Zekai Özdemir


Virüs Günlerimde Seyr-i Lamekan-Seyr-i Lazaman 35

Virüs Günlerimde Seyr-i Lamekan-Seyr-i Lazaman 35


Prof.Dr.Cusuf PİRİBAYEV ithaf
Saat.03.58 Uykum kaçtı. Nedenini inanınız bilmiyorum. Belki ağız tavanımın yanması belki dün dışarı çıkmanın psikolojik ürkekliği, belki gündüz biraz uyumam belki de hepsi. Biraz Tanpınar, biraz, Kemal Tahir, biraz Peyami Safa belgeseli izledim. En kaliteli belgeselin Kemal Tahir için yapılan olduğuna karar verdim. Uzun Hikaye programına katılan Kurtuluş Kayalı muhteşem bir analiz yaptı. Bayıldım.Her şeyiyle dolu bir program olmuş.Şiddetle tavsiye ediyorum. 
Tabiki odam yine karanlık. Işık yakmak hiç istemiyorum. 
Bu gün hiç canım yazmak istemedi. Tembelliğim tuttu. O kadar ki kalp ilacımı içmeyi unuttum. Yataktan gidip almak bile istemedim. 
Saat tam; 23.50 uykum gelmek üzere yatağımın içinde Kurt Kanunu ve İçimizdeki Şeytan kitapları var.Gece uyanırsam okurum diye.Tembellik güzelmiş. Arada denemeliyim.
Sabah tebessüm ve şükürle uyandım.Spor yapmak için siteye tam çıkacaktım ki, kapımın sol tarafında tablo dikkatimi çekti;Kablumbağlı Adam veya Kablumbağ Terbiyecisi.Osman Hamdi bey’i bu tablosundan etkilenmeyen yok. Bende birden şimşekler çaktı.Türk edebiyatındaki roman ve şiirlerden dönemden sosyolojik, siyasal, ekonomik tahliller yapıyorumda niçin tablolardan yapmıyorum dedim ve dışarı çıkmadım, tablonun karşısına geçip tabloda görünmeyen gerçekleri görmeye çalıştım. İşte onlar;Bendeki tabloda ilk dikkatimi çeken turkuaz ağırlıklı renkler.Turkuaz rengi bilindiği gibi Türk rengidir.Orta Asya, Selçuklu ve  Osmanlı mimarisinde hakim olan renk;turkuaz.Duvardaki çinilerin renginin yeşilimsi turkuaz olması eserin sahibinin kendi kültürüne sahip çıktığının ilk işareti.Renklerin uyumu, ışık ve gölge tabiki bir ressamın tahlil edeceği hususlar ama yine bir şey söylemem gerekirse yüzünü beyaz veya gün rengine dönmüş olması fevkalade önemli. Sanki ey kablumbağ veya kablumba şahsında insan oğlu veya ey anadolu insanı yüzün hep aydınlıkta güneşte olsun demek istiyor diye bir yorum yapmak mümkün.
Şimdi tablonun geneline bakalım;bence bu tablo tam anlamıyla Osman Hamdi Bey’in yetiştiği dönemde ki Osmanlı toplumunu anlatıyor. Çünkü onun yetiştiği dönem Osmanlının çözülme dönemi yıllarına rast gelir.(1842-1910)
Tablo bir ibadet hanenin içinde kurgulanmış. Neden? Çünkü Osmanlı insanı yetiştiği en önemli iki kurum biri cami diğeri dergahlar.Özellikle Mevlevi dergahı. Osman Hamdi bey eserini kurgularken kendi resmini kullandığı söylenir. Burada da kendini bir derviş veya mevlevi gibi çizmiş ve sırtına mevlevilerin en önemli terbiye edici aracı olan “ney’i” bağlamış. Önüne ise sırtındaki kudümü çalmak için kudüm tokmağını bağlamış.
Her ikisi de çok önemli olan bu araç aslında kablumbağları değil insanları terbiye için kullanılır. Biri yani ney ruhu, diğeri ise maddi bedeni terbiye ettiğini düşünürsek, bu tablonun bütün esrarı çıkar.
Önce, mevlevi müziğinin en önemli enstrümanı  olan “ney” bakalım. Eserin kurgulandığı ibadet hanenin (cami veya dergah) duvarlarındaki çiniler yıkık dökük ve söküktür.. Bunun anlamı şudur; Osmanlının son döneminde insanı terbiye eden ibadet haneler artık bu terbiye etme özelliğini kayıp etmeye, yıkılmaya başladığıdır. Eserde ney dervişin sırtında halen terbiye için kullanıldığı fakat, o dönemin derviş veya mevlevileri ne Hamamcızade İsmail Dede Efendi, ne de Itrı’nin kemaline sahip değiller. (ZekaiDede hariç tutulursa) Sahip olmadıkları için boynuna insanı terbiye edecek ucu sivri gibi duran kudümü çalmakta kullanılan ve sert tokmak veya otoriteyle terbiyeyi temsil eden ikinci bir araç bağlamıştır.Ney’in terbiye edemediği ruhun sahibi insan veya insanı temsil eden kablumbağı bu tambur tokmağı ile terbiye etmeyi düşünmüştür.Buna ilave olarak şu hususta dikkatimi çekti. Niçin insanı temsil etmesi için kablumbağı kullanmıştır. Çünkü onun yaşadığı dönemde Osmanlı çöküşe geçmiş ve insanları tıpkı bir kablumbağ gibi tembel ve atalete düşmüşlerdir. Yani kablumbağlar, atalete düşen Osmanlı toplumunu simgeliyor. Ve o toplum, terbiyeyi