Yusuf Ziya Cömert


Sultanı methetmenin incelikleri varmış

Sultanı methetmenin incelikleri varmış


Sultanları, vezirleri, devlet ricalini methetmek geleneğimizin bir parçası.

Bütün divanlarda, münacatların, na’t-ı şeriflerin ardından muktedirlerin ölçüsüz bir şekilde methedildiği kasideleri okursunuz.

Böyle bir geleneğe sahip olmanın iftihar edilecek bir şey olmadığını baştan söyleyelim.

Belli ki bahşiş için yapılıyor.

Sultanlar, kendilerini metheden şairlere bolca ihsanda bulunuyor.

Hiciv de var geleneğimizde. Ve muhakkak ki hiciv şiire metihten daha çok yakışıyor.

Edebiyatın diğer dalları için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Edebiyatın ve şiirin tabiatına uygun olan metih değil eleştiridir.

Metih geleneği günümüz edebiyatında eskisi kadar yok. Belki de edipler ve şairler muktedirlere hadsiz hesapsız övgüleri boca etmenin pek ‘edebi’ bir şey olmadığını fark ettiler. En azından eserlerine sokmamaya çalışıyorlar. Ancak edebi bir değer atfetmedikleri makalelerle bu vazifeyi ifa edenler eksik değil.

Ya da gönüllerinden geçerse, huzurda veya gıyapta eserlerinin dışında şifahi olarak metih sınıfına girebilecek kelamlar ediyorlar.

Fakat birçok metih de uzay boşluğunun içinde kayboluyor.

Şimdi metihler daha çok siyasi sahada teati ediliyor. Eski kasidelere nazaran kaba, seviyesiz, kör gözüne parmağım şeyler.

Bazen siyasi lideri peygambere teşbih etmeye kadar varabiliyorlar.

Faydasını görenler var göremeyenler var.

Nasıl bir fayda?

Tabii ki dünyevi bir fayda.

9. yüzyıl edip ve şairlerinden Endülüslü İbni Abdürrabih’in ‘Kültürel inciler’ altbaşlığıyla Türkçeye kazandırılan el-İkdü’l Ferid’i okurken “Sultana İtaat ve Samimiyet” bahsini görünce bu işler eskiden nasıl yapılıyormuş diye ilgiyle okudum. (Ankara Okulu, çeviren Prof. Dr. Musa Kazım Yılmaz.)

İbn Abdürrabih’in şiirlerini de bu kitabın dışındaki nesirlerini de bilmiyorum. Bu kitaptaki üslubu, tercih ettiği misaller muti bir edip olduğunu ve insanları itaate teşvik etmeye çalıştığını düşündürüyor. Kitabının havası böyle. Her durumda doğruyu söylemeyi kuvvetli bir şekilde tavsiye etmiyor.

Ama bir yöntem önerisi var.

“Devlet başkanına nasihat ederken hileye başvurmak” başlığı altında şunları söylemiş.

“Dediler ki Devlet başkanının ağırına gitse bile ona nasihat eden bir kimse olmalı ve devlet başkanından hiçbir nasihati gizlememelidir. Nasihatçinin sözleri aptalca olmamalı, yumuşak olmalıdır. Onun ayıbını ona haber verse bile yüzüne vurmamalıdır. Devlet başkanıyla konuşurken ona misaller getirmeli, kendi nefsinin kusurlarını anlayabilmesi için başkalarının ayıp ve kusurlarını ona anlatmalıdır.”

Ne diyelim. Dolaylı anlatımlar çoğu zaman sonuç vermez. Ama hiç yoktan iyidir.

Halifenin konforu tabii ki önemli. Şu tavsiye günümüzde faydalı olur mu bilmiyorum:

“Şebib bin Şeybe şöyle dedi: Halifenin yanı başında yürüyen bir kimse öyle bir yerde durmalıdır ki halife ona bir şey sormak istediği zaman dönme ihtiyacı hissetmemelidir. Hem de öyle bir tarafta olmalıdır ki halife ona dönecek olsa güneş gözüne gelmemelidir.”

En incelikli, en gelişmiş ‘hürmet’ misali olarak Haccac ile Şa’bi arasında geçen bir hikâyeyi aktarmak isterim.

(Aktarmadan önce Haccac’ın meşhur ‘Haccac-ı Zalim’ olduğunu, bir çok Müslümanı katlettiğini, büyük müfessir Said b. Cübeyr’i katlettikten sonra akli dengesinin bozulduğunu not edelim.)

Eş-Şa’bi Haccac’ın yanına girdi. Haccac ona “Maaşın ne kadardır?” demek isterken “Kem atauk” diyeceğine nahiv kuralına aykırı bir şekilde “Kem atâek” dedi. Şa’bi de yine nahiv kuralına aykırı bir şekilde “Elfeyn” (İki bindir) diye cevap verdi. Haccac, Şa’bi’nin cevabındaki yanlışı fark ederek soruyu bu kez doğru bir şekilde “Kem atâuk?” diye sordu. Şa’bi de “Elfan” (İki bindir) diyerek nahiv hatasını düzeltti. Haccac, neden ‘elfeyn’ diyerek yanlış ifade ettin diye sordu. Şa’bi, “Emir yanlış ifade etti ben de yanlış ifade ettim. Sonra emir düzeltti ben de düzelttim. Emir yanlış ifade ettiğinde ona karşı doğruyu ifade edecek böylece yanlışından dolayı onu azarlayacak değildim” dedi. Haccac, Şa’bi’nin bu tavrını çok beğendi ve ona çok miktarda mal bağışladı.

Kısaca: ‘Atâük’ deyince müzekker (eril) oluyor. Cevabı da müzekker (Elfan=İki bin) oluyor. “Atâek” denilince müennes (dişil) oluyor, cevabı da müennes veriliyor.

Tabii Haccac aynı zamanda meşhur bir dilci.

Şimdiki metihlerde o kadar incelik gerekmiyor.

Gramersiz, paldır küldür yapabilirsin.

Karar Gazetesi 15 Mayıs 2022 tarihli yazısının iktibasıdır.