Üç sofra
Tarih: 20.5.2016 10:57:23 / 530okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

 

 

1912 yılının sonlarında, Kadıköy´deki bir konakta, Paris´ten bir süre önce dönmüş genç bir şairi Tanburî Cemil Bey´le tanıştırmak için kurulmuş bir sofradayız. Masada Cemil Bey´in itiraz etmediği başka isimler de var.

 

On yıl Paris´te yaşamış olmasına rağmen musikimize aşk derecesinde bağlılığı devam eden genç şair, Yahya Kemal, o günlerde Paris´e dönmek niyetindedir. Çünkü Mesut Cemil´in ifadesiyle Fransız kültürüne hayran, musiki dışında, memleketine ait her şeyi küçümseyen bir snobdur. Onu bu kararından vazgeçirmek isteyen arkadaşları, Cemil Bey´in kemençe ve tanburunu dinlediği takdirde İstanbul´da kalmak isteyeceğini düşünerek Cemil Bey hayranı, zarif ve Bektaşi-meşrep bir İstanbul efendisi olan Şevket Bey´in evinde ikisini bir araya getirmeyi planlar ve planı uygularlar.

 

O gece Şevket Bey´in evine hanende bir hâfızla birlikte gelen Cemil Bey eski Osmanlı geleneklerine uygun olarak terbiyeli bir eda ile oturmuş. Bir süre sohbet etmişler ve yemekten sonra musiki faslı başlamış. Kemençeyi bırakıp tanburu, tanburu bırakıp kemençeyi alan Cemil Bey mucizeli taksimlerini birbiri ardınca sıralamış. “Yine yol vermedi Acem dağları”... Bir taksim... “Yine de kaynadı coştu dağların taşı”... Bir taksim daha... “Nazlı nazlı sekip gider güzel ceylan”, ve...

 

Yahya Kemal, Mesut Cemil´in de bulunduğu bir dost meclisinde bu hâtırayı çok renkli sohbet üslûbuyla anlattıktan sonra: “O zaman karşımda bir altın kapı açıldı. Memleketime bu kapıdan girdim!” diyecektir.

 

Mesut Cemil´e göre, Yahya Kemal´in bu hâtırayı anlatış tarzı, tıpkı Cemil Bey´in taksimleri gibi inanılmazdır: “Şiirindeki gibi mucizeli konuşma üslûbuyla bize birkaç defa öylesine anlatmıştı ki, her seferinde hepimiz konuşamaz, düşünemez, kımıldanamaz olmuştuk. Fakat bu anlatış da Cemil´in taksim halindeki besteleri gibi, yalnız Yahya Kemal tarafından, bir an için, ilk ve son defa mümkündür; üstelik plağa da alınmamıştır!”

 

***

 

Bu hadiseden otuz küsur yıl sonra, 1950 yılının ortalarında başka bir sofradayız. Devrin tanınmış eğitimcilerinden felsefe öğretmeni İhsan Kongar´ın Çarşıkapı´daki evinde, felsefe profesörü Vehbi Eralp, şair Behçet Kemal Çağlar ve tıp profesörü İhsan Şükrü Aksel gibi önemli adamların davetli olduğu yemekte Yahya Kemal de şeref misafiridir.

 

16-05/19/sdf.jpgTanburî Cemil Bey, bir dost evinde tanbur çalarken.

 

İhsan Kongar, Yahya Kemal´in musikimize düşkünlüğünü bildiği için yemeğe o tarihte yıldızı yeni yani parlamaya başlayan genç bir tanburîyi de davet etmiştir.

 

Masanın beri taraftaki ucuna ilişiveren tanburî, ev sahibi hanımefendinin özenle hazırladığı sofranın başında oturan ve her zamanki gibi Osmanlı tarihinden, şiirden ve musikiden söz eden Yahya Kemal´i dinlerken heyecanlıdır; çünkü birazdan Tanburî Cemillerle, Udî Nevreslerle arkadaşlık etmiş bu büyük şairin huzurunda tanbur çalacaktır.

