Yusuf Kaplan


Türk dünyasını, “tarihten sürgün”den kurtaracak ve yeniden ayağa kaldıracak yegâne güç, köklü medeniyet mefkûresidir!

Türk dünyasını, “tarihten sürgün”den kurtaracak ve yeniden ayağa kaldıracak yegâne güç, köklü medeniyet mefkûresidir!


Kazakistan’da halkla hükümet arasında durulmayan bir gerilim vardı: Halk büyük ekonomik sorunlarla boğuşuyordu.

Sonunda beklenen oldu: Kazak halkının bir kısmı LPG zamlarını bahane ederek sokaklara döküldü.

KAOS, KAÇINILMAZDI!

Kazakistan’ın muhalif lideri Muhtar Abblyazov Fransa’da sürgünde.

Oradan Kazakistan halkını sosyal medya üzerinden örgütlüyor ve ayaklanmaya kışkırtıyor.

Zamlar geri alınmasına ve hükümet istifa etmesine rağmen protestolar durmadı, iyice tırmandı.

Kazakistan Devlet Başkanı Tokayev, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) adına Rusya’yı yardıma çağırdı. Kazakistan televizyonunda halkına hitaben sadece Rusça bir konuşma yaptı ve ülkede sıkıyönetim ilan edildiğini ve “ayaklanmalara katılan teröristlere vur emri verilerek ateş edileceğini” duyurdu.

Çok ürpertici bir durum bu.

Doğu Bloku’nun çökmesinden, Soğuk Savaş›ın bitmesinden itibaren 30 yıllık süreçte güç bela toparlanmaya, belli bir istikrara kavuşan Kazakistan›ın karıştırılması an meselesiydi. Güçlü doğal gaz yataklarına sahip bir ülke Kazakistan. Türkiye dışında Türk cumhuriyetlerinin en güçlü ve büyük ülkesi aynı zamanda. Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulmasında belirleyici roller oynamış bir ülke.

Ülkenin iyi yönetilemeyerek içerden kaosa sürüklenmesinin ve dışarıdan da kolayca karıştırılmasının en temel nedeni, Sovyet emperyalizminin yol açtığı travmaları henüz atlatamaması, gerek jeopolitik olarak gerekse jeokültürel ve jeoekonomik olarak bağımsız hareket edecek bir konuma, düzeye ulaşamaması.

Ülkenin kaderini belirleyen en önde gelen isimleri, yöneticileri, KGB Politbüro’sunun elemanı olarak çalışan, Soğuk Savaş Dönemi’nin kurt politikacıları!

TÜRKLER, “TARİHTEN SÜRGÜN” ZİLLETİNDEN NASIL KURTULACAKLAR?

Sovyet emperyalizmi, kan kusturdu Türk cumhuriyetlerine Soğuk Savaş döneminde. Türk dünyasının İslâmî ruh köklerini, tarihî köklerini kuruttu; bütün değerlerini, anlam haritalarını yerle bir etti! Hayanın, edebin, ahlâkın, irfanın, kardeşliğin, eşsiz bir hakikat medeniyetinin yurdu Horasan-Türkistan havzasındaki büyük köklü medeniyet birikimi dinamitlendi, sosyal yapı çökertildi, kültürel değerler paçavraya çevrildi (tuvaletlerin kapısı açık bırakıldı, erkek kadın tuvaletleri birleştirildi), genç beyinlere ateizm zerkedildi, su gibi alkole müptela edildi!

Kafkaslardan Doğu Türkistan’a kadar Türklerin ruhu, tarihi, kökleri, değerleri yok edildi. Önceki yazımda da hatırlattığım üzere, büyük tarihçi Fernand Braudel’e “Türkler, tarihin kayıp çocukları” yakıcı tespitini yaptıracak kadar Balkanlardan Hazar Havzasına, Kafkaslardan Doğu Türkistan havzasına kadar olan bütün Türk dünyası, tarihten sürgün edildi!

Soğuk Savaş’tan sonraki süreç, toparlanmak için gözler bir umut ışığı olarak Türkiye’ye çevrildi.

Türkiye, acaba rol model olabilir miydi Türk cumhuriyetleri için?

Bir ara böyle bir beklenti oluştu, ticarî ilişkiler canlandı ama beklenen olmadı. Niçin?

Bu rol modelliğinin ve ilişkilerin kültürel, tarihî ve felsefî temelleri iyi atılmadığı için.

KÖKLÜ BİR MEDENİYET MEFKÛRESİ OLMADAN ASLÂ!

Önce şunu iyi bilelim: Bu coğrafyanın kaderini jeopolitik değil teopolitik stratejiler belirleyecek. Bunu göremez ve buna göre daha köklü, temelli hazırlıklar yapamazsa, Türk dünyasının, gerçek bağımsızlığına kavuşabilmesi hayal olur.

Yani önce ortak İslâm medeniyeti birikimi öne çıkarılmalı, tarih bilinci, eğitimden kültür, sanat ve medyaya kadar bütün alanlarda bir müşterek medeniyet mefkûresi ve fikri yeşertilmeli, büyütülmeli, dalga dalga her yere köksalmalı ve yayılmalı ki, Türk cumhuriyetlerinin istiklal ve istikbalinin temelleri sağlam atılabilmiş olsun.

Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Anadolu kıtası’ndan Doğu Türkistan anakarasına kadar Türk dünyasının güçlü bir medeniyet mefkûresi etrafında toparlanması, bu medeniyet fikrinin her alanda köklü müşterek projelerle beslenmesi, desteklenmesi, büyütülmesi, köksalması ve yayılması şart!

Türk dünyasını ancak müşterek medeniyet fikri ve mefkûresi gerçek istiklaline ve istikbaline kavuşturabilir.

Ancak böylesine güçlü, müşterek bir medeniyet mefkûresi geliştirildikten sonra Gaspıralı’nın o bir asırlık büyük hayali “dil’de, fikir’de ve iş’te birlik” ideali hayata geçirilebilir. Türk dünyasını dün olduğu gibi yarın da yeniden toparlayacak ve tarih yapmasını sağlayacak yegâne güç, İslâm’ın o diriltici, sarıp sarmalayıcı herkese hayat hakkı tanıyan, tabiatla ve bütün varlıklarla barışık hakikat medeniyeti mefkûresidir.

Gerisi, zillettir, itilip kakılmaktır, Rus veya Çin veya Batılı emperyalistin önünde boyun eğmek ve tarihten silinmektir!

Sözün özü: Türk Devletleri Teşkilatı, bu ruhla geleceğe hazırlanmalı ve geleceği/mizi hazırlamalıdır. Eğitimde, fikirde, kültürde, sanatta, edebiyatta, sinemada, medyada, bütün bu alanlarda geliştireceğimiz güçlü, muhkem medeniyet mefkûremiz ışığında ortak hayaller ve ortak rüyalarımızı hayata geçirecek kalıcı ve köksalıcı işbirliği projeleri geliştirmek zorundayız.

Vesselâm.

Yeni Şafak Gazetesi 09 Ocak  2022 tarihli yazısının iktibasıdır.

 



YAZARLAR