Yusuf Ziya Cömert


Vatandaşın kafası bozulmuşsa...

Yasama gücünü elinde bulunduran bir iktidar kendi aleyhine sonuçlar üretecek veya kendi menfaatlerini haleldar edecek bir seçim kanunu yapar mı?


Yapmaz.

Bırak seçim kanununu, en basit mevzuatı bile değiştirmez.

İktidar partileri ‘temsilde adalet’ veya ‘yönetimde istikrar’ istemezler.

‘Daha çok temsil edilmek’ ve ‘yönetimde daha çok kalmak’ isterler. Hatta mümkünse sonuna kadar.

Temsilde adalet ve yönetimde istikrar kavramlarının iktidarların dilindeki karşılığı budur. Bunun gereğini yapmak için uğraşırlar.

Dolayısıyla, AK Parti ile MHP’nin seçim kanununu değiştirirken kendi menfaatlerini gözetmelerinde yadırganacak bir şey yoktur.

Vardır aslında.

Neden her şey adil olmasın? Neden vatandaşın verdiği oylar Meclis’e adil bir şekilde yansımasın?

Fakat siyasette bu çeşit bir adalet, bu çeşit bir fazilet aramak nafiledir. Hayal israfıdır.

AK Parti ve MHP neyi gözetmiş olabilirler seçim kanununu değiştirirken?

Seçim barajını MHP’nin anketlerdeki durumuna göre ayarlamayı mı?

MHP’nin oyu yüzde 7 civarında görünüyor o halde iktidar ortağımız seçim barajının altında kalmasın.

Fazla basit.

Fakat arkasında başka daha tutarlı bir mantık varsa bile insanların ‘yüzde 7’yi MHP için yaptılar’ diye düşünmesine, baraj seviyesini ‘yüzde 7’nin itirafı’ olarak yorumlamasına mâni olamazsın.

Kanunun hazırlık faslı çok uzun sürdü.

2018’deki genel seçim sonuçlarını önlerine alıp inceden inceye çalıştıklarını düşünebiliriz.

Elazığ dikkat çeken bir örnek. AK Parti 191 bin 626 oy almış 4 milletvekili çıkarmış. CHP 35 bin 878 oy almış 1 milletvekili çıkarmış.

MHP ise 47 bin 558 oy almasına rağmen milletvekili çıkaramamış.

Şimdiki sistem uygulandığında CHP’nin 1 milletvekili daha çok oy alan MHP’ye yazılıyor.

Eh, bu kadarında vicdanları rahatsız edecek bir şey yok.

2018 seçimleri referans alındığında değişiklik anlamlı. Eğer 2023’te her şey aynı olursa.

AK Parti ve MHP’nin bu ince hesapların dışında da hesaplar yaptığı anlaşılıyor.

En çok neyi hesap etmiş olabilirler?

Benim anladığım, Gelecek ve DEVA partilerini.

İki ittifak arasındaki denge durumunu Gelecek ve DEVA’nın oyları bozabilir.

Şu halde, Gelecek ve DEVA’nın etkisini ortadan kaldırmak veya azalmak lazım.

Seçim kanunundaki değişikliğin en kritik noktası burası.

İktidar bu iki partinin oylarının yüzde 7’nin altında kalacağını düşünüyor.

Baraj yüzde 7 olunca oy oranı yüzde 7’nin altında kalan partinin ittifak içinde aldığı oy kendisine bir şey kazandırmıyor.

O zaman, oy oranı yüzde 7’nin altında kalan partilerin milletvekili seçiminde bir ittifaka katılmalarının anlamı yok.

Neyin anlamı var?

Parti hüviyetiyle oy pusulasında ispat-ı vücut etmek yerine baraj sorunu olmayan bir partiden aday olmanın veya aday gösterilmenin bir anlamı var.

Şartlar icbar edince şartların gösterdiği istikamete gidersin.

Gidersin de… Seçime bir önceki ittifak şartlarına nispetle eksik bir mevcudiyetle iştirak edersin.

Propaganda yaparsın, meydanlarda görünürsün, ama başka bir partinin amblemi altında.

Bu seni biraz eksiltir.

Mamafih, cumhurbaşkanı seçiminde ittifak hala mümkün. Kanun kısıtlayıcı hüküm ihtiva etmiyor.

AK Parti genel Başkan yardımcısı Hayati Yazıcı seçim yasaklarıyla ilgili değişikliği anlatırken kanundaki ‘başbakan’ lafzını kaldırmakla yetindiklerini söyledi.

Haklı da… Çünkü artık ‘başbakan’ diye birisi yok.

Ama eğer ‘başbakan’ lafzı yerine ‘cumhurbaşkanı’ lafzı koyulsaydı daha haklı olurdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim yasakları sırasında devlet imkanlarını rahatlıkla kullanabilecek. Bu, partili cumhurbaşkanı lehine çok açık bir pozitif ayrımcılık.

Kanunlarla oynarsın, ince hesaplar yaparsın, hesapların bazısı tutar, bazısı tutmaz.

Seçimin sonucunu belirleyen seçimin atmosferidir.

Milletin neye karar verdiğidir. ‘Rüzgâr’ veya ‘dip dalga’ tabirleriyle ifade edilen kuvvettir.

Vatandaşın asabı bir tarafın lehine veya aleyhine bozulmuşsa seçim kanunu sonucu değiştirmez.

Karar Gazetesi 16 Mart 2022 tarihli yazısının iktibasıdır.