Televizyonda evlilik
Tarih: 13.1.2017 12:34:01 / 311okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

Televizyonda evlilik

İzdivaç programlarını izliyor musunuz?

– Hayır.

– Sebep?

– Ciddi bir müessese olan evliliğin mahremiyeti ihlal ediliyor. Her şey, stüdyodaki kişiler bir yana seksen milyon nüfusun gözü önünde gerçekleşiyor. Eş seçimi bu mudur yani?

– Ama bu bir televizyon programı. İsteyen katılır, isteyen seyreder. İsteyen katılmaz, isteyen seyretmez.

– RTÜK buna izin vermemeli.

– Program zaten RTÜK sınırları içinde kalmaya çalışıyor. Yoksa yayından kaldırılır.

– Eş seçimi dedim de aklıma geldi. Beğen beğen al. Çok saçma. Pazar yeri mi burası?

– Öyle değil, her isteyen istediğini alamıyor. Lütfen eleştiri sınırlarını zorlamayalım.

– Ama talip oluyor.

– Olsun, ne var bunda?

– Birinin bıraktığına öteki talip oluyor. Bu iş bu kadar ucuz mu? Bir erkek veya kız için rakipler birbirine giriyor. Ayıptır yani. İnsan bu kadar dedikoduya, magazine bulaşmış birini nasıl eş seçebilir? Bir de locada yer alanlar fanlarım var demez mi?

– Burası ekran önü. Siz topluma bakın hele, perde arkasında neler oluyor, neler? İnternetten evlenenler neler yaşıyor?

– Toplumun yaraları üzerinden program yapmak, reyting almak nasıl bir anlayış? Anlayamıyorum.

Aziz okuyucular, bu programlar için getirilen eleştirilere katılıyorum. Benim bu yazıda üzerinde durmak istediğim şey bir başka meseledir. O da bu programların evlilik üzerinden toplumun bir kesimine ayna tutmasıdır.

İzdivaç programlarının görünür yüzünde bir magazin, bir eğlence, bir şamata var. Doğru. Ama işin bir de görünmeyen yüzü var. O da zaman zaman katılımcıların özel hayatı deşilince ortaya çıkıyor.

Benim tesbitime göre katılımcıların büyük bir kısmı parçalanmış aile çocukları. Veya eşinden ayrılmış çocuklu-çocuksuz erkek veya kadınlar. Parçalanma bir yana bir kısmı uzun zamandır ne annesini ne babasını görmüş. Yaralı gençler bunlar. Çoğu annesi ile yaşıyor.

Demek ki evi terkeden çokluk baba oluyor.

Tarafların evlilik için ileri sürdükleri birinci şart: Güven. Toplumda aldatma, aldatılma o kadar yayılmıştı ki.

Ana baba şefkatinden yoksun çocuklar bir sıcak yuva, bir sığınacak kucak arıyor. (Macera olsun diye gelenleri, kendini göstermek isteyenleri, küçük-büyük sahne sanatçılarını saymıyorum).

Bir kısmı ise yetiştirme yurdunda büyümüş. Ayakları üzerinde durmaya, elini tutacak bir eş aramaya çıkmış. Belki yakınları, akrabaları bu eli tutsa oraya gelmeyecek.

Geçende üç aylık iken cami avlusuna bırakılan, yurtta kalan daha sonra bir aile tarafından evlat edinilen bir delikanlı çıktı. Pırıl pırıl bir çocuk. Yeri gelince macerasını anlattı. (Belki bu hayat hikâyeleri önceden program yapımcıları tarafından öğrenilip, ilginç olanlar sahneye çıkarılıyor. Önemli değil)

Çocuk gerçek, hayat hikâyesi gerçek (Yalan söyleyenler de var, sonradan ortaya çıkıyor). Anlattığı şeyler orada olan herkesi ağlattı. Zaten izleyici sıralarında oturanların çoğu elli yaş üzerinde hanımlar. Onlar bu çocukları sempati ile izliyor, kendi çocuğu yerine koyuyor, hüzün veren sahnelerde hemen ağlıyorlar.

Derken izleyici sıralarından başörtülü bir kız çıktı ve bu çocuğa talip oldu. Gerekçesi şu: Ben de yurtta büyüdüm. Benim de kimsem yok. İkimizin kaderi birbirine benziyor. Belki anlaşabilir, hayat arkadaşı olabiliriz.

Tam Yeşilçam filmi yani.

Öyle demeyin. Hayat insanların karşısına neler çıkarıyor. Kimin ne olacağı bilinmiyor.

Diyeceğim şu: Toplumda aile kurumu sarsıntı geçiriyor. Bu programlar evliliğin bir başka yüzünü gösteriyor. Ayrılan eşler, ortada kalan çocuklar, mutsuzluk. Hemen her kesimde bunu görmek mümkün. Boşanmalar artıyor.

Neden acaba?

Kanaatim şudur: Türkiye hızla değişiyor. Değişim modern hayat tarzı yönündedir. Muhafazakâr çevreler buna direniyor. Ama direnişin bedeli ağır. Fert başına düşen millî gelir arttıkça tüketim toplumu alışkanlıkları güçleniyor.

Herkes “Ben de isterem” demeye başlıyor.

Çare nedir?

Doğrusu bilmiyorum. Hep birlikte kafa yoralım diyorum.

Anahtar Kelimeler: Televizyonda, evlilik
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Kar yazısı (27 Ocak 2017 - Cuma)
Devlet ve şahsiyet (19 Ocak 2017 - Perşembe)
“Hemşehrilikten feragat” (06 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Güle dair (21 Mayıs 2015 - Perşembe)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Köprü ve göç (18 Şubat 2015 - Çarşamba)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Kırk milyon fidan (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Yeni Türkiye ama nasıl? (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Sarnıçlara dönmek (04 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Ya Ali, benden sonra yola gidenler, senin gösterdiğin yoldan giderlerse selamete ererler.

Hz. Muhammed