‘Tekbir´
Tarih: 10.5.2017 12:54:12 / 383okunma / 0yorum
Prof. Mustafa Çağrıcı

Değerli okuyucularımın bu konuyu önyargılarla değil, vicdanları ve aklıselimleriyle düşünmelerini rica ediyorum.
Az çok dinî bilgisi olan herkes bilir ki, “Allah, Bismillah, Allâhu ekber, sübhanallah” gibi dinî isim ve tabirlerin okunmasına İslâm kültüründe zikir ve dua denir. Zikir de dua da “Allah´ı anma” manasına gelir. Bu tür dinî ifadelerin yeri en başta ezan ve namazdır. Bir de hayvan keserken tekbir okunur. Kültürümüzde bir tekke denilen kapalı mekânlarda ibadet niyetiyle, bir de cephede askere moral olsun diye tekbir vb. dinî tabirlerin toplu okunması adet olmuştur. Ayrıca bir Müslüman namaz dışında da bu ifadelerle Yüce Rabbini anar, zikreder, O´na dua ve niyazda bulunur ama sessizce… Çünkü Kur´ân-ı Kerîm´de “Rabbinizi, tazarru ile (yani tevazu ve yakarışla), sessizce anın” buyurulur. Bu sebeple bir Müslüman, bu tür kutsal isimleri ve tabirleri daima edeple, huşu ile, ibadet niyetiyle; sevabını, hayır ve bereketini Allah´tan umarak zikreder, dinimiz bizden bunu ister.
***
Her şeyin amacı dışında kullanılması yanlıştır ama dinin ve dinî değerlerin, sembollerin ait olmadıkları yerlerde kullanılması daha büyük bir yanlıştır. Ahlâk kültürümüzde bir şeyin yerinde kullanılmasına adalet, ait olmadığı yerlerde kullanılmasına da zulüm denilir. Buna göre dine ait olan bir şeyi –mesela tekbiri- dinin dışında kullanmak da dine zulümdür.
Elbette bir Müslüman, Rabbi ile baş başa olduğunu düşündüğü zaman ve ortamlarda diliyle ve gönlüyle Allah´ı zikreder, tesbih ve tekbir okur, bu bir ibadettir. Ama bir statta, bir tribününde, tezahüratta, protesto yürüyüşünde, din ile ilgisi olmayan bir toplantı ya da gösteride “Allâhu ekber” gibi mübarek ve mukaddes dinî değerlerin ne işi var! Bu, dine ve dinî değerlere zulüm değil mi! “Bu yapılanlar doğru değil!” dememiz gerekmez mi?
Demeyince veya diyemeyince, masum bir duygunun dışa vurumu gibi başlayan böyle şeyler zamanla normalleşip kitlesel bir sorun halini alıyor. Dört duvar arasında konuştuğumuzda birçok din âlimi, din adamı ve konuya vakıf olan diğer yetkili ve yetkisiz insanlar da aynı fikri paylaşıyor. Ama iş çığırından çıkınca, yani bu değerler bir kesimin sırf kendilerine ait bilip başka bir kesime karşı kullandığı bir rekabet malzemesi, bir slogan haline gelince, konunun ehli olanlar da bildiklerini ve düşündüklerini ifade edemiyorlar.
***
Dini gönül dünyalarımızdan çıkarıp slogana, etikete, afişe taşıdığımızda bunun en büyük zararı bizzat dine, onun kutsallarına ve samimi inananlarına olmaktadır. Bu işler böyle giderse, çok geçmez, bugün bu duruma ses çıkarmayanlar, yarın bu yanlışların faturası dinimize kesilince dizlerini dövecekler, Allah´ın huzurunda da bunun hesabını vereceklerdir. Çünkü bu değerlerin kutsiyetine inananlar türlü mülahazalarla seslerini çıkarmayınca, doğrusunu anlatmayınca, bir kesim bunları sorumsuzca kullanmaya devam ederken başka milyonlarca insan da -en hafifinden- psikolojik olarak o kutsal değerlere saygılarını yitirmektedirler. Hatta –Allah korusun- bunların diğer kesime karşı hissettikleri kızgınlığı bu değerlere de yansıtmalarından korkulur.
Ayrıca dinî değerlerin ait olmadıkları yerlerde kullanılması, dinimiz hakkında olumsuz niyet ve düşünce taşıyanlar için de bir malzeme olacaktır. Nitekim İslamofobi´yi pompalayanlar; el-Kaide, DAİŞ benzeri teröristlerin İslâmî değerleri ve kavramları şiddet ve kötülük aracı olarak kullanımlarını istismar edip –hâşâ- “İslâm terör dinidir” demeye kadar varan iftiralarda bulunuyorlar.
Bunları en başta Diyanet yetkililerinin ve ilâhiyat hocalarının konuşmaları, yazmaları; böylece aslında masum ve iyi niyetli oldukları halde bilmeden bu yanlışları yapanları bilgilendirmeleri, uyarmaları gerekmez mi?

