Zekai Özdemir


Virüs Günlerimde Seyr-i Lamekan-Seyr-i Lazaman 31

Virüs Günlerimde Seyr-i Lamekan-Seyr-i Lazaman 31


Prof.Dr.Yusuf TUNA’ya ithaf 

Gece hiç uyanmadan uyudum. Sabah 08.58 de uyandım.Bir kaç rüya gördüm. Hatta annemi bile gördüm. Annemin şimdi ruhumda sakin ve masum hayali kaldı.O küçük şiir gözleri, gökyüzündeki kamer kadar uzak artık bana.
Bu gün çok sevdiğimiz Türkiye tahlili yapalım mı? Ne dersiniz?Türkiye'de iktisadi sınıfların yükselişi ve düşüşleri son kırk yılda son derece hızlı oldu.Bireysel düzlemde ki bu gerçek, geçmiş egemen burjuva sınıfına vurulmuş bir şamar veya geçmiş egemen sınıfa karşı yapılmış bir darbe, bir ihtilaldir. Yani, Önemli olan gerçek şu ki geçmiş  doksan yılın içindeki son kırk yıldaki ilişkiler eski ve yeniyi ters yüz etmiş olmasıdır.
Geçmiş egemen iktisadi sınıfın sosyal ve siyasal hatları birbirinden ayrılmamış olmasına rağmen son yıllarda yeni ve eski egemen sınıfların kesin hatlarla ayrılmıştır.Her iki egemen sınıfın ortak bir benzerliği vardır ki, her ikisinide siyasal iktidarların koruması altında sınıfsal derinliklerine ulaşmış olmalarıdır.
Eski egemen sınıfın sosyal yapısı ne kadar homojen ise yeni egemen sınıfın sosyal yapıları o kadar aynıdır. Yani her iki sınıfta farklı fakat kendi içsellerinde aynı eğitimi almışlar, aynı kitapları okumuşlar, aynı hayat tarzlarını benimsemişler ve aynı ahlaki değerlerle kaynaşıp sermayeden iktidarın izin verdiği miktarda pay almışlardır. Türkiye asıl yeni "düalist" yapısında böylece oluşmuştur.
Sermayenin tarihsel olarak bu sınıfo değişimi ilk ve son bakışta iktidarların elleriyle olması, ne kadar demokratiktir, ne kadar adildir ayrı ve farklı bir tartışma konusudur. Yalnız burada dikkate şayan bir nokta vardır ki, o da yoksul sınıfın hep ayrı zümreler olmasıdır.
Bir zamanlar Batı'dan gelen sermayeyi pay eden güçlü sınıf, bu gün Güney'den gelen sermaye karşısında gücünü kayıp etmiştir. Hatta güney sermayesinin yarattığı yeni burjuva sınıfı batının yarattığı eski burjuva sınıfının gücünden çok daha güçlü bir iktisadi sınıf doğurmuştur.
Gerek batının gerek güneyin sermayesiyle beslenen eski ve yeni sınıfın tüketim kültürünün batı menşeinin olmasıda son derece ilginçtir. Bu da bir nebze "insan her zaman ve boyutta" aynıdır hipotezini akla getirmektedir.
Her iki egemen iktisadi güçte bir başka ortak nokta daha var ki o da aile kapitalizminin geçerli olmasıdır. Her ikisinde de baba kurmuş oğul geliştirmiştir. Halen rasyonel kapitalizm şuurunun oluşmaması sermayenin aile içi paylaşımında geleneksel yapının geçerli olması bozulmamalıdır.Aile kapitalizminden birey kapitalizmine geçiş ışıkları sayesinde yavaş yavaş yanmaya başlamış ama henüz yeterli olgunluğa ulaşmamıştır.Bu sürecin feodal kapitalizmin yıkılışından daha hızlı olarak aile kapitalizmini yıkacağıda öngörmek mümkündür.
1980 le gelen hızlı ticarileşmeyle birlikte sınıfsal güçlerin rengi değişti. Muhafazakar sınıfın paranın, sermayenin ve faizsiz kredinin oluşumundaki iktidarın destek noktası olması bu süreci daha dinamik hale getirdi. Bu aile kapitalizminin sektörel dağılımının sınırları hemen hemen her sektöre dağıldı.Fakat en çokta finans kapitalizminde yoğunlaşması da ayrıca dikkat çeken bir olgudur.
