Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı
Tarih: 26.1.2019 00:00:01
Yusuf Kaplan

Türkiye, dünyada ailenin ve toplum dokusunun en güçlü olduğu ülkelerin başında geliyor. Ailenin bir ruhu var bu ülkede. Toplumun da.
Daha doğrusu, vardı!
Şimdi İstanbul Sözleşmesi´yle ve cinsiyet eşitliği projeleriyle aile yapımız, sosyal dokumuz büyük bir saldırıyla karşı karşıya!
BATI´DA AİLE DE, TOPLUM DA ÇÖKTÜ!
Batı´da aile çöktü, toplum çöktü. Hayat ruhsuzlaştı, çölleşti; insan da bitti.
Batı´da insan yok, sistem var sadece: Batı toplumlarını güçlü ekonomik sistem ve güçlü hukuk sistemi ayakta tutuyor: Sistem insanın önüne geçti: Batılılar, sistemi koruyorlar, insanı değil. Sistem, çökerse her şeyi kaybedeceklerini çok iyi biliyorlar.
Batı´da fiyaskoyla sonuçlanan, hem felsefî olarak hem de sosyolojik olarak Batı toplumlarını önce kuran ama sonra da paldır küldür çökerten, yıkan insan modelleri, sosyal ve kültürel modeller türlü tuhaf anlaşmalarla şimdi Türkiye´ye de dayatılmaya başlandı.
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı meselenine gelmeden önce, Batı toplumlarının ailenin, toplumun ve insanın bitmiş.yle sonuçlanan felâketin eşiğine nasıl sürüklendiklerine yakından bakmakta fayda var.
BATI´DA MODERNİTE´YE BAŞKALDIRI DALGALARI...
1648 Westfalya Anlaşması´yla kurulan Avrupa Dünya Düzeni, İkinci Dünya Savaşı´ndan sonra çöktü.
Batı uygarlığı´nın felsefî temellerinin sorgulanmasına dönüştü Avrupa´nın çöküşü.
Demokrasi kavramı, hukuk devleti fikri, insan hakları söylemi önce radikal bir şekilde sorgulandı; sonra da liberalizm üzerinden yeniden tanımlandı.
Bu sorgulama sürecinin öncelikle Avrupa toplumlarında yaşandığına dikkatinizi çekmek isterim. Sorgulanan şey, modernlikti; modernliğin vaatlerini yerine getirememesi, aksine hem Avrupa´yı hem de dünyayı çıkmaz sokağın eşiğine sürüklemesi ve cehenneme çevirmesiydi.
Batı uygarlığının sorgulanması modernizm üzerinden gerçekleşti: Modernizm, modernliğin vaatlerini gerçekleştirememesine karşı modernliğe karşı bir başkaldırı hareketiydi. Modern´in içinden geliştirilen öncelikli olarak bütün sanat türlerinde gözlenen bir başkaldırı dalgası.
Romantizm hareketiyle öncelikle Almanya´da Weimar Rönesansı´yla başlayan ve zamanla başta Fransa ve İngiltere olmak üzere bütün Avrupa´ya dalga dalga yayılan bu hareket yaklaşık yüz yıl boyunca Aydınlanma aklı´nın, düşüncede, siyasette, estetikte ve hayatın her alanında yol açtığı donmayı, katılaşmayı, ruhsuzlaşmayı tartıştı bütün sanat türlerinde.
Ekspresyonizmden empresyonizme, kübizmden sürrealizme, konstrüktivzim´den varoluşçuluğa kadar sanatın bütün türlerinde modernliğin öncelikle Batı´yı sürüklediği ontolojik felâketi sorguladı.
Edebiyatta Dostoyevski, James Joyce, Kafka, Puşkin; müzikte Wagner, Mahler; resim sanatında Picasso, Dali, Kandinsky, Paul Klee; tiyatroda Ionesco, Artaud; felsefede de başta Nietzsche olmak üzere Heidegger ve onların izinden giden bütün postmodern felsefe ve felsefeciler modernliğin yol açtığı ontolojik felâketi, anlam krizini, özgürlük kaybını kıyasıya tartıştılar.
İNSANALTI BİR TÜR, İNSAN MODELİ OLABİLİR Mİ?
Modern Avrupa´nın hem felsefî olarak çöküşü hem de siyasî olarak tarihten çekilişi her yönden, her bakımdan tespit edildi ama postmodern felsefe ve sanat, bir çıkış yolu öneremedi: Önerdiği şey, her alanda izafileşme biçimleri oldu: Hakikat fikri buharlaştı, Tanrı fikrinden sonra insan fikri, hümanizm de tartılmaya açıldı.
