VEFATININ 80. YILINDA MEHMET AKİF VE ASIMIN NESLİ AKİF´İ ANLAMAK YÜREK İSTER
Tarih: 26.12.2016 12:58:38 / 795okunma / 0yorum
Aziz Erdoğan

VEFATININ 80. YILINDA MEHMET AKİF VE ASIMIN NESLİ

AKİF´İ ANLAMAK YÜREK İSTER

“Rahmetle anılmak ebediyyet budur amma

Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir.”

Ülkemizde ismi en çok bilinen ancak garip şekilde ülküleri, hayata bakışı hakkında çok az bilgi sahibi olunan şahsiyetlerden biridir Mehmet Akif.

Hemen herkes Akif hakkında bir kısım malumata sahiptir. İstiklal Marşı´nı yazmıştır, dürüsttür, zor bir hayatı olmuştur. Bunlar daha çok bilinen yanları. Bir de bilinmeyen, anlatılmayan Akif var: bir ideali olan, bunun için çırpınan ve bu ideale ulaşmak için ne yapılması gerektiğini anlatan bir Akif.

****

O hem bir halk adamı hem de hak şairidir. “Kendimi milletimin huzurunda gördüğüm günden beri sanattan çok cemiyeti düşünmek istedim. Ne ona yar olabildim ne buna…” diyerek durumunu özetlemiştir. Akif, yaşadığı üç kıtanın tarihini bütün derinlikleriyle bilen, bu coğrafyanın dertlerini ömür boyu kendi deri olarak haykıran bir fikir işçisidir.

Akif, elindeki sanat ve düşünce fenerini toplumun gözüne değil, önüne tutmuştur. Akif bir eylem adamıdır. Hem söz hem de kalem erbabıdır.

Akif, 1908 yılında çıkmaya başlayan Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarıdır. Akif derginin sahibi olmamasına rağmen neredeyse bu derginin ismiyle bütünleşmiştir. (1912-1925 yıllarında sahipleri değiştiği için dergi Sebilürreşad ismiyle yayın hayatına devam eder.) Akif milli mücadeleye katılınca dergi Ankara ve Anadolu´da bu mücadelenin sesi olmuş ve 1925´te Takrir-i Sükûn Kanunu´yla susturulunca Akif konuşmama kararı alarak Mısır´a gitmiştir. Dergi Akif ´in hayatında bir mihenk taşıdır. Akif ´in hayatını kabaca dergi öncesi, dergi dönemi ve dergi sonrası şeklinde üçe ayırmak pek de yanlış olmaz. 1923 yılının Mart ayının son günlerinde yakın arkadaşı Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey´in öldürülmesi üzerine gerilen ortamdan rahatsızlık duyan Akif, Meclisin 1 Nisan 1923 tarihli genel seçim kararı üzerine mayıs ayı başlarında ailesiyle birlikte İstanbul´a dönmüştür. II. Dönem TBMM çalışmalarında yer almayan Akif, Abbas Halim Paşa´nın davetiyle 1923 ve 1924 yılı kışlarını Mısır´da geçirmiş, 1925 yılı sonundaki gidişiyle 1936´ya kadar aralıksız on bir yıl Mısır´da kalmıştır.  

Akif bir medeniyetin sözcüsü, bir milletin temsilcisidir adeta. Bazen kilometrelerce uzaktaki Muhammed İkbal´le aynı sancıyı çekmiş, bazen Şeyh Muhammed Abduh´a dergi sayfalarında yer vermiş, bazen Rusyalı Müslümanların sıkıntılarını paylaşmıştır. Rusyalı Müslüman aydınlar İstanbul´a geldiklerinde mutlaka Akif ´e uğramışlardır. İstanbul´a her geldiklerinde Akif ´i görmeden gitmeyen isimler arasında Abdürreşid İbrahim, Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı, Ayaz İshaki, Ahmet Ağaoğlu gibi cemiyet adamları bulunmaktadır.

