İşledikleri haltın etrafını din, dava, vatan millet, baka, hac, umre, cami, Kur’an gibi mübarek şeylerle çevirmeseler.

Arsa çevirmek gibi, üzerine çöktüğün şeyin etrafına birtakım mübareklikler dizmek. Böyle yapmak kötülüğün üstünü örtüyor mu? Yoksa kötülüğü derinleştiriyor mu?Ya da tamamen paraya dönüşebilen bir edim. Kötülüğe erişimini daha kolay hale getiriyor.Bunu nasıl yapabildiklerini zaman zaman sormuşumdur.

Bir tür kişilik çatlaması, bir tür şizofreni. İç içe ya da yan yana iki kimlik.

Bir tarafınla kötülük yapıyorsun, bir tarafınla iyi sayılan işler.

Birbirine zıt iki niteliğin aynı bünyede bulunması bünyede bir tahribata sebep olmuyor.

Halbuki olması lazım. Adamın çarpılması lazım.

Yemin niyetine sarf edilen “Ekmek Kur’an çarpsın” lafının ifade ettiği bir çarpılmadan söz etmiyorum.

Adamın ruhunun çarpılması, bir bakıma çıldırması, delirmesi lazım.

İçinin patlaması lazım.

Şundan çarpılmıyor.

Kötülüğün mizacı o iyilik sayılan fiillere hulul ediyor.

Böylece zıtların çatışması gibi bir durumla karşılaşmıyoruz.

Gördüğümüz şey kötülükle kötülüğün imtizacı.

Sonuçta adamlar cemiyetin içinde sıhhat ve afiyet içinde tosun gibi dolaşıyor.

Tabii, lüzumu halinde hemen irade buyurulan fetvalar da bu imtizacı kolaylaştırıyor.

Bursa’nın Gemlik kazasında bir hırsız gece vakti bir dükkana girmiş.

Geçenlerde videosu çıktı. Güvenlik kamerası kaydı.

Çocuk kasayı soyarken kasadaki bayrağı görüyor.

Eline alıp hürmetle öpüyor ve başına koyuyor.

Sonra bir kenara bırakıyor ve kasadaki paraları torbasına dolduruyor.

Bence 2021 yılının videosu olmaya aday.

Bir çelişki var elbette. Bayrağa saygılısın ve çalıyorsun.

Çocuk kasada Kur’an-ı Kerim bulsaydı ne yapardı acaba?

Öpüp, kenara koyup çalmaya devam eder miydi? Çocuğu boş verelim. Büyük büyük adamlara bakalım. O patlamayan, çatlamayan adamlara.

Kur’an-ı Kerim’i görünce ne yaparlardı?

Öpüp çalmaya devam mı ederlerdi?

Yoksa Kur’an-ı Kerim’i de mi çalarlardı?

KARAR GAZETESİ 31 ARALIK 2021 TARİHLİ YAZISININ İKTİBASIDIR.



YAZARLAR