Tarih, “yalnız adamlar”ın kanatlarında yükselir
Tarih, “yalnız adamlar”ın kanatlarında yükselir
Tarih: 20.1.2015 17:45:52 / 732okunma / 0yorum
YUSUF KAPLAN

“Yalnız adamlar”, bu dünya için ve kendileri için yaşamazlar.

 

İlkeleri için yaşarlar.

 

İlkelerini ülkü’lere dönüştürmek için yaşarlar.

 

Ülkü’lerinin “ülke”sini / “yer”ini bulması, “dünya”sını / “yurd”unu kurması için yaşarlar.

 

SÜNNET-İ SENİYYE: İLKE, ÜLKÜ, ÜLKE

 

Bu üçlü hakikat yolculuğu sürecini biraz açmakta yarar var: “Yalnız adamlar”, İlke’lerinin kendi hayatlarında köksalması için fikir çilesi çekerler.

 

Ülkü’lerinin hayat olması için, oluş çilesiyle hakikat ateşinde yanar, pişerler.

 

Ve hakikat fikri’yle oluşan ilke’lerinin; hakikatin hayat olmasıyla olgunlaşan, meyveye duran ülkü’lerinin bütün insanlığa hayat sunması, ülke’sini bularak “dünya”sını kurması, herkese hakikatin leziz ve nefis meyvelerinden sunması için “varoluş” çilesi çekerler.

 

“Yalnız adamlar” için “varoluş” çilesi, Ben’lerini aşarak Kendi’lerine ulaşmaları; Kendi’lerine gelerek Kendileri’nden geçmeleri, yani “hiçleşerek”, ümmîleşerek, çağ’ın ağlarından ve bağlarından arınarak, arı-duru bir zihinle, idrakle ve bakış’la Hakikat’le buluşma yolculuğuna çıkmaları demektir.

 

Geliştirdiğim medeniyet tasavvurunda, İlke, “Ülkü” ve “Ülke” kavram üçlüsünün de; fikir, oluş ve “varoluş” çilelerinden oluşan, birbirini vareden, varoluşa kışkırtan ve birbirinden bağımsız varolması mümkün olmayan üç aşamalı hakikat yolculuğu merhalelerinin de, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’in (sav) Sünnet-i Seniyye’sini özetleyen ve Sünnet-i Seniyye’yle örneklenen, bizler için misâl ve timsâl oluşturan, hakikat yolculuğumuzun yapıtaşlarını döşeyen akval (=Efendimiz’in “söz”leri), ef’al (=Efendimiz’in fiilleri) veahvâl’lerinde (=Efendimiz’in hâl hâline getirdiği hakikat ölçüleri’nde) şekillenen hakikatin hayat bulma, hayat olma ve hayat sunma süreçlerine tekabül ettiğini özellikle hatırlatmak isterim.

 

“YALNIZ ADAMLAR”IN ZİRVESİ PEYGAMBERLERDİR

 

İşte bu nedenledir ki, “yalnız adamlar”ın zirvesini peygamberler oluşturur.

 

Peygamberler, “ilâhî kaynak”la irtibat hâlinde oldukları için, İlâhî Kaynak’tan gürül gürül akacak bir Irmak oluşturmakla yükümlü kılındıkları için, bizim yaşadığımız dünyada (da) yaşarlar ama bizim yaşadığımız hayatı yaşamazlar.

 

Bütün zamanları ve mekânları kuşatacak bir yerden, ulvî bir yer’den hayata bakarlar.

 

Hakikatin hayat olması, hayatın hakikatle buluşması için bütün zamanları seferber ederler.

 

Bütün zamanları kendi çocuğu kılarlar ve bütün zamanların çocuğu olarak insanlığın insanca yaşayabileceği, hakikatten süt emerek ak-pâk, arı-duru, her dâim yeni, her dâim yenileyen, taptaze ruh üfleyici bir dünya kurabilecek, insanı bu dünyadan uzaklaştırarak ötelere ulaştırabilecek, âhiret yurduna yaklaştırabilecek kutlu bir hayatın yapıtaşlarını döşerler.

 

VASAT ÜMMET: GÜNEŞ ÜMMET

 

Hakikat medeniyetinin yani...

 

Bakara Sûresi, 143’ün âyette zikredilen, Merkez Ümmet’in, yani hakikate ve bütün insanlık çağlarına şâhitlik eden, Güneş Ümmet anlamına gelen Vasat Ümmet’in insanlığın susuzluğunu gidereceği her şeye ruh üfleyen hakikat medeniyetinin yapıtaşlarını döşerler fikir, oluş ve “varoluş” çilesiyle...

 

Peygamberlerden sonraki “yalnız adamlar”, peygamberlerin getirdiği hakikatten süt emen, insanlığın yükünü omuzlarında taşıyan, insanlığın sorunlarıyla hemdert olan, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaracak hakikat yolculuğunun yapıtaşlarını döşeyen bilge insanlar, büyük düşünürler ve büyük sanatçılardır.

 

ÜMMÎLEŞEN İNSANLAR...

 

“Yalnız adamlar”, çağlarının  çocuklarıdır ama çağlarını aşacak çapta hakikatin izini süren çağrısı çağını kuran, çağrısı çağın ağlarından ve bağlarından, kavramlarından ve bağlamlarında kurtulan, ümmîleşen, arınan, yeni bir dünya kuran, yeni bir dünyanın kurulması için ön alan, ön açan yılmaz, yıkılmaz insanlardır.

 

NURETTİN YILDIZ HOCA, “YALNIZ ADAM”DIR AMA YALNIZ DEĞİLDİR

 

Bütün bunları, bugünlerde, susturulmaya çalışılan Nurettin Yıldız Hoca’nın nereden “süt emdiği”ni, neyin fikir, oluş ve varoluş çilesini çektiğini daha iyi göstermek için yazdım.

 

Nurettin Yıldız Hoca, çocuk evliliklerinin istismar edilmesine dikkat çekmesine, çocuk evliliklerine açıkça karşı çıkmasına rağmen bir sohbetinde kullandığı bir cümle, cımbızla çıkarıldı, bağlamından koparıldı ve büyük bir linç girişimine maruz bırakıldı.

 

 

Nurettin Yıldız Hoca, hayatını hakikate adayarak, “işimiz vaktimizden çok” düsturuyla genç bir kuşak yetiştirmek için öncü çalışmalara imza atan bir isim.

 

Konuşmaları ve çalışmaları ses getirmeye başladığı ânda, susturulması için düğmeye basıldı.

 

Nurettin Yıldız Hoca, sözünü ettiğim anlamda bu dünya için, kendisi için değil hakikat için yaşayan, ümmîleşme / arınma, çağın ağlarından ve bağlarından kurtulma mücahedesi içinde olan örnek ve öncü bir “yalnız adam”dır;  ama aslâ yalnız değildir: Müslümanlar, gecelerini ve gündüzlerini hakikatin hayat olması, hayat bulması ve bütün insanlığa hayat sunması için feda eden, seferber eden Nurettin Yıldız Hoca gibi öncülerine her zaman sahip çıktılar, bundan sonra da sahip çıkacaklar.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
"Gördüklerim, Görmediğim yaratıcının varlığına inanmaya beni mecbur ediyor."