Vampirizm ve Batı medeniyeti
Tarih: 9.1.2018 12:22:36 / 169okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Osmanlı tahtında Fatih Sultan Mehmet oturuyordu. XV. yüzyılın ikinci yarısıydı... Eflak Voyvodası Dracula Vlad, devlete isyan ederek Niğbolu kalesini bastı ve sancakbeyi Hamza Bey´i maiyetiyle beraber kazığa vurdurdu. Bu korkunç olaydan sonra Fatih´in elinden ancak sürekli kaçmak suretiyle kurtulabilen Dracula Vlad, düşmanlarından yüz bin kadarını kazığa vurmak suretiyle cezalandırmıştı.
Avrupa´nın Drakula adıyla bir kan içici olarak efsaneye dönüştürdüğü Vlad´dan Osmanlı kaynaklarında Kazıklı Voyvoda diye söz edilir. Drakula, aslında vahşetin ve Batı medeniyetinin vahşetle dolu tarihinin sembolüdür. Ancak kana susamışlıkta Drakula yalnız değildi. XVI. yüzyılda Elizabeth Bathory adında çok çirkin bir kontes yaşamıştı; güzelleşeceği inancıyla tam altı yüz bâkire kızı öldürüp kanlarını içtiği söyleniyordu.
***
İrlandalı yazar Bram Stoker tarafından Arminus Vambery´nin verdiği bilgilerden hareketle yazılan ünlü Drakula romanında, Kazıklı Voyvoda ile Kontes Elizabeth Bathory´nin kişilikleri birleştirildi. 1897´de yayımlanan romanın kahramanı Londra´da Piccadilli Sokağı´nda yaşıyordu, Sherlock Holmes´un 221 Baker Sokağı´nda yaşaması gibi.
Stoker, Dublin doğumlu bir tiyatro eleştirmeniydi ve aktör Sir Henry Irving´in özel sekreterliğini yapıyordu. Irving´in sekreterinin romanını okuduktan sonra “Vahşet bu!” diye haykırarak yere fırlattığı söylenir. Fakat annesine göre Stoker iyi bir iş yapmıştı; hatta oğlu korku hikâyeleriyle büyük şöhret kazanan Amerikalı şair Edgar Allen Poe´dan bile daha kabiliyetliydi.
Avrupa, Bram Stoker´ın romanından sonra Drakula´yı çok sevmiş ve bu isim etrafında başlı başına bir edebiyat yaratmıştır. 1922 yılından itibaren iki yüz civarında sinema filmine de konu olan Drakula´ya talebin kaynağında, bazı araştırmacılara göre, toplumun kendisi vardı. Batı toplumu şiddet ihtiyacını Drakula filmlerini seyrederek tatmin ediyordu. Bu ihtiyaç devam ettikçe, Batı medeniyeti Drakula´yı yaşatmaya ve Drakula´ya rahmet okutacak yeni kahramanlar (!) yaratmaya kararlıydı. Son yıllarda, özellikle Amerikan sinemasının ürettiği şiddet ve korku filmlerindeki “kan içici”lerin yanında Drakula artık masum bir vampir gibi görünmektedir.
***
Vampirlere gösterilen bu ilgi doğrusu tahlil edilmeye değer bir hadisedir. Bir toplumda, kan içici bir kahraman ölümsüzlük kazanabiliyor, üstelik sürekli yenileri üretiliyorsa, o toplumda veya toplumlarda vampirizme son derece elverişli şartlar var demektir.
Adeta bir toplu mezarlar ülkesi haline getirilen Bosna´da vampirizmin en dramatik biçimine şahit olmadık mı? Filistin, Afganistan, Irak, Suriye ve Afrika ülkelerinde yüzbinlerce insan vampirizmin kurbanıdır. Drakula son zamanlarda Türkiye ve İran´da kol geziyor. Emperyalizm, bir çeşit vampirizm değilse, nedir?
Batı kültürünün Drakula´ları, vampirleri, Darth Vader´ları, “yok edici”leri, “cezalandırıcı”ları, “cyborg”ları yanında bizim masallarımızdaki devler, cinler, ejderhalar, gulyabaniler ne kadar masum ve hatta ne kadar sevimlidirler!
MÜNİR ÖZKUL VE AYDIN BOYSAN
Türk sinema ve tiyatrosunun büyük sanatkârı Münir Özkul ve mimar Aydın Boysan, önceki gün hayata veda ettiler. İkisinin ortak özellikleri son derece sempatik ve uzun yaşamış adamlar olmalarıydı. Münir Özkul, ne yazık ki ömrünün son yıllarını yatakta geçirmek zorunda kaldı.
Bakırköy´de yetişmiş ve Türk tiyatro ve sinema tarihine isimlerini yazdırmış sanatkârlar arasında Münir Özkul´un özel bir yeri var. Benim neslim, Münir Özkul´u seyrederek büyüdü desem yeridir. Çok sevilmesinde, karakter oyunculuğundaki büyük başarısı bir yana, geleneksel tiyatronun oyunculuk anlayışını büyük bir ustalıkla devam ettiriyor olmasının büyük payı olsa gerek. Kel Hasan´ın kavuğunu İsmail Dümbüllü´den devralan odur. Bence Münir Özkul, son büyük Kavuklu´ydu, Aydın Boysan ise modern Bekri Mustafa… Ve belki biraz Bal Mahmut...
Münir Özkul, özel hayatında filmlerindeki gibi neşeli, babacan ve hoş sohbet miydi, bilmiyorum; ama Aydın Boysan, nüktedan ve eskilerin tabiriyle meclis-ârâ bir adamdı. Doğulu rindle Batılı Bohem´in sentezi... Rakının felsefesini bile yaptı. Asıl mesleğinin mimarlık olduğu ve Mimarlar Odası´nın kurucuları arasında yer aldığı, onunla ilgili bütün haberlerde zikredildi. Fakat kamuoyu Aydın Boysan´ı mimar olarak değil, hoşsohbet bir yazar; mizahı ve yiyip içmeyi hayatının merkezine koymuş bir haz adamı, bir Epiküryen olarak tanımaktadır.
Münir Özkul deyince herkesin aklına hemen Yaşar Usta ve Mahmut Hoca gibi karakterler gelir; ama Aydın Boysan´ın ismiyle özdeşleşmiş bir yapı yok!
Bu iki değerli insana Allah´tan rahmet, yakınlarına ve sanat dünyamıza başsağlığı diliyorum.

Anahtar Kelimeler: Vampirizm, Batı, medeniyeti
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere kıymet verme.

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (R.A)