Akif için sabır, Allah yolunda, hak yolunda; din uğrunda, millet uğrunda rahatını, uykusunu, malını,        canını feda etmenin adıdır. Akif için çalışma ve gayret insan tabiatının bir gereğidir.               Müslüman ümitsiz          olamaz.

 

 YERLİ, MİLLİ VE ÖZLENEN GENÇLİK ASIM´IN NESLİ

 

“Tek bir ışık olsun buluver, kalma yolundan

Âlemde ziya olmasa halk etmelisin halk”

Akif bir örnek ve önder bir gençlik inşa eder:

Asım´ın nesli. Bu nesil ilim ve irfan kazanarak sorunların üstesinden gelecek kurtarıcı bir nesildir. Bu nesil batılı anlamda bilimi öğrenecek ama İslam ahlakına ve inancına sarsılmaz bir bağlılık gösterecek ve böylece kurtarıcı bir nesil olmanın dinamiklerini temin edecektir. Asım´ın neslinin özgüveni tamdır, kendine güvenir; çünkü bu neslin temel felsefesi çalışmaktır.

Çalışanın emeğini Mevla verir. Bu nesil seferden sorumludur. Zafer Allah´tandır. Akif ´in Safahat´ında vücut bulan Asım´ın nesli uyanık, samimi, akılcı, doğru, çalışkan, hakkın ve hakikatin savunucusudur.

Asımın nesli vatanseverdir. Vatan kutsaldır, vatanın istiklali bu nesle emanettir. Bu nesle göre söz konusu vatansa gerisi teferruattır. Bu nesil için vatan, din, bayrak, ezan, namus uğruna canını ortaya koymak şereflerin en yücesidir. Asımın nesli vakur, sözünün eri bir gençliktir. Akif ´in bu nesle öğüdü kısa ve nettir:

“İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum Nevruz

Ne büyük söyle, ne çok söyle, yiğit işte gerek.

Lafı bol, karnı geniş soyları taklit etme.

Sözü sağlam, özü sağlam adam ol, ırkına çek.”

Asım, Akif ´in geleceğini umut ettiği ve bunun için çabaladığı genci temsil eder. Asım herhangi biri değildir. Her adımı ince ince işlenmiş, bütün bir neslin prototipi, özü olacak şekilde tasavvur edilmiştir. Belirgin vasıfları dürüst ve imanlı olması, çalışkanlığı ve insan sevgisidir. Güzel ahlak ve çalışmaya dair bütün güzel hasletler Asım´ın şahsında cisimleştirilir.

Asım´ın kim olduğunu anlayabilmek için Akif ´in Safahat´ına bakmak icap eder. Bu milleti anlatan realist bir roman okumak isteyen Safahat´a bakmalıdır. Safahatın özeti: İfadede samimiyet, eylemde sa´y ve azim, gelecekte reçetedir.

Akif´i anlamayan yerli olamaz. Akif´i okumayan genç Asım olamaz. Akif´i bilmeyen bu toprakların destanını yüreğinde duyamaz. Vefatının 80. yılında merhum Akif´in sessiz çığlığı sağır kulakları bile rahatsız etmeye devam ediyor.  Rahmetle anıyoruz büyük dava adamı Akif´i.  Ruhu şad. Mekanı cennet olsun…

Not: Yazarımız Aziz Erdoğan bugün (27 Aralık 2017) saat 12.30´da Pendik Yunus Emre Kültür Sanat Merkezinde, Saat 15´te Gebze Belediyesi Kültür Merkezinde… 28 Aralık 2017 Çarşamba günü saat 19.30´da da Maraş Oniki Şubat Belediyesi Mehmet Akif Kültür Merkezi´nde olacak…