Anahtar Kelimeler: Tekbir
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Havanda su dövmek (25 Mayıs 2018 - Cuma)
Yüz yıl önce yüz yıl sonra Ramazan (18 Mayıs 2018 - Cuma)
İslâmiyet insaniyettir (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zâhirî-Selefî din yorumu (02 Mayıs 2018 - Çarşamba)
‘Kutlu Doğum´un ardından (26 Nisan 2018 - Perşembe)
İnanç sapması-Ahlak sapması (12 Nisan 2018 - Perşembe)
Dil terörü (06 Nisan 2018 - Cuma)
Diyanet´in taahhütnamesi (26 Mart 2018 - Pazartesi)
Diyanet´in taahhütnamesi (22 Mart 2018 - Perşembe)
İlâhiyatlar ‘güncelleme´nin neresinde? (14 Mart 2018 - Çarşamba)
YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM (09 Mart 2018 - Cuma)
Sert konuşma! (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Düşünme, istişare ve iş yapma üzerine (01 Mart 2018 - Perşembe)
‘Daha az daha çoktur´ (23 Şubat 2018 - Cuma)
Nasıl bir çağda yaşıyoruz? (16 Şubat 2018 - Cuma)
Akıl ve bilim çağında din (11 Şubat 2018 - Pazar)
“1/4 domuz”: Bir kafa yapısı (30 Ocak 2018 - Salı)
Tasavvuf hakkında okunacak bir kitap (09 Ocak 2018 - Salı)
Ev sahibinin günahı (27 Aralık 2017 - Çarşamba)
İnsan olarak Hz. Peygamber (12 Aralık 2017 - Salı)
‘Büyük oyun´un nesiyiz? (29 Kasım 2017 - Çarşamba)
“Küp içindekini sızdırır” (21 Kasım 2017 - Salı)
‘Sünnet´e dair (10 Kasım 2017 - Cuma)
Din görevlilerinin eğitimi (05 Kasım 2017 - Pazar)
‘Hoca Efendi´ kimliği (29 Ekim 2017 - Pazar)
Cami dernekleri (22 Ekim 2017 - Pazar)
Cami ve medeniyet (13 Ekim 2017 - Cuma)
Mehdilik sempozyumu (07 Ekim 2017 - Cumartesi)
´Anlama sorunumuz´ (29 Eylül 2017 - Cuma)
Buna ‘uygarlık´ mı diyorsunuz? (21 Eylül 2017 - Perşembe)
İbretlik ülke: Pakistan (17 Eylül 2017 - Pazar)
Müslümanlar ne kadar müslüman? (12 Eylül 2017 - Salı)
Ümmet ve Ümmetçilik (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
‘Bizim camia´nın sorunları (09 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İktisat felsefesi sorunumuz (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Diyanet ve din eğitimimiz (29 Temmuz 2017 - Cumartesi)
İslâm düşüncesinin kısa hikâyesi (07 Temmuz 2017 - Cuma)
“İslâm tevhid dinidir” ne demek? (30 Haziran 2017 - Cuma)
“Doğrusu nedir?” (03 Haziran 2017 - Cumartesi)
Ramazan´a girerken (27 Mayıs 2017 - Cumartesi)
‘Din´ anlayışımız üzerine (23 Mayıs 2017 - Salı)
Gündemdeki konu: İslâmcılık (16 Mayıs 2017 - Salı)
Güven toplumu (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Güven toplumu (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Kendin için istediğini…´ (18 Nisan 2017 - Salı)
Çatışma dili saygı dili (07 Nisan 2017 - Cuma)
Suizan ya da niyet okuma (22 Mart 2017 - Çarşamba)
Suizan ya da niyet okuma (17 Mart 2017 - Cuma)
Siyasetimizde güzel gelişmeler (02 Mart 2017 - Perşembe)
İslamofobi (10 Şubat 2017 - Cuma)
‘İğneyi kendimize…´ (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Hutbe ve hayat tarzı (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
Üniversiteler ve hocalar niye var? (06 Ocak 2017 - Cuma)
İlâhiyat öğretimimize dair (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
PISA raporunun düşündürdükleri (16 Aralık 2016 - Cuma)
‘Kadına şiddet´e farklı bir bakış (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Söküp atmalıyız´ ama nasıl? (29 Kasım 2016 - Salı)
“Hüve´l-Bâkî (16 Kasım 2016 - Çarşamba)
Cemaat müdafilerine… (06 Kasım 2016 - Pazar)
Din ve dünyevîleşme (22 Ekim 2016 - Cumartesi)
Müslümanlar ‘bütünleşebilir´ mi? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
‘Zor oyunu bozar´ (08 Ekim 2016 - Cumartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Yaldızlı sözlerle erdem bağdaşmaz.

Konfüçyus