TOKİ´nin yeni vizyonu
Tarih: 5.11.2017 13:02:49 / 204okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Ahmet Hamdi Tanpınar´a göre, 17. yüzyıl bizi mukadder akıbete götüren yol ayrımında durur; hem bu sebeple, hem de millî hayatımız asıl kıvamını bulduğu, klasik zevkimiz tam teessüs ettiği, kısacası her şey yerli yerine oturduğu ve millî dehamız bütünüyle konuştuğu için önemlidir.
Mimaride Sultanahmet Camii´yle başlayıp Yeni Valide Camii´yle kapanan zevk ve duygu, Tanpınar´a göre, 17. yüzyılda Boğaziçi´ne yaraşır bir sivil mimari ve yaşama üslûbu da yaratmıştı. Bütün Şark´ın gözü, millî hayatın hamurunun yoğrulduğu, bütün modaların, zarafetlerin ve her türlü yaratıcı hamlenin doğduğu şehir olan İstanbul´daydı.
Her unsuru birbirine cevap veren, kendi içinde kemale ermiş bir kültürümüz ve bu kültürün incelttiği bir hayatımız vardı. Dışarıdan gelecek tesirlere -ister Doğu´dan gelsin ister Batı´dan- kapalı olan bu hayatın arkasındaki ruh, yarattığı terkipte en küçük bir çatlağa bile tahammül edemezdi.
Eğitim skolastikti, fakat Arap zevki bu ruha nüfuz edememiş, üç asır boyunca örnek aldığımız İran edebiyatı bile artık yabancı bir unsur gibi hissedilmeye başlanmıştı.
Kısacası, 17. yüzyılda “İklîm-i Rum” artık başka bir hâlet yaşıyor ve kendi kendine yetiyordu. Bu sebeple mimarlarımız gelenekten uzaklaşmaz, daha çok Sinan´ın çizdiği sınırlar içinde dolaşır dururlardı. Merkezî kubbenin yan kubbelerle birlikte teşkil ettiği bütünlük henüz son sözünü söylememişti.
17. yüzyıl mimarisiyle ilgili düşüncelerini açıklarken “tanbur” metaforunu kullanan Tanpınar´a göre, “Bu tanburda, icat veya hüner, aranacak ve bulunacak bir yığın nağme” vardı ve 17. yüzyıl mimarları ve onları daha ince bir zevkle takip eden on sekizinci yüzyılın ilk yarısındaki mimarlar, bu nağmelerin hiçbirini kaçırmamışlardı.
***
Tanbur, 17. yüzyılda saltanatını ilan eden sazdır. Cem Behar´ın çok açık bir şekilde gösterdiği gibi, 16. yüzyılın sonlarına kadar teoride ve icrada her zaman temel referans olan ud, 17. yüzyılın ortalarına gelindiğinde neredeyse unutulmuştu. Evliya Çelebi Seyahatnamesi´nde çok az sayıda udinin ismi zikredilir. Aynı yüzyılda İstanbul´da bulunan Toderini de uddan hiç söz etmez. Kantemiroğlu, 1688´de İstanbul´a geldiğinde aşağı yukarı bugünkü formunu bularak üslûbu, repertuarı, icracıları, hocalarıyla olgun bir saz hâline gelen tanburla karşılaşacaktır.
Kantemiroğlu, “İnsanoğlunun nefesinden zuhur eden sada ve nağmeyi eksiksiz ve kusursuz olarak icra eder” dediği ve sazların en mükemmeli olarak gördüğü tanbura büyük ilgi duymuş ve İstanbul´da bir tanburi olarak yetişmiştir. Kitâbu ilmi´l-mûsikî alâ vechi´l-hurûfât isimli eseri, hiç şüphesiz Türk musikisi tarihinin en önemli metinlerinden biridir. Cem Behar, Kantemiroğlu´nun bu eserinden yola çıkarak musiki tarihimizin 17. yüzyılına yakından bakıyor. Yapı Kredi Yayınları arasında yeni çıkan ve “Kantemiroğlu (1673-1723) ve Edvar´ının Sıra Dışı Müzikal Serüveni” alt başlığının taşıyan kitabının ismi şöyle: Kan Dolaşımı, Ameliyat ve Musıki Makamları.