 

16-05/19/untitled-1.jpgKalan Müzik tarafından yayımlanan Tanburî Cemil Bey Külliyatı.

 

Söz dönüp dolaşıp musikiye gelince, sofradakiler, üstada daha önce övgüyle söz ettikleri genç tanburîden bir şeyler çalmasını isterler. Kimi, “Evlâdım, üstad Mahur sever, Cemil Bey´in Mahur Peşrev´ini çal!”, kimi “Hayır, Kürdîlihicazkâr Semaî´yi çalsa daha iyi olur!” diye ısrara başlayınca, Yahya Kemal araya girer: “Bırakın, sıkıştırmayın çocuğu! Evlâdım, sen bakma onlara, en fazla neyi etüd ettiysen onu çal!”

 

***

 

Yahya Kemal´in ses tonundan, sofranın bir köşesinde utangaç bir tavırla oturan yirmi yaşlarındaki gözlüklü tanburîden fazla bir şey beklemediği, hatta bir an önce tanbur faslını geçip yemeğe devam etmek istediği anlamı çıkmaktadır.

 

O gece, o güzel sofrada bulunmanın verdiği sevinç ve gururla ayakları yerden kesilen genç tanburî hiç alınmaz; harikulâde bir taksimle başlayarak nefis bir musiki ziyafeti çeker. Hiç beklemediği bu salvo karşısında şaşıran Yahya Kemal, çatalını bıçağını sessizce bırakıp gözlerini kısarak genç fırtınanın mızrabından dökülen nağmelere kendini bırakır. Genç tanburî son eseri de çalıp tanburunu kucağına koyunca gözlerini aralayan Yahya Kemal der ki:

 

“Delikanlı, yağlı güreşte pehlivanlar önce bir ense başlayıp yavaş yavaş elense çekerler. İtişip kakışırlar ki asıl oyunlarına girmeden önce birbirlerini ölçüp tartmış olsunlar. Yâhu sen bir dalış daldın ki, bizi kündeden aşırttın!”

 

Yahya Kemal´in o tarihten sonra “Küçük Cemil´im” dediği sanatkâr, Tanburî Necdet Yaşar´dır.

 

***

 

Birinci anekdotun farklı versiyonlarını Mesut Cemil´in babası hakkında yazdığı kitaptan, Vehbi Eralp´tan ve Orhan Şaik Gökyay´dan okumuştum. İkinci anekdotu ise, yine bir dost sofrasında bizzat Necdet Yaşar´dan dinledim. Aziz üstad, bu hatırasını anlattıktan sonra şöyle devam etmişti:

 

“YÖK fakiri profesör yaptı, devletimiz de ‘Devlet Sanatçısı´ ilân etti. Ben bu unvanları hiçbir zaman kullanmadım; fakat o yemekten sonra dostları arasına katıldığım Yahya Kemal´in iltifatını ve ‘Küçük Cemil´im´ sözünü dostlarıma her zaman hatırlatırım. Bu kadarcık övünmeyi de hoşgörün artık!”

 

***

 

Bu yıl, 28 Temmuz 1916 tarihinde hayata veda eden Tanburî Cemil Bey´in vefatının 100. yılıdır. Bu vesileyle çeşitli toplantılar düzenleniyor, konserler veriliyor. Şehir Üniversitesi de ekim ayında bir sempozyum gerçekleştirecek. Bu arada büyük sanatkârın kendi orijinal kayıtlarının bir araya getirildiği 10 CD, bir plak ve bir kitaptan oluşan muhteşem bir setin Kalan Müzik tarafından yayımlandığını duyurmak isterim.

 

Yahya Kemal´e ve vefatının 100. yılında Tanburî Cemil Bey´e Allah´tan rahmet, 86. yaşını idrak eden Necdet Yaşar ağabeyime de daha uzun bir ömür diliyorum.

Anahtar Kelimeler: sofra
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Kırk küpü yerden göğe dizseler, ortadan birini çekeler, var sen seyreyle gümbürtüyü?

Yunus Emre