Egemen sınıfların yer değişimi sosyolojik anlamda "Sessiz devrim" olarak isimlendirilebilir.İktidarın ve sermayenin yeni insanları eskilerinin yaptıklarından çok farklı işlerde yapmıyor değiller. Eski egemen sınıf, imalat katma değeri üretirken, yeniler toprak rantına dayalı bir burjuva sınıfı oluşturdular. Rant kapitalizmi inançlarına göre yasak olmasına rağmen onlar bir şekilde kılıfına uydurarak helalleştirmeyi becermektedirler.Sınıf değişimlerinin yaşandığı Türkiye'de bireyselleşmede hızla siyasi, sosyal ve iktisadi konumunu aramaktadır.
Bu konular benim konularım ama çok yoruluyorum. Birde akademik yazmadığım için üzülüyorum. Nihayetinde bunlar virüs günlerimi boş geçirmemek yazdığım yazılar. Akademik olmasını, çok isterdim ama şartlar (yani virüs kaynaklı) uygun değil.
Bu günü nasıl geçiririm, bilmiyorum.Hava nasıl onuda bilmiyorum. Bildiğim tek şey bu gün ruhen tutunamayanlar arasında kendimi his etmiş olmam. Ruhum çok ağır bir yük gibi omuzuma çökmüştü, sanki.İlime olan saygım ve sevgimden dolayı belki bu yazıları akademik yazamadığım için olabilir dedim ve şöyle bir cümle aklıma geldi;İlim hükümdardan her zaman güçlü olmalıdır. Her hükümdarın hükümdarlığı elbet bir gün biter, ya ilmin hükümdarlığı.İşte bu hükümdarlığın altında bu gün kendimi ezilmiş hissediyorum.ilmim kendisi başka bir değer ilim adamı olmak başka bir değer.Ne kadar ilmim var ne kadar ilim adamıyım bilmiyorum ama kendimi sürekli sorguladığım için yorgunum. Dedim ya, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanın kahramanlarına uygun bir karekterim. Buna hem üzülüyor hem de kendi konumumu bildiğim için mutluyum. Çünkü kendini bilen Allah’ı bilir mucibince en azından kendimi rahatlatıyorum. 
İlim gibi bir ilim adamı olmak çok isterdim. Veya roman gibi bir roman olmak isterdim. Veya şiir gibi bir şiir olmak isterdim.Hikayesi olmayan bir insan olmak ne kadar zordur.Lenin’in, Kemal Tahir’in, Beethoven’ın ve Itrı’in bir hayatlarına baktım birde kendimin veya tutunamayanların hayatına baktım ve farkı fark ettim. Dedim ya bu gün ruhum inhitatı yaşıyor. Dedim ya kafam karma karışık. Günlüklerimi kafası karışık olanlar çok iyi anlar diye düşünüyorum.
Hiç bir yeri olamayanların olduğu yer değil, tutunamayanlar. Tam aksine  “dehasını hayatına zekasını eserlerine” verenlerdir, tutunamayanlar.Ben bunun hiç bir yerinde değilim, işte problem bu. Tutunamayanların derdi vardı, benim yok.Tutulanamayanların, sanat ve hayatı içli dışlı yapanlardı,  bende yok. Tutunamayanların, afakanları, şüpheleri vardı, bende de bunlarda yok. Tutunamayanlar, kimsenin bastonu veya valizi olmamışlardır. Ya ben, kendime baston oldum, topluma değil. Çok mu eleştirdim kendi mi? Çok mu acımasız davrandım kendime? Neyse haydi geçelim buraları.
Bu sabah elim ne müziğe ne de bir kitaba gidiyor. En güzeli yataktan çıkmadan ve düşünmeden yatmaya devam etmek. Keşke deliler kadar özgür olsaydım dedim ve sabahın 10.04 de yorganı tekrar başıma çektim. Eyivallah.
Saat 13.00.Kargalar toplu kartallar yalnız uçar dedim, namazımı kılmak için yataktan çıkayım artık.Bismillah dedim kalktım.
Saat 15.33. Ablama gidip etli kuru fasülye yemeği alıp geldim. Odama geçtim. Sessizliği dinledim.



YAZARLAR