Yusuf Kaplan


Türkiye, önemli stratejik adımlar atıyor ama kuşatmaya dikkat!

Türkiye, önemli stratejik adımlar atıyor ama kuşatmaya dikkat!


Büyük devletler, stratejiler geliştirirler, stratejilerle ilerlerler...

Diğerleri ise ancak manevralar yapabilirler; imkânları da, psikolojileri de stratejik atılımlar gerçekleştirmek için kâfi değildir.

TARİHÎ ADIMLAR, STRATEJİK ATILIMLAR...

Türkiye, özellikle 15 Temmuz işgal ve darbe girişimini destansı bir direnişle püskürtmemizden sonra büyük stratejik adımlar atmaya başladı: Suriye’de ve Irak’ta art arda önemli askerî harekâtlar gerçekleştirdi, bölgede dengeleri Türkiye lehine değiştirdi.

Bu askerî harekâtlardan sonra en önemli stratejik adımlardan biri, Astana Süreci oldu; bir diğeri de Libya’da ülkenin BM tarafından tanınan seçilmiş Sarrac hükümeti ile Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması imzalayarak, Libya devletinin çağrısına karşılık vermesi.

Fırat Kalkanı Harekâtı, Türkiye’nin üzerindeki ölü toprağını atarak ayağa kalkması, “bölgenin geleceğini beni dışta bırakarak şekillendirmenize izin vermeyeceğim” diyerek emperyalistlere meydan okuması, milat oldu, dönüm noktası olarak tarihe geçti.

Türkiye, Fırat Kalkanı ile başlayan askerî harekâtlar silsilesiyle emperyalistlerin kuklası IŞİD’e büyük darbe vurdu; İran’ın yayılmacı politikalarını Suriye’de, Irak’ta, Katar’a yerleşerek Yemen’de püskürttü; Rusya’yla yaptığı işbirliği anlaşmalarıyla ABD ve Siyonistleri dengeleyecek stratejik adımlar attı.

Son büyük stratejik hamle, Libya devleti tarafından Libya’ya çağırılmamız oldu. İki asırlık inkiraz tarihimiz boyunca ilk defa bir devlet Türkiye’yi “kurtarıcı” olarak davet ediyordu. Çok büyük, tarihî bir adımdı Mavi Vatan fikri çerçevesinde Libya’da, Adalar Denizi’nde (Osmanlı, “Ege Denizi” demiyordu, “Adalar Denizi” diyordu!) ve Doğu Akdeniz’de art arda gerçekleştirdiğimiz stratejik atılımlar!

Almanlar, adaları silahlandırdılar; önce Yunanları, sonra Fransızları Türkiye’ye karşı kışkırttılar! Yunanistan’la ve Fransa’yla -küçük ölçekli de olsa- savaşın eşiğinden döndük! Diplomatik zekâmız devreye girmişti bu kez!

İki asırlık inkıraz tarihimizde hasret kaldığımız stratejik adımlar, açılımlar ve atılımlardı Fırat Kalkanı’ndan bu yana yaptıklarımız!

Gönendirici, umutlandırıcı, güven verici.

Türkiye, pek çok bakımdan güçleniyor... İki asırlık inkıraz tarihimizde görmediğimiz bir atılım gerçekleştiriyor. Bütün bu stratejik adımları özellikle savunma sanayiinde gerçekleştirdiğimiz atılımlara, münhasıran da Selçuk Bayraktar’ın ülkesine, kültürüne ve insanına âşık gayretlerine borçluyuz aslında.

AZERBAYCAN’A SALDIRI, TÜRKİYE’YE SALDIRIDIR!

Bu arada, Azerbaycan’a saldırttılar Ermenistan’ı. Ermenistan’ın saldırısının Rusya Devlet Başkanı Putin ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un beş gün önce başbaşa yaptıkları görüşmenin hemen sonrasında gerçekleştirilmesi önemli; buraya bir mim koymalıyız!

Şu kesin: Azerbaycan’a saldırı Türkiye’ye saldırıdır!

Türkiye’ye gözdağı vermek istiyorlar!

Neler yapabileceğimizi görmek, sınamak istiyorlar!

Türkiye, Azerbaycan’a her tür yardımı yapmalı! Her tür yardımı!

MISIR’LA İLİŞKİLERİMİZ DÜZELİRSE, KUŞATMAYI DAHA KOLAY YARARIZ!

Son olarak, Mısır sorununa gelmek istiyorum. Türkiye, doğudan batıdan, güneyden kuzeyden kuşatılıyor! Tam bu noktada Mısır’la ilişkilerimizi belli bir sürece yayarak iyileştirmek zorundayız. Başından beri, Mısır’la ilişkilerin kopmasının yanlış olduğunu söyledim: Elbette ki, darbelere de, darbecilere de karşı çıkacağız. Mısır’da Türkiye’nin duruşu takdir edilecek bir duruş. Ama sonuç bizim de Mısır’lı kardeşlerimizin de aleyhine!

Türkiye, Osmanlı mirasçısı bir devlet olarak Mısır’daki bütün kesimlerle ilişki kurmak zorunda. Mısır’ın selameti açısından da bizim açımızdan da hayırhah olan tavır bu aslında.

Unutmayalım: Mısır’ı kontrol eden dünyayı kontrol eder. Dün böyleydi bu, bugün de böyle büyük ölçüde. İskender’den Sezar’a, Yavuz’dan Napolyon’a kadar Mısır’a hâkim olan dünyaya hâkim oldu.

Amacımız, Mısır’a hâkim olmak değil, olamaz, elbette. Mısır’ın stratejik-tarihî konumuna dikkat çekmek istedim sadece.

Mısır’la ilişkiniz koparsa, bölge ülkelerinin hepsiyle ilişkiniz sakatlanır. Mısır’la güçlü ilişkiler kurarsanız hem ülke içinde yapılacak yanlışlıklara bir kardeş ülke olarak müdahale etme imkânlarınız artar hem de bölgenin kaderini birlikte belirleme imkânlarınız çoğalır.

Dahası da var: Eğer Türkiye, Mısır’la değişik düzeylerde ilişki kurmaya başlarsa, orta ve uzun vadede Türkiye üzerindeki kuşatmanın yarılmasına da katkısı olur Mısır’la kurulacak ilişkilerin.

Türkiye, hiç olmadığı kadar güçlü maddî açıdan. Yüzyıl öncesine nazaran çok güçlüyüz; bu çok açık.

Ama ben yine de teyakkuzu elden bırakmamakta fayda var, diyorum. Birinci Dünya Savaşı’na bir tuzakla, bir oldubittiyle gir(diril)diğimizi hatırlatıyorum.

Türkiye, dik durmalı ama teyakkuzu da elden bırakmamalı.

Çok büyük bir kuşatmayla karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım.

Vesselam.

Yeni Şafak Gazetesi 25 Eylül 2020 tarihli yazısının iktibasadır.