SONSUZLUĞUN KERVANI

Tramvayın zili kesik kesik çalıyor, Tünel´den Taksim´e yolculuk eden renk renk insanlar bu sese eşlik ediyordu.  Mısır Apartmanı, ömrünü vatanına adamış bir şahsiyeti misafir ediyor; dairenin caddeye bakan yüksek tavanlı odasının duvarlarında Hafız Asım´ın Kur´an tilaveti yankılanıyordu. Sayfalar ilerledikçe beyaz yastığa teslim olmuş çehreyi nur kaplıyor, şairin dudaklarından kelime-i şahadet dökülüyordu. Hafız Asım, “İnna lillah...” ifadesiyle başlayan ayeti okuyunca hastabakıcının gözlerinden yaşlar boşandı. Hafız, ellerini kaldırdı: “Ey Yüce Allah´ım! Büyüklüğünden sual olmaz. Peygamber dostlarından birçoğunu altmış üç yaşında yanına aldın. Merhumun mekânını cennet, ruhunu şad eylHastabakıcı, Hafız Asım´ın bu sözlerini anlamlandıramadı.

Ancak göz pınarlarına da hâkim olamadı. Ardındanüzüntüyle telefona doğru yürüdü ve şairin her gün ziyaretinegelen birkaç dostunu telefonla aradı. Parmak sayısını geçmeyen birkaç dost hemencecik apartman kapısında belirdi. Cenaze, bir otomobile konulup son uğurlama için Beyazıt´a doğru yola çıkarıldı. Beyazıt Camii´nin önüne gelen otomobilden alınan cenaze avluya taşınıyordu. O esnada şadırvanda abdest alan iki gencin gözleri tabuta takıldı. Üzerinde örtü bile olmayan sade bir tabut... Yanlarındaki kitaplardan ve giyimlerinden üniversiteli olduğu anlaşılan bu iki genç, mermer musalladaki cenazeyi göz ucuyla süzerek avlunun bir köşesine oturdu ve yaklaşan namaz vaktini beklemeye başladı. Namaz yaklaştıkça cenazenin yanında bulunan kişi sayısı artacağı yerde azalmaya başladı. Soğuk mermer üzerindeki çıplak tabut Yunus´un şu dizelerini hatırlatıyordu:

“Bir garip ölmü diyeler,

Üç günden sonra duyalar,

So¤uk su ile yuyalar,

öyle garip bencileyin.”

Cenaze, bir süre sessiz ve kimsesiz, avluda bekledi. Gençler kendi aralarında konuşuyor ve tabutun etrafında bir iki kişiden başka kimsenin bulunmamasına bir mana veremiyordu. Gençlerden biri arkadaşına:

“Tabut boş olmasın?”

“Boş tabutun musallanın üzerinde ne işi olur.”

“Peki, bu adam kim?”

“Belki, kimi kimsesi olmayan bir garibandır ya da insanların sevmediği biri...”

“Ne demek istiyorsun?”

“Hırsız, arsız...”

Gençlerden biri dayanamayıp cenazeyi getiren otomobil şoförünün yanına giderek, istemsizce sordu:

“Merhumu tanır mısınız?” Şoför:

“Bir garip... Şair miymiş, neymiş?”

“Adını bilir misin?”

“Âkif´miş.”

“Mehmet Âkif, olmasın?”

“Evet, öyle dediler. Bir marş mı ne yazmış.”

“Sakın, o marş, İstiklâl Marşı olmasın?”

“Evet, İstiklâl Marşı´ymış.”

Gençler, yüreğinden yaralanmışçasına tabutun başına koştular. İkisi birden sordu:

“Mehmet Âkif mi?”

Cenazenin başında duran, elli yaşlarındaki uzun boyluadam hiç konuşmadı. Sadece “Evet” anlamına gelen bir baş hareketiyle gençlere cevap verdi. Gençler, âdeta yaydan fırlamış ok gibi koşarak bir nefeste kampüse vardılar. Çok geçmeden İstanbul Üniversitesinin önüyle BeyazıtCamii arasında bir insan seli oluştu. Gençler, akın akın camiye geliyordu. Beyazıt Meydanı´ndan iki genç ellerinde büyük bir bayrak ve yeşil bir örtüyle koşarak kalabalığın içine daldı. Kalabalığı yaran gençlerden biri ay yıldızlı bayrağı, diğeri ise ağlayarak Kâbe örtüsünü tabuta sardı.

