Türkler ve Ruslar
Tarih: 22.11.2017 10:16:03 / 226okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Geçenlerde bir kitabımın yeni baskısını hazırlarken bazı iktibasları kontrol etmek için Yahya Kemal´in kitaplarının sayfaları arasında gezinirken, 1922 yılı başlarında İleri gazetesinde yayımlanmış “Bir Kafile” başlıklı yazısını yeniden okudum. Bozgunda Fetih Rüyası isimli biyografik romanımda kullandığım bu yazısında, Yahya Kemal, Mütareke yıllarında bir gün dinlenmek için girdiği bir kahvede şahit olduklarını anlatıyordu.
***
Şair, Şehzadebaşı´ndaki kahvede sokağa bakan camın yanında oturup geleni geçeni seyretmeye başlamıştır. Kısa bir süre sonra kapının yavaş yavaş açıldığını, içeriye giren yüzü gözü kapalı, soluk çarşaflı bir kadının kendisine yöneldiğini görür; bir eliyle beş altı yaşlarında bir oğlanın, diğer eliyle de aynı yaşlarda çıplak ayaklı, takunyalı bir kız çocuğun elinden tutmuştur. Yahya Kemal, kendisine uzanan ele birkaç kuruş tutuşturup gazetesine gömülür.
Birkaç dakika sonra gözlerine kadar uzanan bir el hisseden şair, başını kaldırıp bakar: Karşısında uzun boylu, astragan kalpaklı, kaputu aşık kemiklerine kadar uzanan dev endamlı bir Rus muhaciri... Yeleğinin cebinde eline gelen bir sikkeyi de ona uzatır. Biraz sonra kapı tekrar açılır; genç, dinç, boylu boslu bir kalpaklı daha girer, masasına yaklaşır, arzuhale benzer bir kâğıt uzatır. Yahya Kemal, ister istemez aldığı kâğıtta yazılı “Bendeniz Dağıstan muhacirîn-i İslâmiyesinden olup...” diye başlayan uzunca metne göz gezdirdikten sonra ona da birkaç kuruş verir.
Derken yaşlı ve yüzünde iyilik okunan bir kadın belirir; arkasında yirmi yaşlarında görünen genç bir Türk kızı vardır. Masaya yaklaşırlar, kadın buruşuk ve temiz elini uzatır. Cebinde ufaklığı kalmayan Yahya Kemal kahveciye para bozdurup on kuruş uzatır.
Kadın işitilecek kadar hazin bir sesle teşekkür ederek öteki masalara yönelir. Annesinin arkasından yürüyen genç kız başını utançla önüne eğmiştir. Onları, iki ihtiyar Rus muhaciri ve iskeletten farksız, uzatılan parayı almak için elini uzatmaya bile gücü yetmeyen Şam hırkalı bir dilenci takip eder.
***
Kapı üçer beşer dakika arayla açılmakta; birer, ikişer, üçer gelmektedirler. Yahya Kemal kahvehanede oturduğu sürede, otuz iki dilenci sayar; yarısı Türk, yarısı Rus...
İki asır boyunca gırtlak gırtlağa savaşan Türk ve Rus, Şehzadebaşı´nın bu kahvehanesinde her türlü kinden, öfkeden, serzenişten âzâde görünmektedirler. Ne el açan Rus´un yüzünde bir utanma, ne de küçük bir sadaka uzatan Türk´ün yüzünde maziden kalma bir öfke veya onu o hâlde görmüş olmaktan duyulan bir sevinç vardır. Hâlbuki bu dilenen Türk çocukları, annesinin arkasından sürüklenen o gelinlik Türk kızı, o Dağıstanlı ve o Şam hırkalı ihtiyar, Rusya yüzünden buralara sürüklenmişlerdir.
Yahya Kemal şöyle düşünür: “Galiba kin, gayz, intikam hissi bizim kârımız değil; Rus muhacirleri bu şehre gelir gelmez, Asya´nın en asil milleti olduğumuz için ellerini önce bize açtılar. İki yüz senelik kini bir anda unuttuk ve bir noktada birleştik; onlar dileniyor, biz dileniyoruz!”
Sadece Beyaz Ruslar mı? Asırlar boyunca zulme uğrayanlara, vatanlarında barınamaz hâle gelenlere bağrımızı açtık. Bugün de üç milyondan fazla mülteciyi misafir ediyoruz.
***
Yahya Kemal´in anlattığı sahneleri yeniden uzun uzun düşündüm. Rusya´da ihtilâl olmuş ve Bolşeviklerin önünden kaçan Beyaz Ruslar canlarını Türkiye´ye zor atmışlardı. Hâlbuki beş altı yıl önce Türkiye´nin doğusunda işgalci olarak yerli halka etmediklerini bırakmamışlardı.
Soğuk Savaş sonrası da tıpkı Birinci Dünya Savaşı sonrasına benziyordu. Duvarlar yıkılır yıkılmaz, Rusya´nın Türkiye´ye, Türkiye´nin Rusya´ya akmaya başladığını görmedik mi? Asırlar boyunca bu hep böyle oldu; savaştık, barıştık, fakat hiçbir zaman aramızdaki anlaşmazlıklar kan dâvasına dönüşmedi. Milli Mücadele yıllarında Bolşeviklerden yardım gördüğümüz gerçeği göz ardı edilemez. Birkaç yıl önce de bir Rus savaş uçağını düşürdüğümüz için (aslında bu bir komploydu) neredeyse savaş noktasına gelmiştik, fakat bugün ilişkilerimiz en ileri seviyede...
Yarın ne olacağını ise Allah bilir!
Okullarda okutulan tarih kitaplarının peşin hükümlerden arındırılması ve tarihin “boğazlaşma tarihi” olarak değil, bir “ilişkiler tarihi” olarak okutulması gerektiğini söylemeye çalışıyorum. Çünkü savaş da, son tahlilde, bir ilişki biçimidir.

Anahtar Kelimeler: Türkler, Ruslar
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Bircok insan mutluluğu burnunun üstünde unuttuğu gözlük gibi etrafta arar.

Konfüçyus