Tarih, gücün değil, hakikatin kanatlarında yükselir…
Tarih: 22.9.2017 10:46:18 / 143okunma / 0yorum
YUSUF KAPLAN

Tarihi yalnızca Batılılar yapıyor son üç asırdır…
Batılılar, Batı uygarlığı dışındaki medeniyetlerin yürüyüşünü durdurdular.
Rönesanslar, bilimsel devrimler, siyasî devrimler, düşünce ve sanayi devrimleriyle modern pagan Batı´yı kurdular.
Sömürgecilik ve emperyalizm tecrübeleriyle de bütün insanlığı vurdular; insanlığın medeniyet birikimlerini, kültürlerini, bunlara kaynaklık eden dinlerini ve düşünce sistemlerini yerle bir ettiler.
Niçin?
Gücü kutsadıkları için.
Ama artık yolun sonuna gelindi: Güç, dünyayı cehenneme çevirdi çünkü.
BATILILAR, GÜCÜ NİÇİN KUTSADILAR?
Batı uygarlığı, sadece güce dayanıyordu. Bilimsel devrimler, siyasî devrimler, düşünce ve sanayi devrimleri, Batılıların gücü, güç üreten araçları kutsamalarının bir ürünüydü.
Tam da burada sorulması gereken yakıcı soru şu: Batılılar, neden gücü ve güç üreten araçları kutsama ihtiyacı hissetmişlerdi?
Batılıların gücü, güç üreten araçları kutsamaya ihtiyaçları vardı.
Niçin?
İslâm medeniyetinin geliştirdiği meydan okuma karşısında ayakta durabilmeleri için.
İnsanın özgür iradesini yoksayan Kilise´nin öğretileriyle İslâm medeniyetinin yürüyüşünü durdurmaları mümkün değildi.
O yüzden Kilise´yi, Kilise´nin Tanrı´sını bir kenara koymaları gerekiyordu.
İnsanın özgür iradesini hayata ve harekete geçirecek bir Tanrı fikri, hakikat fikri sunmuyordu Kilise.
Sonuçta, Batılılar, Tanrı fikri ve hakikat fikrine sahip ol/a/madıkları için, ontolojik güvensizlik duygusu yaşamaya başladılar.
Ontolojik güvensizlik duygusu yaşayan bir insanın, toplumun veya uygarlığın varlığını sürdürebilmesi mümkün değildi. Bütün büyük düşünürlerin, sanatçıların dikkat çektiği gibi.
İnsanın kendine güvene ihtiyacı vardı. Peki, bu güvene nasıl ulaşacaklardı Batılılar?
Böylesi bir güveni nereden ve nasıl elde edeceklerdi?
Güce sahip olarak. Güç üreten araçlara sahip olarak.
Bunun yolunu bilimsel devrimin ve modernliğin iki büyük kurucusu göstermişti: Francis Bacon ve Rene Descartes.
Bacon, “bilgi güçtür” demişti.
Descartes da, “tabiatın efendileri ve hâkimleri olacağız” diye yola koyulmuştu…
Dikkat buyurulsun lütfen: Amaç, bilgiye ulaşmak değil güce ulaşmaktı.
Güce nasıl ulaşılacaktı? Tabiatın imkânları keşfedilerek. Yani bilim yapılarak.
Batılılar, dünyayı sömürgeleştirmeden önce tabiatı sömürgeleştirdiler.
Gücü, tabiattan devşirdiler ve sonra da tabiatı köleleri hâline getirdiler.
Özetle: Tanrı fikrini, hakikat fikrini yitiren modern / seküler insan, yaşadığı ontolojik güvensizlik duygusunu geçici de olsa aşmanın yolunu bulmuştu: Epistemolojik güvenlik alanlarını genişletmek.
Bu da, güce, güç üreten araçlara (bilime ve teknolojiye) sahip olmakla mümkündü.
Sonuçta güç ve güç üreten araçlar kutsandı; amaç hâline getirildi.
İNSANLIK GÜCÜN KÖLESİNE DÖNÜŞTÜĞÜ İÇİN DARWIN´YEN ORMAN KANUNLARI HÜKÜM-FERMA DÜNYADA!
