Ö. Emir Doğan


TOPLUMSAL BUHRANLARIMIZ 3

TOPLUMSAL BUHRANLARIMIZ 3


“Toplumsal Buhranlarımızı” ve buhranlardan kurtuluş reçetesi olarak yeniden İslam’a dönüşü, ümmetin birliğini savunan, bunun zaruretini açıklamalarıyla ortaya koyan Osmanlı Münevveri Şehit Said Halim Paşa’yı ve eserlerini konu edindiğimiz kısa yazı dizimizin üçüncü ve aynı zamanda sonuncu yazısında “Said Halim Paşa’yı Doğru Anlamak” üzerinde duracağız. 
“Said Halim Paşa’yı Doğru Anlamak Üzerine” başlıklı makalesinde, Sosyolog Prof. Dr. Yasin AKTAY, Said Halim Paşa hakkında “son dönem Osmanlı tarihinin en ilginç figürlerinden birisidir” der. İslâmcı görüşleri savunan, Mehmed Akif'in Sebilürreşad Mecmuasında ümmet fikrini önceleyen makaleler kaleme alan bu Osmanlı aydını diğer taraftan İttihat-Terakki'nin önde gelen isimlerinden birisidir. Politikayla ömrünün sonuna kadar iştigal etmesi, devlet görevlerinde bulunmuş olması onun düşünür yönünün uzunca bir süre dikkat çekmemesini beraberinde getirmiştir. 
Enteresandır, düşünür vasfına da Cumhuriyet döneminde neredeyse ilk kez vurgu yapan İdris Küçükömer'dir. Said Halim'in sosyolojiye ve siyasete ilişkin görüşlerini açıkladığı eserleri onu sadece bir siyaset adamı olarak değil bir düşünür olarak da ele alma gerekliliğini ortaya çıkarır. Bu çerçevede son dönemde farkedilir bir ilgi gözükmekle birlikte derinlemesine analiz yapmaya çalışan, nitelikli metinlerin sayısı son derece azdır. İslâmcılık, özellikle düşünsel yelpazenin solunda konumlanan aydınların gündemlerinde en üst sırada yer alırken, bu ilgiyle karşılaştırılamayacak derecede bir Said Halim ilgisizliğinin söz konusu olması, ilginin sentetikliğini ve güncel politikayla ilgisini net bir biçimde ortaya koymaktadır. İslâmcı entelektüeller arasında ise bu ilgi daha belirgin olmakla birlikte yeterli değildir.
Prof. Dr. Yasin AKTAY; İslâmcı entelektüeller tarafından Said Halim Paşa'nın geç keşfedildiği söyler. Geç keşfedildiğinde de İslamcılara referans kaynağı olacak şekilde değil, biraz daha akademisyenler ve entelektüeller arasında tartışma konusu olacak şekilde yer bulmuş gibidir. Mehmet Akif, Elmalılı Hamdi Yazır, Sebil'ürReşad veya Eşref Edip gibi söylem belirleyici bir etkisi olduğu söylenemez. Dolayısıyla İslamcılık düşüncesinin bir konusu olarak ele alındığında sadece o dönemin düşünce dünyasının nasıl şekillendiğini incelemek üzere değerlendirmeye imkân sağlıyor gibi gözüküyor. Bu durum Said Halim Paşa'nın bir ölçüde tek boyutlu ele alınmasını ve böylece düşünce kamusuna bir türlü sağlıklı biçimde dâhil edilememesini beraberinde getiriyor. Örneğin Said Halim Paşa sadece İslâmcılık açısından ele alınırsa onun sosyolojik analizleri dikkatten kaçabilir ve nitekim kaçırılıyor da.
  Said Halim Paşa, galiba İttihat-Terakki bağları dolayısıyla İslâmcılığı, düşünür vasfına daima öncelenmiş bir mütefekkir olarak çıkıyor karşımıza. Bu bir anlamda onun düşünsel pozisyonunu değerlendirmeyi de imkânsız hale getiriyor çünkü o dönemin neredeyse bütün ideolojik yönelimlerinde İslamcılık bir biçimde bulunuyor. O dönemde İslamcılık hegemon ideolojidir, bir iktidar ideolojisidir. Ve bugün yaşamakta olduğumuz bazı tartışmalardan yola çıkarak Said Halim Paşa bize birçok konuda hatırlatma yapabilir. (5) 
Bu değerlendirmeden sonra Said Halim Paşa’nın maarife dair ve diğer bazı görüşlerini aktararak yazımızı neticelendirelim.  Elbette en doğrusu müellifin eserlerini okumaktır. Bizim yazımız Sadi Halim Paşa ve fikriyatı hakkında bir önsözcihetindedir. (6) 