17. yüzyılı incelemek, bilgi ve belge azlığı yüzünden çok zordur. Bu yüzyılın en önemli bestekârı Buhurizade Mustafa Itrî´nin hayatı hakkında bile ne kadar az bilgiye sahip olduğumuz düşünülecek olursa, Kantemiroğlu´nun eserinin önemi ortaya çıkar.
Cem Behar, bu eseri sadece müzikoloji açısından değil, aynı zamanda yazıldığı dönemin musiki icralarına, formlarına. İstanbul´un musiki dünyasına ve devrin önde gelen musikişinaslarına dair önemli bilgilerin verildiği, musiki tarihimize dair bir metin olarak okuyor. Bu okuma sonunda mesela Kasımpaşalı Koca Osman Efendi´nin 17. yüzyılda musikimizin canlanmasında son derece önemli rol oynadığını ve onunla bir meşk zincirinin başladığını, Itrî´nin hocasının Hafız Post değil, Koca Osman Efendi olduğunu vb. öğreniyoruz.
Cem Behar, kitabının ilgi çekici bölümlerinden biri olan “Kantemiroğlu, Itrî, Hafız Post ve Diğerleri” başlıklı beşinci bölüme, devrin musikişinasları arasında Nühüft makamı etrafında cereyan eden tartışmayı özetleyerek başlıyor. Kantemiroğlu, bu makamın terkibi hususunda yapılan tartışmaları özetlerken isimlerini zikrettiği farklı görüşteki üç grupta yer alan altı musikişinasın (Recep, Buhurcuzade, Neyzen Ali Hoca, Tanburi Mehmed Çelebi, Tanburi Koca Angeli, Tanburi Çelebi) görüşlerinden söz eder. Cem Behar, Kantemiroğlu´nun tartışmalı bir konuda Şark-İslâm musikilerinin efsanevi şahsiyetlerine değil de, çağdaşı otoritelerin görüşlerine müracaat etmesini çok önemli ve radikal bir adım olarak değerlendiriyor. “Eski edvarların hiçbirinin prestij veya otoritesinden artık imdat beklenmediğinin tescilidir bu.”
Asıl sahası ekonomi olmasına rağmen daha çok Türk musikisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Cem Behar´ın önceki kitapları gibi, bu kitabı da, sadece musikiyle ilişkili olanlarca değil, kültür tarihimizle ilgilenen herkes tarafından dikkatle okuması gereken, yepyeni bilgiler ve yorumlarla dolu bir kitap...
***
Bu yazıya Tanpınar´la başlamıştım, izin verirseniz onunla bitirmek istiyorum. Çok sevdiği eski musikimizle bir entelektüel olarak ciddiyetle ilgilenen Tanpınar, Nühüft makamı üzerinde ısrarla durur, bu makamda “bir karanlık su duygusunun bilhassa hâkim olduğu” kanaatini taşırdı. Bir yazısında, “Hüseynî´nin mersiye âhengiyle, Nevâ´nın âdeta platonisyen arayışı bu makamı kendiliğinden bir geçmiş zaman arayıcısı yapar,” dedikten sonra şöyle devam eder:
“Nühüft ne anlatırsa anlatsın, bir daha dönmeyecek olanın peşindedir. Onun için daima bir gece yarısı sızlanışına benzer. Eyyûbî Bekir Ağa´nın, Hâfız Post´un Nühüftlerinin eski musikimizin kendisine ayırdığı hâlleri o kadar aşmasının sebebi bu olsa gerektir.”
Bu iki bestekârın Nühüft´lerinde âdeta bir Euripides korosunun dövündüğünü, bu trajedi hissi yüzünden Nühüft makamının eski musikimizde çok az kullanıldığını iddia eden Tanpınar, Kantemiroğlu´nun sözünü ettiği tartışmadan acaba haberdar mıydı? Ne dersiniz?

Anahtar Kelimeler: TOKİ, yeni, vizyonu
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Mürşitlik alıcılık değil, vericiliktir?

Hacı Bektaşı Veli