Zekai Özdemir


Virüs Günlerimde Seyr-i Lamekan-Seyr-i Lazaman 13

Virüs Günlerimde Seyr-i Lamekan-Seyr-i Lazaman 13


Bu yazımı Murat Topçu'ya ithaf ediyorum.

Gün 22 Nisan, saat 00:53. Uyku ile uykusuzluk arasındayım. Yatağıma kitap getirmeyi unuttum. Kalkıp almaya da gücüm yok. Dedim ya uyku ile uykusuzluk yorgunluğundan başka bir şey yok. Üniversitede akademisyen olmasam muhtemel yazar olurdum. Profesyonel yazar. Şimdi profesyonel kitap okuyucu amatör yazarım. O zaman amatör okuyucu olurdum. Dağları, taşları, ovaları, suları, şelaleri; kuşları, güvercinleri, kelebekleri, atları, ördekleri; yeşillikleri, sonbaharı, kışı, karı; gölleri, denizleri; çam, çınar, erguvan ağaçlarını, yılanları, çıyanları, kurtları, ceylanları, tavşanları, yeşil başlı ördekleri, yazardım. Tarih, sosyoloji, psikoloji okur kahramanlarımın kişiliğini öyle oluştururdum. Henüz kaçmış değil ama bende vakit geç gibi.
İnsan kendi kalbinin acısını ve huzurunu görecek hissedecek kadar irade sahibi olmalıdır. Bunu başaramazsa bu nice okumaktır deriz, Yunus Emre misali( bir doktora tez konusu; Türkiye’de Üretici ve Tüketici Cephesinde iktisadi Değerler Psikolojisi; İstanbul Örneği)
Hamle gücünü kayıp eden hiç bir birey hiç bir toplum hiç bir millet ilerleyemez. Hamle gücü nedir ve nasıl yönetilmelidir? Kaynağını nereden almalıdır? Türkiye’nin içine düştüğü boşluk veya çıkmaz buradadır.
Bilim ve bilgiler arasında bağlantıları kuracak akli ve nakli bilimi bilen aydınlara ihtiyacı 2020’li yıllarda ne kadar ihtiyaç duyulduğunu virüs günlerinde daha iyi anladım. Tıp ilmi, sosyal psikolojiyle antropolojiyle, iktisatla, farmakolojiyle, fitopatolojiyle ve teolojiyle iç içe olduğunu bilen bir tıp doktorunun yapamayacağı hiç bir şey yoktur. Aynı şekilde bütün sayılan bilim dallarının da birbiriyle olan bağlantılar kurulduğu takdirde bilgi ve bilim gelişir. Bu ise bir ortak çalışmayı getirir ki biz halen bunu başaramadık. Bireysel projelerle akademik puan toplamak yerine farklı anabilim dallarından araştırmacılarla ortaklaşa uyum için projeler üretilse ilmin gelişmesi rasyonelleşir kanaatindeyim. Bu anlamda bir husus daha aklıma geldi; araştırmacı olarak görev yapacak kişilerin toplu müzik mi, toplu sporu mu, tiyatrocu mu olmak isteyip istemediklerini sevip sevmediklerine bakmak gerekir. Şayet resim sanatını seviyorsa o bireysel çalışmayı, basketbolu seviyorsa ortak ve grup çalışmasını, masa tenisi oyununu seviyorsa bencil ve kıskanç ama hentbol seviyorsa grup çalışmasını sevdiği gözlenmeli ve araştırma kurumlarına alınmalıdır. Solo enstrüman ve tek kişilik oyun sevenleri ayrı değerlendirip sanatın grupsal cephesine önem verenlere görev verilirse bu bilimler arası uyum sağlanır diye düşünüyorum. Örnekleri çoğaltmak mümkün ama esasın manası anlaşılması için bu kadarın yeterli olduğu kanaatimi taşıyorum. Yani bireysel dikey bütünleşme yerine yatay, toplam bütünleşmeye gidilmelidir. Tek bir notadan ses çıkar melodi çıkmaz. Nasıl notalar bir melodi bir ahenk çıkarıyorsa bilim adamları da öyle birleşmelidir. Birleşmezlerse sesleri çıkar ama müzik oluşturamazlar. Resimde aynı. Renkler uyum içinde tuvale işlenmezse sadece boyanmış bir tuval olur. Aksine renkler ahenkle birleştirilirse manzara ortaya çıkar. Türk akademi camiasının en büyük eksiği bu. Aksi halde sömürge münevveri olur ve orada kalınır.
Meslek olarak ilmi seçenleri çok iyi süzgeçten geçirmenin gereğini bu günlerde daha iyi anlıyorum. Çünkü Korona virüsle ilgili çalışmalara karşı araştırmacıların tutum ve davranışları beni azami derece etkiledi. İlim adamları birleşin deme noktasına beni getirdi. Mevcudun ötesine geçmenin yolu kimsenin kimseyi kıskanmadan çalışmalara katkı sağlamasıdır.Bu söylediklerimi pozitif bilimin anası olan matematikle formüle edersek şu çıkar ortaya. (1’in karesi + 1’in karesi )=2 eder ama (1+1) toplamının karesi ise 4 eder. Bilim adamları ikinci parantez içine taşınır bilirse konabilirse, sonuç dört olur.Kısaca yükselip birleşmek yerine birleşip yükselmeyi başaran bir üniversite kurabilirsek, zaman ve mekan bizim olur.
Kısaca bu;


Zamanın para birimi olduğunu anladık mı acaba bu günlerde. Zaman mühendisliğinin temel ilkelerini bu süreçte her fert kendi kendisini belirlemelidir. Örneğin kapitalist için zaman kar süresi, Marxitler için sömürü süresi, müslümanlar için ezan vakti. Zaman dilimlerinin niçin var şimdi anladınız mı? Yani zaman yekpare an değildir bu günlerde. Sadece an’dır. Tanpınar ve Bergson burada yanılmış galiba. Çünkü onlar karantina günlerini hiç yaşamadılar.
Çalınmış bir şeyi çalmanın dinen hükmü nedir acaba? Kafam bununla meşgul şimdi. Birde zaman çalmak hırsızlık mıdır? Hırsızlıksa şayet cezası nedir?

 



YAZARLAR