 Said Halim Paşa, “Memurların, asılzâdeler ile burjuva sınıfının yerini tutacağını zannetmek, âdeta iktisattaki tüketim ile üretimi birbirine karıştırmak kadar büyük bir hataya düşmek olur” diyerek memurların burjuva sınıfının yerini tutamayacağını belirtir. (s:22) Yine, Batı’da din ve mezhep adına yapılan zulümler, cemiyeti kana boyarken, bu esaslar sâyesinde, İslâm memleketlerindeki gayri müslim cemaatler mesut ve rahat bir hayat sürmüşlerdir, diyerek Batı ile bizim farkımızı ortaya koyar. (s: 24) “İdarenin” bütün bir neslin eseri olduğunu ifade eder. “Ne yazık, şurası unutuluyor ki, bir idare, yalnız bir adamın veya bir partinin değil, bütün bir neslin eseridir” der. (s: 31) 
 Said Halim Paşa maarif alanındaki yeniliklerin de aksi tesirine dikkati celbeder. “… ‘öğretimi ıslah’ gâyesiyle ihdâs olunan bu yeni usul, onu ortaya koyanların da hiç ummadıkları daha tesirli bir netice meydana getirdi: Aile hayatı ile beraber toplumu da bozdu. Çünkü yeni ve fennî olarak kabul edilen bu öğretim usulünde gençlere, “fenne ve akla uyduğu sanılan şeylerden başka şeylere uymamaları” söylenmişti. Bu yüzden onların ahlak ve terbiyeleri pek eksik kaldı. Bu zihniyetle yetişen yeni neslin bilgisine, anlayışına ve yenilik arzusuna hiçbir şey karşı duramadı. Sosyal esaslardan olan an’ane ve karakter, usul ve edep, itaat ve ahlâk gibi kıymetler, saygıya ve korunmaya değer bulunmadı. Evlâdın saygısı ve babanın haysiyeti ortadan kalktı. Sonunda evlâdın, cür’etli ve iddiacı tavrıyla, haklarını kaybetmiş olan babasını tahakkümü altına alarak aile reisi durumuna geçmesi gibi acaip bir durum ortaya çıktı. Asırlara karşı koyarak, mâruz kaldığı en şiddetli felaketlere rağmen varlığını koruyabilmiş olan Osmanlı cemiyeti, bu şekilde yetiştirilmiş birkaç okullu nesil tarafından bozuldu…” (s:88) Biz de geçmişte bu durumu “Çocukerkillik Üzerine” başlıklı bir yazı ile anlatmıştık. Meğer meselenin esbabı mucibi, Said Halim Paşa zamanına kadar gidiyormuş.  
Edebiyatımızın ortaya koyduğu eserler ruhumuzun değil, birtakım yabancı fikirlerin neticesidir. Kaçak olarak yurdumuza sokulmuş fikir ve hislerden meydana gelmiş sun’î bileşimlerdir. 
Millî ruh, edebiyatımızın da dışında tutulmuş, onun yerine kaynakları çok değişik, birbiriyle ilgisiz birçok ansiklopedik mâlûmat meydanı doldurmuştur. Bu hal edebiyatımızı şahsiyetsiz bir şekle sokarak acınacak bir derekeye indirmektedir. (s:69) 
 Artık Türkçe yerine Fransızca konuşmak, dinsiz ve sefih geçinmek, servetini kumarda yahut bir Fransız metres kullanarak tüketmek, en yüksek tavır ve hareketler sayılıyor; bu davranışlar, medenî insanları medenî olmayanlardan ayıran ölçüler olarak kabul olunuyordu. (s:85) 
Paşa muallimlere de seslenerek; Kendilerine emanet edilen genç ruhları sağlam bir ahlak, yüksek bir gaye ile donatmak ve gelecek nesilleri teşkil etmek vazifesini üzerlerine alanlar, memleketlerine karşı yüklendikleri pek büyük mes'uliyetin derecesini hakkıyle takdir etmelidirler, der. (s:219) 
Şimdi bizce, Osmanlı eğitiminin, her şeyden önce yerine getirmesi, en ağır ve acil bir ihtiyaç halinde gerekli olan vazifesi, milletimizi ruh ve ahlakça yüksek bir terbiye ile donatmaktır. Esaslarını doğrudan doğruya İslam'dan alarak, İslam anlayışına ve gerçeklerine dayanacak olan bu terbiye, zamanın ihtiyaçlarına da en mükemmel tarzda karşılık verecek bir şekilde olmalıdır. (s:219) 
Es-selam 
 1.    Bkz:https://tr.wikipedia.org/wiki/Said_Halim_Pa%C5%9Fa  
2.    Bkz :http://www.saithalimpasa.com/1-2/Tarihce/Sait-Halim-Pasa-Kimdir.html  
3.    Buhranlarımız ve Son Eserleri, Said Halim Paşa, M.Ertuğrul Düzdağ, İz Yayıncılık, 3.baskı, İstanbul, 1998.  
4.    Bkz :http://www.saithalimpasa.com/1-2/Tarihce/Sait-Halim-Pasa-Kimdir.html  
5.    Bkz:www.yenişa fak.com /hayat/ said -halim- pasayı-dogru-anlamak- uzerine-2355059  
6.    Said Halim Paşa’nın Eserleri: Meşrutiyet, Mukallitliklerimiz, Buhran-ı İçtimaimiz, Buhran-ı Fikrimiz, Taassup, İnhitat-ı İslam Hakkında Bir Tecrübe-i Kalemiyye (İslam Aleminin Gerilik Sebepleri Üzerine Deneme) ve İslamlaşmak’tır. Paşa’nın bilinen diğer eserleri İslam’da Teşkilat-ı Siyasiyye, Mektupları, Buhran-ı Siyasimiz ve The Reform of Muslim Society’dir.