Gülşah Akkaş Yaman


UZMAN GÖRÜŞÜ

Psikolog-Kariyer Danışmanı ve iş insanı Erdem ER hocamızla pandemi sonrasında öğrencilere karşı ,ebeveynlerin tutum ve davranışları nasıl olmalı bilgi aldık .


Siz değerli okuyucularımızın istifade edecekleri bir söyleşi oldu .

Korononavirüs salgını da diğer salgınlar gibi beraberinde getirdikleri ile düşünüldüğünde beklenmedik ve oldukça nadir yaşanan bir durumdur. Salgın nedeniyle yaşananlar, gündelik hayatın rutinlerini bozan ve süreklilik algısını olumsuz yönde etkileyen durumlardır. Bu süreçte her ne kadar fizyolojik problemlere odaklanılsa da salgın ve salgının önlenmesi için uygulanan müdahaleler günlük rutinlerin bozulmasına, sürecin uzaması belirsizliğe ve tüm bunlar birçok insanda stres, kaygı, depresyon, korku gibi psikolojik tepkilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Salgın gibi beklenmedik ve ani şekilde gelişen bir duruma karşı tepki vermek normaldir. Farklı yaş dönemi özelliklerinin farklı tepkiler vermesini de normal karşılamamız gerekir. Pandemide doğmuş çocukların maskesiz insan gördüklerinde ağlamaya başlamaları ve bütün insanları maskeleri sanmalarını bu konuda örnek olarak verebiliriz.

Dolayısıyla yalnızca fiziksel sonuçlarından ve etkilerinden söz edemeyeceğimiz bu özel dönemin veli ve öğrenciler üzerinde de farklı deneyimler yaşanmasına sebep oldu. Pandemi sürecinde yaşanan yeni deneyimle online/uzaktan eğitime alışmaya çalışan eğitimin tüm paydaşları şimdi de uzun bir aranın ardından yeniden yüz yüze eğitime alışmaya çalışıyor. Bu süreci doğru yönetmek ve salgın sonrasında okul ortamının güvenli hale getirilmesi, okula uyumun kolaylaştırılması için; okul yönetimi, öğretmenler, okul çalışanları, aileler ve öğrencilere düşen görev ve sorumluluklar adaptasyonda son derece önemlidir.

Adaptasyon sürecinde yapılacakları her bir paydaş için ayrı ayrı değerlendirmek mümkünken bu yazı da daha çok velilerin öğrencilerin adaptasyonunu arttırma için yapmaları gerekenlere kısaca değinelim.  

Açık ve doğru iletişim kurmak yalnızca bu süreçle ilgili değil olması gereken ve tüm çocuk ebeveyn iletişiminin temelini oluşturmalı. Çocuklar bilgilendirilirken öncelikle neyi bildikleri ve nasıl düşündükleri anlaşılmalıdır. Küçük yaş grubundaki çocuklara anlayabilecekleri bir dille bilgi vermek, oyunlar ve hikâyeler kullanmak, resim aracılığıyla duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine yardımcı olmak, duygu ve düşüncelerini anlatmaya zorlamamak, konuşmak istediklerinde dinlemek, yaşadıklarının ve tepkilerinin normal olduğunu anlamalarına yardımcı olmak, evde ve okul içinde kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak etkinlikler yapmak önemlidir. Çocukların duygu ve düşüncelerini aktarmalarına imkân sağlamak, alınacak kararlara onları da dâhil etmek, uygun bilimsel verileri onlarla paylaşmak, riskli davranışlar karşısında öfke ile tepki vermek yerine dinlemek, tartışmaya neden olmadan bu davranışlar hakkında konuşmak ve dürüst olmak yaşanılan süreci atlatmakta onlara destek olacaktır. 