Gençlerin sesleri, halkın sessiz çığlığına karışarak Beyazıt Camii´nde yankılandı. Kısa sürede insanlar Beyazıt Camii avlusundan taşmaya başladı. İmam cenaze namazına başlamadan cemaate sordu:

“Merhumu nasıl bilirsiniz?”

“İyi biliriz!”

“Hakkınızı helal edin!”

“Helal olsun!” sesleri camiyi inletiyordu.

Âkif´in “Asım´ın Nesli” dediği gençlik, tabutu omuzladı. Omuzlarda bayrak sarılı tabut, dudaklarda tekbir sesleriyle insan çağlayanı, Beyazıt´tan Fatih´e yöneldi. Dakikalarca süren bu yolculuk Edirnekapı Mezarlığı´na vardığında yollarda iğne atacak yer kalmamıştı. Öğrenci, esnaf, işçi ve memur hep birlikte İstiklâl Şairi´ni son yolculuğunda yalnız bırakmayacaktı ve bırakmadı da.

Mezarın başından ayrılmayan gençler, İstiklâl Marşı´nı avazları çıktığı kadar yüksek sesle okumaya başladı. Yer gök marş sesleriyle inledi. Öyle ki binlerce yıllık koca şehir hep bir ağızdan İstiklâl Marşı´nı söylüyordu.

Âkif, arkasında ne yüklü bir servet, ne müreffeh bir aile, ne de konforlu bir hayat bırakmıştı; sadece ahde vefa, dik duruş, onurlu bir ömür, ölümsüz bir marş, örnek bir kişilik, “Asım” diye nitelendirdiği bir gençlik bırakmıştı.

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.”

*Abide Şahsiyet Mehmet Akif Ersoy romanının “Sonsuzluk Kervanı” bölümünden…

 

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
ÇANAKKALE RUHU DÜNDEN DİRİDİR (18 Mart 2018 - Pazar)
YETENEK HARİTASI (11 Ocak 2018 - Perşembe)
YENİLENEN ÖĞRETMEN (05 Ocak 2018 - Cuma)
ÖĞRETMENİN PLANI (02 Ocak 2018 - Salı)
ÖĞRENCİ BOY AYNASIDIR (21 Aralık 2017 - Perşembe)
BEN ÖĞRETMEN OLSAM… (14 Aralık 2017 - Perşembe)
KİTABA GÖNÜL VERENLER (12 Kasım 2017 - Pazar)
KİTAPLA İLİŞKİMİZ (29 Temmuz 2017 - Cumartesi)
HUZUR (04 Temmuz 2017 - Salı)
BİR BABALIK YAP (20 Haziran 2017 - Salı)
SÜKÛT, SÜKÛNET (15 Haziran 2017 - Perşembe)
ÖĞRETMENLER (06 Haziran 2017 - Salı)
KAFANIZA TAKMAYIN (17 Aralık 2016 - Cumartesi)
ÇOCUKLARA YÜZ VERMEYİN (20 Kasım 2016 - Pazar)
ASIM OLMAK (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
SİVAS KİTAP FUARI (24 Ağustos 2016 - Çarşamba)
ASIMIN NESLİ VE GENÇLİĞİN DURUŞU (21 Ağustos 2016 - Pazar)
İSTANBUL´U YAŞAMAK (14 Ağustos 2016 - Pazar)
GENÇLİĞİN HEDEFİ (12 Ağustos 2016 - Cuma)
NASIL BİR GENÇLİK? (07 Ağustos 2016 - Pazar)
ASIM´IN NESLİ-III (04 Ağustos 2016 - Perşembe)
ASIM´IN NESLİ-II (03 Ağustos 2016 - Çarşamba)
ASIM´IN NESLİ-I (02 Ağustos 2016 - Salı)
GENÇLER HAZİNE (29 Temmuz 2016 - Cuma)
EĞİTİM GÖNÜL İŞİ (18 Temmuz 2016 - Pazartesi)
KABLOYA BAĞLI HAYATLAR (13 Temmuz 2016 - Çarşamba)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Dünyada bir garip veya bir yolcuymuş gibi yaşa

Hz. Muhammed