Yusuf Kaplan


Verizm çağı ve ruhsuz ağı

Verizm çağı ve ruhsuz ağı


Yeni bir dünyanın eşiğindeyiz: Veri’nin kral, insanınsa veri’nin soytarısı olduğu bir dünya bu. Posthuman, transhuman bir dünya. Posthuman, insansonrası; transhuman ise insanötesi demek. İnsanın hem merkezî konumunu hem de robotlaşarak, ruhsuzlaşarak insanlığını yitirmesi...

Tabiatın modern insandan intikamı mı bu?

İNSANIN TANRILAŞMASINDAN...

Modern insan, başka toplumları ve insanlarını sömürgeleştirmeden önce modernliğin felsefî “peygamberi” Descartes’ın “tabiatın efendileri ve hâkimleri olacağız” buyruğunu yerine getirerek tabiata boyun eğdirmişti. Tabiatın kontrol altına alınması ve sömürülmesi, insanın ve dünyanın kontrol altına alınmasının ve sömürülmesinin önişareti, habercisiydi.

Hümanizm, insanı tanrılaştırmıştı; Transhümanizm ise, insanı hayattan uzaklaştırıyor, kölesi hâline getirerek insandan intikamını alıyor şimdi.

Transhuman dünyada, Tanrı’ya yer yok. Hakikate de. Bu dünyanın inşa edicisi insana da! Modern insanın üç asırlık serüveni, nefes kesici bir yok oluş sergüzeşti hikâyesi!

Transhuman dünyada, mutlak egemenlik veri’ye ait. Veri, yeni dünyanın tanrısı. İstatistik peygamberi, insansa kölesi, gönüllü kölesi üstelik de!

Hayatın veri etrafında döndüğü, verisiz insanın derisinin yüzüldüğü, defterinin dürüldüğü bir dünya.

Kimliklerimiz rakam artık. İnsan bir rakam, yalnızca bir rakamdan ibaret! Bundan alınacak ibret, ne kadar büyük, ne kadar çok, değil mi?

İnsansız bir dünya, verizmin hükümran olduğu dünya. Verizmin dünyasının insanıysa dünyasız bir yarı-insan, yarı-makina!

Hayatın ritmi verizmin bilgisayar tuşlarında atıyor...

Modern dünyanın üzerine kurulduğu Grek antikiktesinin dünyasının kralı, Promete’ydi: Tanrılardan ateşi çalmıştı Promete. Ateşi yani bilgiyi, insana güç veren hatta insanın tanrı katına yükseltilmesine sebep olacak gücü insana bahşeden, -tek kelimeyle- güç üreten bilgiyi yani.

Modern dünyanın üzerine kurulduğu antikitenin dünyası hırsızlıkla başlamış, yalan üzerine kurulmuştu.

Modern dünyada da aynı zihin kalıbı, aynı mantık hükmünü icra edecekti: Modern insan, Tanrı’nın yerine yerleşecek, dünyaya modern insan hükmedecek, dünyayı talan edecekti. Hümanizm, böyle doğmuştu, insanın tanrılaştırılması böyle gerçek olmuştu.

İnsanın tanrılaşması, aldığı nefes de, ölümü de doğumu da elinde olmayan insana zulümdü en baştan. Yaratılan bir varlık, nasıl yaratıcı konumuna yerleştirilebilirdi ki?

Kilise’nin insanın özgür iradesini ipotek altına alması, insanın kurumların ve kilisenin hükümran olduğu durumların kölesi olmasıydı.

İnsan, özgür iradesine kavuştuğunda dünyanın ve kendisinin kaderini değiştirebilecek bir güce, konuma ulaşabilirdi!

İnsan, Kilise’yi bir kenara itti, seküler kiliseler icat etti: Bilim kilisesi, akıl kilisesi, güç kilisesi gibi. Sonuçta bilim de, akıl da tanrılaştırıldı, güç kutsandı.

... SIRRA KADEM BASMASINA...

David Hume, haklıydı: Modern insan, akıl kilisesinin kölesi olmuştu.

“Akıl, tutkuların kölesiydi”, oysa. Akıl, sadece hâkim yapıların, söylemlerin, iktidar biçimlerinin aklamacılığını yapabilirdi.

Aklın aşırılıkları, modern insanın dünyayı cehenneme çevirmesine yol açtı: İki dünya savaşı, insanın hükümranlığının sonunu getirdi. Şimdi hümanizm bitti. Şimdi devir tranhümanizm devri.

Transhümanizmin tanrısı, veri. Verizm çağı bu çağ: Yazılı ama özellikle de görsel veri’nin tek hakikat olduğu, algının aklı çarmıha gerdiği, görüntünün veri olarak gerçek konumuna yükseldiği, insanın sadece istatistik nesnesine ve veri imparatorluğunun kölesine dönüştüğü devâsâ bir ağ!

Veri’nin, görsel ya da yazılı kurubilgi’nin her şeye hükmettiği, hakikati yok ettiği, anlamsızlık ürettiği; daha da vahimi, verizm’in dünyasının algının hükümran olduğu, bu dünyada anlamın anlamının olmadığı, verizmin dünyasına anlamsızlığın hâkim olduğunun farkına varılmadığı dromokratik, ürpertici bir dünya. Ürpermenin ürpertici kabul edildiği tedirgin edici, ruhsuz bir dünya.

Yeni Şafak Gazetesi 04 Ekim 2020 tarihli yazısının iktibasıdır.