üstlenen dervişinin sırtına yani dergahın caminin ve devletin sırtına doğru tırmanıyor. Bu anlamda toplum devleti artık sömürmeye başlıyor. Devlet kendini sömüren bu toplumu terbiye etmek ve canlandırmak için dervişin boynuna bağladığı veya kudüm topuzu kullanmak istiyor fakat oda çaresiz kalıyor. Çünkü Osmanlı insanın kaburgası artık bir kablumbağın kabuğu gibi sert. Dolayısıyla Osmanlı duvarlarıda dergahın duvarları gibi yıkılmaya mahkumdur demek isteniyor, bu tabloda.Peki çözüm ne? Çözüm batı eğitimini almış Osman Hamdi Bey gibi dervişlerin devlet görevini üstlenmesi. Kendi resmini figür olarak koymasının nedeni de bu. Yani benim gibi batıda eğitim almış fakat anadolunun terbiye edici kültürünüde üstlenmiş ( sırtlanmış) devlet adamlarının yönetime getirilmesi için tabloyla mesaj veriyor.Örnek  “İstanbul Arkeoloji Müzesini”  ben nasıl kurduysam (kendini figür olarak koymasından bu anlam çıkarırsak) yeni nesilde ben gibi batı eğitimi alıp anadolu kültürünüde kayıp etmediği takdirde devleti kurar demek istiyor.Tablo tam anlamıyla siyasal ve sosyolojik bir tablo ve hatta bu yorumda  Ziya Gökalp’i hatırlattı bana.Bu tablo.Bunun içine birde terbiye konduğu için “eğitim yoluyla kalkınma” işaret edilmeye çalışmıştır.
Eser bence Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsünün” boya ile yapılmış halidir.Alay ve hiciv ikisinde de var; “kablumbağ” ve olması mümkün olmayan “enstitü” buna delildir.Bu anlamda son olarak derim ki;Tanpınar, kelimelerle Osman Hamdi, Osman Hamdi, renklerle Tanpınar. Her ikiside eserlerinde musikiye önem vermiş olması ve müzikle insanı terbiye etmeye dikkat çekmiş olmaları son derece manidardır. Tabiki kablumbağ tembelliği ile sabrı, kablumbağın yavaş yavaş adım atmasıda, eğitim yoluyla değişmenin adım adım fakat kablumbağ gibi uzun ömürlü bir toplum ve devlet yaratılacaktır denmek istenmiştir, diye düşünüyorum.
Bu tablonun içerisine önce Osmanlı sonra bütün bir insanlık işlenmiş bence.
Offf,,, yine uçtum. Duvardaki tabloyla sohbet ederken oda bende ayakta durduğumuz için çok yoruldum.Biraz oturayım. Biraz daha düşüneyim belki başka ayrıntılarda yakalayabilirim.
Tablo Osmanlı çözülme döneminin boya ve renklerle  anlatmıştır.Osmanlı insanın kılık kıyafetini resmetmesi manidardır.Ayaklarında ki yemenide buna örnektir. Devamla eserinin önüne koyduğu şu cümle önemli;Kalbin şifası sevgidir. O sevgi Hz.Muhammettir.”Sevgiyi önüne al, Muhammet ahlakını güneş aydınlığın olsun ve Eyüp ( kablumbağ) sabrıyla, yürü.Tablo hem çözülmenin nedenini hemde yeniden dirilişin işaretini veriyor gibi.
Kablumbağın eserde merkez olarak alınması gelişme ve kalkınmak için onun (kablumbağ) kadar azimli, sabırlı ve mücadeleci olursanız hedefe  ulaşırsınız. Yani insana terbiye edilmiş kablumbaların örnek almasını işaret ediyor. Tabiki kablumbağları terbiye etmek insanı terbiye etmek kadar zor olduğunada eserde dikkat çekiyor.Burada kalkınmanın , gelişmenin beşeri sermayeden, beşeri sermaye ise terbiye edici öğretmenlerden ve eğitimden geçer denmek isteniyor.Osman Hamdi Bey diyor ki ben gibi olun, beni bu sırtıma binen asalak kablumbağ gibi veya yüzüme bakmayan kablumbağlar gibi olmayın. Güneşi veya beyaz rengi önünüze alıp düşünün ve anadolu insanı gibi ahlaklı olursanız ben gibi nice yeni kurumların kurucusu ve öncüsü olursunuz. 
Son olarak çinilerin altıgen olmasıda önemli. Sanki eğitilmiş insanın arılar gibi çalışıp kalkınma kovanını o verimlilikte doldurun der.
Gerçekten yoruldum. Müsadenizle biraz müzik dinliyeyim; terbiye olmak için.Fonda sevdiğim şarkı; sen nazla gezerken güzelim güller içinde.Saat,13.21. Yasaklı günlerden bir gün; Cumartesi.
Zamanda geçmek bilmiyor. Şu an gamzedeyim deva bulmak dinliyorum. Birden dostum kardeşim Prof.dr.Ali Özdemir’in gönderdiği şu resim aklıma geldi;

Bunun üstüne ancak şu yazılır dedim ve yazdım.
Türk milliyetçiliğinin gerçekçilik akımının yegane temsilcisi Muhsin Yazıcıoğlu’dur.Ne gariptir ki, ne anadolu insanı bu gerçeğe inandı ne de kendisi kendini  anadolu insanına anlatabildi. İktidara gelememesinin en önemli nedeni budur.16/05/2020



YAZARLAR