İnsanın tanrılaştırılması süreciyle başlayan ve bizzat Batı uygarlığını büyük bir tıkanmanın ve ontolojik çıkmaz sokağın eşiğine sürükleyen hümanizm yolculuğu, yarı insan-yarı makina “siborg” (cyborg) olarak tanımlanan insan-sonrası (posthümanizm), insan-ötesi (transhümanizm) bir yok oluş sürecinin eşiğine getirip bıraktı.
Batı modernitesinin hümanizmle birlikte çıktığı yolculuğun sadece Batılıları değil insanlığı getirdikleri nokta; düşünme, duyma melekelerini yitiren; hız, haz, ayartı ve tüketimin kölesine dönüşen insanaltı bir tür´ün icat edilmesi oldu!
Batı´dan insan modeli konusunda da, aile ve toplum modelleri konusunda da öğreneceğimiz, dolayısıyla ödünç alacağımız hiç bir şey yok: Bu konuda gölge etmesinler başka “ihsan” istemiyoruz!
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE CİNSİYET EŞİTLİĞİ PROJESİ DERHAL TERK EDİLMELİ!
Batılıların AB uyum yasaları çerçevesinde bize dayattıkları projelerin başında, aileyi, toplum yapımızı ve dokumuzu çökertecek İstanbul Sözleşmesi ile bu ülkenin bazı illerinde, okullarında pilot olarak uygulanma aymazlığı gösterilen “cinsiyet eşitliği” gibi yıkıcı projeler geliyor!
Başlarına çalmamız lazım, bütün bu tür sinsi, yıkıcı projeleri!
Yine kadın hakları konusunda da, temelde, Batılılardan alacağımız hiç bir şey yok aslında.
Batı´da insan yok ki! Kadın da yok, aslına bakarsanız! Kadın, tüketimin kölesi, kapitalizmin tüketim nesnesi. Klişe değil bu, ürpertici bir gerçek!
Bir yanda güya kadın hakları söylemleri zirve yaparken, öte yanda bütün bir kültür endüstrisi, kadını, insan olarak bile kabul etmiyor; aksine, her alanda, her yerde, her fırsatta kadını cinsel olarak, bedenen aşağılayan, ayartıcı bir tüketim nesnesine dönüştüren cinsellik endüstrisi tavan yapıyor.
Bırakınız kadını koruyabilmeyi insan türünü bile koruyamayacak kadar acıklı durumda Batılı toplumlar!
Bu ülkede kadının aşağılanması, şiddet ve tecavüz olaylarının artması elbette ki bir vakıa ama bunların seküler, hedonist kültürün yaygınlaşmasıyla tavan yaptığını, burada zıvanadan çıkan çarpık kadın-erkek ilişkilerini, cinsellik sömürüsü, kadın bedeni sömürüsü yapan televizyon programlarının ve dizilerinin rolünü neden kimse konuşmuyor, anlamakta zorlanıyorum!
Toplumu, aileyi ve insan türünü yerle bir eden, insan türünün geleceğini bile tehlikeye sokan sefih seküler-hedonist-insanaltı insan tipinin bu ülkeye dayatılması, bu ülkede toplumun çözülmesi ve ailenin çökmesiyle sonuçlanacaktır.
Dünyada en sağlam, en güçlü aile ve toplum yapısına sahip bir ülkeyi çökertmenin, genç nesillerini körleştirmenin, hedonist, nihilist, ruhsuz insanaltı varlıklara dönüştürerek köleleştirmenin, içerden teslim almanın en sinsi yolu bu!
O yüzden Türkiye, İstanbul Sözleşmesi´nden derhal çıkmalı ve “cinsiyet eşitliği” gibi sinsi projeleri akit geç olmadan kaldırmalıdır!
Vesselâm.

Anahtar Kelimeler: Türkiye, cinsiyet, imtihanı
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
"Ya yıldızların Her biri bir mühendistir veya onları yapan bir mühendis vardır!.."

1930 yılında keşfedilmesinden 2006 yılında gezegenlikten çıkarıldığı süre zarfında Plüton Güneş´in yörüngesinde turunu henüz tamamlamamıştı. Plüton´un yörüngesini tamamlaması 248 yılı buluyor.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59