Yusuf Kaplan


Türkiye’nin varlığı bile emperyalistlerin korkulu rüyası!

Türkiye’nin varlığı bile emperyalistlerin korkulu rüyası!


Bu yazıya önceki yazımdaki şu alıntıyı yaparak giriş yapmak istiyorum:
Osmanlı’nın durdurulması, tarihin akışını değiştirdi. Osmanlı durdurulduktan ya da tarihten çekildikten sonradır ki, Batılı emperyalistler, özellikle de İngilizlerle Fransızlar, Osmanlı coğrafyasını parçaladılar; haritaları yeniden çizdiler; yapay, sahte devletçikler, şeyhlikler, emirlikler, sözün özü, maşa adamlar ve uydu ülkeler icat ettiler.
Her yeri patlamaya hazır bomba hâline getirdiler.
Bütün bunlar, ülkemizde de, bölgemizde de, Osmanlının bilfiil / bedenen durdurulması ama bilkuvve / ruhen durdurulamamasının yol açtığı köklü sorunlar...
DEV ÖLMEDİ, ÖLMEYECEK, SİZİ DE DİRİLTECEK!
Batılı düvel-i muazzama Osmanlı’yı parçaladı, aç kurtlar gibi üzerine üşüştü, parçaladı ve paylaştı; ama doymadı hâlâ!
“Bu dev ölmedi, ölmek bilmiyor, yeniden ve yerinden doğrulmaya, ayağa kalkmaya çalışıyor” diyerek yüzyıldır darbe üstüne darbe vuruyorlar Osmanlı coğrafyasına ve iddiaları yok edilen, kimliksizleştirilen, şizofren hâle getirilen ve onuru kırılan ülkemize.
İdlip’te 34 Mehmetçiğimizin katil Suriye rejiminin kahpece saldırıları sonrasında şehit edilmesi, bardağı taşıran son damla oldu.
Haysiyetimizle, onurumuzla oynuyorlar...
Sabrımızı sınıyorlar...
Sadece katil Suriye rejiminden sözetmiyorum. Suriye rejiminin arkasındaki Ruslardan da, İranlılardan da, Amerikalılardan da, İsraillilerden de, hatta Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudlardan da sözediyorum.
Bir araya gelmesi mümkün olmayan ülkeler, sözkonusu Türkiye olunca bir araya geldiler ve Türkiye’yi kuşatmaya, vurmaya, ülkemize diz çöktürmeye çalışıyorlar.
Bir kez daha tarihî bir direniş gösteriyoruz emperyalizme ve uşaklarına karşı.
Sadece Türkiye’nin varlığı, mazlumlardan yana tavır takınması, emperyalistlerin oyunlarını bozmaya, tepelerini attırmaya, barbarlaşmaya itiyor!
Küresel sistemin oyunlarını bozan tek ülkeyiz.
Küresel sistemin ne kadar ruhsuz, ilkesiz, hukuksuz ve emperyalist temeller üzerine kurulduğunu ifşa eden ve dünyanın gözüne sokan tek aktör biziz.
Bizim varlığımız bile, emperyalistleri ürkütmeye, tedirgin etmeye yetiyor!
Biliyorlar ki, Türkiye, ortaya koyduğu bin yıllık İslâm medeniyeti yolculuğuyla, dünyanın karşı karşıya kaldığı felâketlerin, kaosun, yıkımların nasıl çözülebileceğinin teorik ve pratik çıkış yollarını ortaya koymuş tek ülkesi dünyanın.
TÜRKİYE’NİN VARLIĞI, EMPERYALİSTLERİN KORKULU RÜYASI!
Dünyanın en temel sorunu, farklı dinlere, kültürlere, medeniyetlere, etnisitelere mensup toplumların barış ve huzur içinde nasıl bir arada yaşanılabileceği yakıcı sorunudur.
Batılılar, 1648 Westfalya Anlaşması’ndan sonra kurdukları Avrupa Dünya Düzeni’yle üç dört asırlık dünya hâkimiyetleri süresince, bunu başaramayacaklarını ispat ettiler.
Aksine tersini gerçekleştirdiler: Bütün kutuları işgal ettiler, bütün kıtaları sömürgeleştirdiler, bütün medeniyetlerin kökünü kazıdılar, bütün dinleri fosilleştirdiler, sözün özü başkasına hayat hakkı tanımadılar ve dünyayı yağmalayarak dünya üzerinde haksız, hukuksuz bir hegemonya kurdular.
Elbette, aydınlanma devrimlerini, siyasî devrimleri, bilimsel devrimleri, sanayi devrimlerini yaptılar ama bütün bunları dünyayı daha fazla yağmalamakta, medeniyetlerin kökünü kazımakta birer silah olarak kullandılar, kullanmaya da devam ediyorlar hâlâ!
Ezcümle... Emperyalistler ve uşakları Türkiye’yi ne kadar kuşatmaya çalışırlarsa çalışsınlar, Türkiye’ye diz çöktürmeyi başaramayacaklar. Türkiye, yüzyıl öncesine göre pek çok bakımdan çok daha güçlü.
Türkiye’nin varlığı, Batılı emperyalistlerin korkulu rüyası. Her zaman söylediğim gibi, Türkiye dünyanın ruhu, mazlumların umudu ve emperyalistlerin kâbusudur.
Unutmayalım biz kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.
Elbette ince eleyip sık dokuyacağız. Elbette, diplomasinin bütün kurallarını işleteceğiz, yollarını kullanacağız, büyük hatalar yapmamama için kılı kırk yaracağız ama emperyalistlere ve uşaklarına aslâ boyun eğmeyeceğiz.
Vesselam.
Yenişafak Gazetesi  01 Mart 2020 tarihli yazısının iktibasıdır.
 



YAZARLAR