Taban´sız, kök´süz bir yolculuk, yıkım´la sonuçlanır...
Tarih: 2.7.2019 00:00:03
Yusuf Kaplan

Taban´dan, en temel´den, kök´ten başlamayan bir yolculuk köksalmaz, meyve vermez.
Taban´dan başlamayan, kök´ten fışkırmayan bir yolculuk, uzun sürmez.
Taban´dan başlamayan, esinini ve besini gök´ten almayan, yer´de köksalamayan, dolayısıyla sahiciliği yakalayamayan bir yolculuk talan´la, tahribat´la ve yıkım´la sonuçlanır.
Burada “taban” sözcüğünü hem felsefî hem de sosyolojik anlamda kullanıyorum.
Bu yazıda, yalnızca “taban”ın felsefî anlamının anlamına dâir kısa ama zihin açıcı bir yolculuğa çıkarmak niyetindeyim sizleri.
Bu sütunda dört yıl önce yayımlanan, yaşadığımız savrulmanın siyasî değil zihnî bir savrulma olduğunu, siyasî olarak ortaya çıkan durumun sonuç olduğunu hatırlatan bu yazımı, çıkış yolu üzerinde kafa yorarken felsefî olarak bir kalkış noktası sunacağı umuduyla yeniden sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum.
KÖK, GÖK-EKİNİ BİR “MEYVE”DİR
Felsefî anlamda taban, kök´le, dolayısıyla “gök”le ve “ruh kökü”yle irtibatlı bir kavram.
Şöyle ki: Kök, gök-ekini bir meyvedir: Rüzgâr eser, gök´le yer arasında aşı yapar, yağmur yağar, tohum toprakta köksalar, dalbudak olur ve meyveye durur...
Bütün bunlar yalnızca fizik hâdisesi değildir; Rahmân´ın Rahmet eser´i, metafizik hâdiselerdir.
Böyle böyle toprakta köksalan ağaç, insanla tabiat arasında sarsılmaz bir bağ kurar. Rüzgâr (rîh) estikçe, gökten gelen “yağmur”, gökle kök arasında kurduğu bu irtibatla, insana, ötelerin ötesine ulaştıran, kanatlandıran bir ruh sunar.
İnsan, bu dünyada yalnız olmadığını anlar. Dahası, bu dünyanın dışında ve ötesinde bambaşka dünyalar, hakikatler ve hayatlar olduğu gerçeğinin farkına varır.
Geçen zaman, akıp giden hayat, bu dünyanın gelip geçici olduğunu, insanın burada göçebe olarak konakladığını, ân be ân sonsuz bir hayata doğru yol aldığını hatırlatır insana gök´le kök arasındaki bu muhteşem kozmik münasebetle, alış-verişle, gidiş-gelişle ve akış-bakışla...
ÇAĞDAŞ İNSAN, AĞDAŞ İNSANA NASIL DÖNÜŞTÜ?
Kök´le gök arasındaki bu harikulâde irtibat, insanın dışında gerçekleşir.
Yaşanan şey, bir tabiat hâdisesidir ama yalnızca bir tabiat hâdisesinden ibaret değildir; bir ibret vesîlesidir; yaşanan bu hâdiseden yola çıkarak insanın yaratılış sırrını idrak ve tabir etme imkânları sunar insanın önüne ve unuttuğumuz ya da umursamadığımız şu yakıcı oluş, varoluş ve diriliş hakikatini öğretir ve itibar kazandıran ilkeyi sunar insana: Köksüz ağaç meyve vermez,
Çağdaş insan, ağdaş insan:
O yüzden araçları kutsadı, araçların toprakla, tabiatla, kökle ve gökle irtibatını kopardı.
O yüzden araçları amaç hâline getirdi ve araçların kölesi hâline geldi.
O yüzden tabiatı talan etti; dünyayı orman kanunlarının hâkim olduğu acımasız ve ruhsuz bir cehenneme çevirdi.
Unuttuğu ya da göremediği muhkem varoluş ilkesi şuydu çünkü: Dünyayı dâr / yurt edinenler, dünyayı insana dar ederler/di sonunda. Bu kaçınılmazdı.
Önce kök´le gök arasında insanın dışında gerçekleşen irtibatı fark edemeyen ya da gözardı eden insan, sonra tabiatı delik deşik etti, yok etti.
Tabiatı yok eden insan, kendi tabiatını da yok edecek tehlikeli, tahrip edici ve yıkıcı bir felâketin tohumlarını ektiğini göremeyecek kadar zihnen ve rûhen çölleşmişti.
Tabiatı yok ettiği andan itibaren önce kendi tabiatını, sonra da kendi ruhunu ve bizatihî kendisini de adım adım yok edeceğini görebilmesi imkânsızdı ağdaş insanın.
Yine o yüzden amaçlarını unuttu; insanın hayatını yalnızca bu dünyadan ibaret gördü; tabiata hâkim olma güdüsü, insanın gücü, güç üreten araçları ele geçirme güdüsü tarafından güdülmesine, sonuçta, sahip olduğu araçların insana sahip olmasına yol açtı.
İşte bu zorlu, fırtınalı süreç, insanı makinalaştırdı; ruhsuz bir makinaya dönüştürdü; duyarsızlaştırdı ve acımasızlaştırdı.
Şu ân, taban´sız, dolayısıyla kök´süz çağdaş insan. Tabansız düz koşu yapıyor: Fenâ hâlde düşecek...
Köksüz olduğu için de, ağaç meyve vermiyor; insanı ve hayatı yok edecek mermi üretiyor, makinalı, smart teknolojiler üretiyor yalnızca...
Dünyayı ve insanlığı, ruhsuz savaşların, acımasız katliamların, büyük felâketlerin eşiğine sürükleyecek kendi cehenneminin yapı taşlarını döşüyor...
KALK AYAĞA! UYAN ASIRLIK KIŞ UYKUNDAN!
İnsanın yokoluş, daha doğrusu kendini ve dünyayı yok ediş çılgınlığını sona erdirecek, gök´le kök arasındaki muhkem irtibatı yeniden tesis edecek, yeniden hatırlatacak bilgece bir sese ve ötelerden getirilecek diriltici nefese, dünyayı cehenneme çeviren cinnet hâlinden kurtaracak zamanları ve mekânları delip geçen muazzez bir haykırışa ihtiyacı var insanlığın.
Bu ses, bu topraklarda gizli.
Bu ses, sensin, sende gizli.
İyi de sen neredesin ey hakikatten süt emen yürek ülkesinin çocuğu, hangi derelerde debelenmektesin?
İnsanlığın yok oluş çığlığına ne zaman ses vereceksin?
Ey bu toprakların çilekeş çocuğu!
Kalk ayağa!
Uyan asırlık kış uykundan!
İnsanlığın “susuzluğunu” giderecek, insanlığa Rahman´ın rahmet kanatlarını gerecek hakikat ağacının tohumunu toprağa düşür...
Unutma insanlığın önünü açacak hakikati: Dünya sana gebe, sen hakikate...

Anahtar Kelimeler: Taban, yolculuk, yıkım, sonuçlanır
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Dilsiz´in dili: Ruhun sesi (07 Aralık 2019 - Cumartesi)
“Kader´´in dönüştürücü dinamizmi (03 Aralık 2019 - Salı)
Rus ruhu´nun dirilişi (mi?) (26 Ekim 2019 - Cumartesi)
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7726
EURO
6.4503
booked.net
Kıyamet günü herkes birbirinden davacı olur. Hatta tokuşan koyunlar bile..

Hz. Muhammed
Kıta isimlerinin hepsi aynı harfle başlar ve aynı harfle biter.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59