Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak
Tarih: 19.2.2018 11:15:34 / 174okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Sultan II. Abdülhamid, tam yüz yıl önce bir çeşit hapis hayatı yaşadığı Beylerbeyi Sarayı´nda vefat etti ve dedesi II. Mahmud´un Divanyolu´ndaki türbesine defnedildi. Aslında Fatih Türbesi´ne gömülmek istiyordu, fakat devrin iktidarı buna izin vermedi.
Cenaze törenine şahit olanların anlattıklarına göre, imparatorluğun dağılmasıyla sonuçlanan felaketli senelerde onun devr-i saltanatını mumla arar hâle gelen halk Divanyolu´na akın etmişti. Cadde ve caddeye çıkan sokaklar hıncahınç dolu, pencereler, damlar, ağaçlar, duvarlar salkımsaçaktı. Ağlayanlar, hıçkıranlar, hatta gözyaşları içinde “Bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” diye haykıranlar vardı.
Sultan Abdülhamid hal´ edilmemiş olsaydı, Trablusgarp ve Balkan Harpleri çıkmaz mıydı? Sonuna kadar Birinci Dünya Harbi´nin dışında kalabilir, imparatorluk coğrafyasının tamamını elimizde tutabilir miydik? Bu sorulara verilebilecek hiçbir cevap spekülasyon olmanın ötesine geçemez. Bazan şartlar, aldığınız bütün tedbirlere rağmen sizi hiç istemediğiniz maceralara sürükleyebilir.
Tarihi değiştirmek mümkün olmadığına göre, düşmanlık ve taraftarlık duygularını bir yana bırakarak olup bitenleri akl-ı selimle değerlendirmek gerekir.
***
Son yıllarda gündemden hiç düşmeyen, şu sıralarda da bir televizyon dizisi ve vefatının 100. yılı dolayısıyla gündemi neredeyse Zeytin Dalı harekâtı kadar işgal eden Sultan Abdülhamid´in büyük bir devlet adamı ve bir diplomasi dehası olduğu, ülke çapında göz kamaştırıcı bir eğitim seferberliği başlattığı ve muhaliflerinin bile onun açtığı mekteplerden yetiştiği unutulmamalıdır. Ancak devleti ayakta tutmak için almak zorunda kaldığı tedbirler ve bu tedbirleri uygulayanların aşırılıkları yüzünden, İslâmcı, Türkçü ve Garpçı bütün aydınların üzerlerinde çok ağır bir baskı hissettikleri de bir gerçektir. II. Meşrutiyet´in ilanından sonra bir volkan patlamasını andıran yayın patlaması bu baskının mahiyeti hakkında açık bir fikir verir.
Şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekir: Lehinde ve aleyhinde onca güftüguya rağmen derli toplu tek Abdülhamid biyografisi François Georgeon tarafından yazılmıştır. Bu büyük padişahın şahsiyeti ve otuz üç yıllık saltanatı hâlâ popüler yazarların belirledikleri çerçevede tartışılıyor. Türk tarihçiliği için bunun büyük bir ayıp olduğunu ayrıca belirtmeye gerek var mı? Bütün peşin hükümlerini paranteze alarak işe soyunan ve elbette akademik titizlikten taviz vermeyen bir biyografi yazarının kaleminden çıkacak sağlam bir Abdülhamid biyografisine ihtiyacımız var.
Peşin hükümleri paranteze almak dedim, olumlu ve olumsuz bütün peşin hükümleri...
***
Midhat Cemal Kuntay´ın “Abülhamid´in Kütüphanesi ve Zabıta Romanları” başlıklı bir yazısı vardır. Bir kitabı incelemek için Üniversite Kütüphanesi´ne giden yazar, Yıldız Sarayı Kütüphanesi´nin oraya taşınmış olduğunu öğrenince heyecanlanır ve hiç sevmediği bu hükümdarı daha yakından tanımak için kitaplarını gözden geçirmeye başlar. Kütüphanenin birinci bölümünde, yazıları, tezhipleri, minyatürleri ve ciltleriyle nefis, paha biçilmez kitaplar vardır, ikinci bölümünde ise cinaî romanlar…
“İnsan düşmüşleri hep kabahatli görmek ister,” diyen Midhat Cemal şöyle devam eder: “Bence de şimdi Abdülhamid´in birçok kusurlarından biri de bu cinaî roman merakıydı ve otuz üç sene korktuğum adamın bir kabahatini daha yakalamış olmaktan memnundum. Fakat bu saadetim uzun sürmedi. Çünkü birdenbire zihnimden mühim adamlar geçti, onlar da cinaî romanlara bayılmışlardı. Mesela Bismarc, mesela Romanya kralı I. Şarl, sonra mesela Aristide Briand...”
Polisiye romanı önemsiyorsanız, Abdülhamid´in bu merakını bir meziyet olarak ele alabilir, aksi takdirde onun kusur ve zaaflarından biri olarak kullanabilirsiniz. Gerçekleri arayan bir biyografi yazarı ise bu merakın arkasındaki sebepleri araştırır. Şedit bir muhalif olan Midhat Cemal, Abdülhamid´in Bismarc gibi büyük devlet adamlarına benzemesinden rahatsız olmakla beraber, belli ki gerçeği saklamayı –işini ciddiye alan bir biyograf olarak- kendine yakıştıramamış.
***
Midhat Cemal, aynı yazıda Abdülhamid´in kütüphanesini incelerken içeriye her halinden sahtelik akan bir adam girer. Kütüphane müdürü tarafından tanıştırıldığı adamın çenesinde sakal, cebinde Fransızca bir kitap, koltuğunda İngilizce gazete, elinde de pertavsız vardır. Sesi ise öğreten bir ses… Sultan Abdülhamid´in korkularını ve polisiye roman merakını bir ruh doktoru edasıyla tahlil etmeye başlayan adam -ki arasıra İngiliz mendilini çıkarıp enfiye çekerek hapşırmaktadır- “müstebid” hakkında otuz üç ciltlik bir eser yazacağını söyler. Her yıla bir cilt... Midhat Cemal “Aleyhinde mi?” diye sorunca “Bu nasıl lâkırdı,” der, “tabii ki aleyhinde. Eserim bittiği zaman kütüphanenizde otuz üç senelik cinayetleri ciltlenmiş olarak bulacaksınız!”
Hikâyenin devamı şaşırtıcıdır: Midhat Cemal, ertesi gün tramvayda rastladığı yaşlı bir dostuna bu “monşer” kılıklı adamı sorar. Bâbıâli´nin eski memurlarından olan dostu acı acı güler ve der ki: “Abdülhamid devrinde sefirdi. Jurnallerini ciltlettirsen Evliya Çelebi Seyahatnamesi kadar bir kitap olur.”
***
Sultan Abdülhamid hakkında yazılıp söylenenleri analiz ederken bunları söyleyenlerin pertavsızlı ve İngiliz mendilli adam tıynetinde olup olmadıklarına da bakmak gerekir. Samimiyetle muhalefet edenlere saygı duyulur; fakat muhalif veya muvafık görünüp saman altından su yürüten jurnalcilerin az olmadığı da biliniyor.
Velhasıl, bir Abdülhamid biyografisi yazmaya soyunacak tarihçinin işi zor, hem de çok zor.

Anahtar Kelimeler: Sultan, Abdülhamid, biyografisi, yazmak
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Kendine yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.

Konfüçyus