Oysa güç, dolayısıyla güç üreten araçlar (bilim ve teknoloji) kutsandığında, amaç hâline geldiğinde, insan gücün, dolayısıyla araçların, dolayısıyla bu gücü ve araçları üreten bilim ve teknolojinin kölesi hâline gelmekten kurtulamaz.
Elbette bilgi, bilim, teknoloji geliştireceksiniz. Ama bilgiyi, bilimi, teknolojiyi, hayatı daha anlamlı kılmak için değil de, güç üretmek, tabiat ve insanlık üzerinde tahakküm kurmak için geliştirmeye ve kullanmaya başladığınız andan itibaren gücün, güç üreten araçların kölesine dönüşmeniz ve sonuçta dünyayı darwinyen kanunların hükümfermâ olduğu orman kanunlarının pençesinde kıvrandırmanız ve cehenneme çevirmeniz kaçınılmazdır.
Oysa insanın hayatını anlamlı kılan şey, güç ve güç üreten araçlar değildir.
Bunu söylemeye bile gerek yok; ama günümüzde, özellikle de ülkemizde insanlar (istisnasız bütün kesimlere mensup insanlar) dünyaya, hayata güç penceresinden bakıyor, bilimi kutsuyorlar!
Oysa gücün ve güç üreten araçların kutsandığı bir dünyanın insanlığı götüreceği nokta, insanın, hayatın ve hakikatin buharlaşması, yok olmanın eşiğine sürüklenmesi tehlikesidir.
Hayat güce dayandığı zaman, anlamını yitirir; anlam boşluğu, manevî boşluk alır başını gider; ruhsuzlaşır ve çölleşir…
Oysa hayatı anlamlı kılacak yolculuk, güce dayalı bir yolculuk değil hakikate dayalı bir yolculuktur.
Bugün bize “hakikat diye bir şey yok, hakikat izafidir, herkesin hakikati kendinedir” diye postmodern bir masal anlatıyorlar; bu masalı anlatanlar, aslında, bir hakikat fikri olmayan insanlar.
GÜCÜN, HAKİKAT´İ YENDİĞİNİ TARİH YAZMIYOR!
Her şeye rağmen muhkem bir Yaratıcı fikrine, kuşatıcı ve herkesi kucaklayıcı hakikat fikrine yalnızca Müslümanlar sahip.
O yüzden Müslümanlar Hint, Çin, Japon, Afrika ve Latin Amerika kültürleri gibi, Batılıların gücü kutsayan ontolojik saldırısına karşı boyun eğmediler, eğmeyecekler… Direnecekler… Direne direne yenilenecek ve dirilecekler…
O yüzden Batılılar, İslâm dünyasını cehenneme çevirmeye çalışıyorlar…
Şimdilerde şiddetlenen ve çeyrek asırdır yaşadığımız şey, Batı´nın İslâm´la savaşıdır.
Savaşan, savaşı isteyen biz değiliz. Batılılar.
Biz, her zaman sulhün, silmin, selâmetin, hakikatin, dolayısıyla adaletin izini sürmüş bir medeniyetin çocuklarıyız.
İnsanı insanlığından eden güç dünyasının değil, hakikatten süt emen yürek ülkesinin çocukları…
Bu savaş, zorlu olacak.
Ama hakikat kolay elde edilmez. Bedel ödemeden elde edilmez hakikat.
Bedel ödemeden, kolay elde edilen hakikat kolay elden gider.
Elbette yok olmamak ve toparlanmak için bizim de belli bir güce sahip olmamız kaçınılmaz ama gücü hiç bir zaman hakikatin önüne geçirmeyeceğiz; hakikatin, dolayısıyla insanlığın hizmetine sunacağız.
Batı uygarlığı güce dayandığı için bugün yerkürede hâkim olabilir.
Ama güce dayanan bir uygarlık yine o gücün kölesine dönüşecek, paldır küldür çökecektir…
Mısır da, Roma da mezarlık şimdi.
Gücün, Hakikat´i yendiğini tarih yazmıyor: Tarih, gücün değil hakikatin kanatlarında yükselir…
Güç yıkar, hakikat yapar…
Güç yok eder, hakikat vareder…
Güç imha ve ifsad eder, hakikat ihya ve inşa…
Tarih, buna tanıklık eder. Vesselâm.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Zengin, çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir.

Hz. Muhammed