Gizlemeyi değil bilgi vermeyi ilke edinin. Edindiğiniz bilgileri çocukların yaş grubunun özelliklerini, kapasitesini de gözeterek net bir şekilde aktarın. Çocuklar sorular sorabilir, ayrıntıları merak edebilirler. Korkutmadan ve basitçe sorularını yanıtlayın. Bilemediğiniz sorular olduğunda düşüncelerinizi aktarmak yerine “Bu konuda bir bilgim yok ancak senin için araştırıp öğrenebilirim ya da birlikte araştırabiliriz.” şeklinde yanıtlayın. Bazı çocuklar ise soru sormaz ve merak etmiyormuş gibi görünebilirler. Bu tür durumlarda çocuğu meraklandırmak, soru sormaya teşvik etmek ya da eleştirmek (umursamazlıkla suçlamak gibi) doğru bir yaklaşım değildir. Merak ettiği herhangi bir şey olduğunda onu doğru bilgi kaynaklarına başvurmaya teşvik etmek ya da beraberce sohbet edebileceğinizi, destek olmak için her zaman onun yanında olacağınızı vurgulamak doğru olacaktır. Böylesi zamanlarda doğruluğu onaylanmamış çok fazla bilgi ortada dolaşır ki bu da doğru bilgiye ulaşmayı geciktirir. Bilgi ediniminde seçici olmak ve bilim insanlarının ve resmî kaynakların açıklamalarını takip etmek önemlidir.

 Tepkilerinizi kontrol edin. Yetişkinlerin sakin, somut, net ve içten tutum ve davranışları arttıkça çocuklar kendilerini güvende hisseder ve çevrelerine olumlu uyum gösterirler. Kendi olası yılgınlık, yorgunluk ve kaygılarınızı yansıtmamaya; duygularınızı şiddet ve saldırganlık içeren davranışları dışa vurmaktan kaçının. Çocuklar sizin tepkilerinizi gözlemleyerek kendi sosyal ilişkilerini düzenlerler. Bu bakımdan mümkün olduğunca olumluya odaklanın; konuşmalarınızda geleceğe yönelik umuda, inanca ve hayallere yer verin.

Fiziksel etkinliklere önem verin. Uzun süren uzaktan eğitim süreci ve zaten maruz kalınan dijital çağın etkileri fiziksel aktivite sayısını ve etkinliğini gittikçe azalttı. Okula dönüşte yaşanmaya başlayan ve hastane kayıtlarına geçen çocuklarda burkulma, kırılma hikâyeleri bu görüşü desteklemektedir. Günün planlaması yapılırken mutlaka fiziksel aktivitelere de yer verilmelidir.

Gözlemleyin. Çocuklarınızı yakından gözlemleyin. Rutinlerinde, sosyal ilişkilerinde ya da okul davranışlarındaki değişimleri erken fark etmeye çalışın ve bu uyarı işaretlerini uzmanlarla paylaşmakta gecikmeyin. Kriz durumlarında ve travmatik olaylarda görülen stres, kaygı ya da depresyon tepkileri normaldir. Bunlar normal olmayan bir duruma verilen normal tepkilerdir. Kişilerin travmatik olaylardan etkilenme düzeyi olayın yapısına, geçmiş yaşantılarına, baş etme becerilerine, desteğe ulaşıp ulaşamadığına ve bu desteğe ne ölçüde karşılık verdiğine bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Genellikle stres, kaygı veya depresyon tepkilerinin üstesinden gelmek mümkün olmaktadır. Ancak bu tepkilerden bazıları haftalarca, aylarca devam edebilir ya da daha da kötüye gidebilir. Kişisel kaynaklarınız bunların üstesinden gelmenize yetmeyebilir ve sağlığınızın olumsuz şekilde etkilendiğini hissedebilirsiniz. Siz ve çevrenizdekiler buna benzer belirtileri 2-4 hafta süresince yaşıyorsanız ruh sağlığı uzmanlarından yardım istemelisiniz. Ruh sağlığı uzmanları sizlere bireysel ihtiyaçlarınız doğrultusunda bilgi ve destek vereceklerdir.

BİR SONRAKİ YAZIDA BULUŞMAK ÜZERE



YAZARLAR