Yusuf Ziya Cömert


Suavi, şehirli, zarif

Suavi, şehirli, zarif


Yakışıklı delikanlıydı rahmetli Osman Dayım, sarışın olan diğer üç dayımdan farklı olarak, esmer.

Felek, gurbete atmıştı onu. İstanbul’a yanımıza geldi bir ara. Üsküdar’da oturuyorduk. Ben ilk mektep çocuğuyum daha. Bilmen nereden icap etti, bir kızla konuştuğunu anlattı bana. Kız, adını sormuş dayıma. “Suavi dedim” dedi dayım. Niye Osman değil de Suavi? “Daha fiyakalı” dedi dayım.

Sonrasını bilmiyorum. Yani o kızdan bir daha bahsetmedi. Kaybolmuş gitmiştir muhakkak. İş bulursa fabrikada ya da inşaatta amelelik yapan bir çocukla ne yapsın İstanbul kızı?

Bizim Suavi’nin adı geçince dayımın bu hikayesi de mutlaka hatırıma gelir.

Bizim Suavi?

Şair, yazar, öykücü Suavi Kemal Yazgıç. Zaten kaç tane Suavi var şu dünyada?

(Bu soruyu sorar sormaz merak ettim. Türkiye’de her 348 bin 952 kişiden birinin adı Suavi’ymiş. İstanbul’da Suavi 66 taneymiş. Yine de, Suavi Kemal Yazgıç bir tanedir.)

Dayım, biraz şehirli, zarif görünmek için söylemişti Suavi ismini.

Suavi, ismine uygun bir şekilde zarif ve şehirlidir.

“biz manastır’ı kaybettik/onlar bitola’yı işgal etti/dedem yirmi iki yaşında bir kızan/topraksız kaldı bir anda/dersaadet’e iltica etti.”

“cihan harbinin herc ü mercinde/asker gitti dersaadet’ten bilad-ı şam’a/ve harb bitince nihayet/Suriye’yi terk etti/istanbul’a döndü esnaf oldu”

İşte o zamandan beri şehirli.

‘Bütün Ayrılıklar’ kitabından aktardım bu mısraları. (Profil Kitap) Suavi imzalamış göndermiş. Allah razı olsun.

Bu kitapta yok. Ama isterseniz ‘Şehir ve Kış’tan okuyabilirsiniz bahsettiğim şehirliliği.

“Kış şehri buzdan elleriyle seviyor/çiziyor uzun tırnaklarıyla yüzümüze/zamanın ruhsuz haritasını”

“Kışın kısalttığı günlerde/soğuyor geceler/masallar uzuyor/masalar boşaldıkça”

“Öksürük krizleri yükseliyor binalardan/ve antibiyotikten bir çöle dönüşüyor betonarme binalar/kış şehre reçeteler bırakıyor”

“Ve insan insandan kaçıyor/her mevsim/ayrı bir sebeple”

Bütün Ayrılıklar’daki ‘Kaşı kim çatacak’ şiirinde de şehire dair ‘şehirli’ bir eleştiri var. 

“cv’lere yazılmalı/söylenen tüm yalanlar/iş çevirmeler/işgüzarlıklar”

“çiğnenmiş yetim hakları/hor görülmüş öksüzler/yok sayılmış alın teri/hiçbiri cv’lerden eksik kalmamalı”

“ve tüm günahkarlar/kabarık cv’lerle varmalı/defteri sol elden almaya”

Şairler ölümü kurcalar.

Ölüm, bizi insan yapan taraflarımızdan biridir.

Bazen uzaklaşarak, mümkün olduğu kadar geniş daireler çizerek, bazen yakınlaşarak, dairelerimizi küçülterek dolaşırız etrafında.

Suavi Kemal Yazgıç bu kez, daha da yaklaşmış.

Kurcalar gibi değil. Yakınlık kurar gibi.

Ölen annelerimiz mi bizi ölüme yakın hissettiren?

“ölüm yaklaşıyor anne ölümüm/sana yaklaşıyorum her nefeste/ve anne diyorum annem diyorum/beni sabırla bekleyen/sabırsızlıkla beklediğim ecelime”

Benzer haller tekerrür ediyor kitap boyunca.

Okurken, ‘Allah gecinden versin sevgili Suavi’ demek geldi içimden.

“adımlarken hayat sahrasını/bir kapı buldum/bir de anahtar/uymadılar birbirlerine”

Bir keşif bu. Herkesin kendince yaptığı, ama herkesin bu kadar veciz ifade edemediği...

“sen seç hangi silahla öldüreceğini/ben de seçilmiş olayım bir kez”

Ne kadar derin bir sitem...

“artıyor söylemediklerim/azalıyorum”

Bunu da anladım. Suavi Kemal Yazgıç’ta, George Orwel’ın 1984’ünden daha kavi bir 1989 var.

“herkes kadar sert bir kaya/herkes kadar yalan/1989’da kapatılmamış bir hesap kadar/açık bir yarasın şimdi”

Biz yine şehre dönelim. Bir hüzün faslına. ‘Geçmiş Zaman Açıları’na. Makamı belki de suzinaktır. 

Bu da Yazgıç’ın önceki kitaplarından. ‘Taş Suya Değince’den.

“yaşlı bir babaydı iskelede/unutmuş kendini ıslatan bütün dalgaları/unutulmuş kendine bağlanan vapurlarca/bütün çocukları ölmüş bir baba gibi/gözleri sebepsiz yere ufukta/ve unutmadığı çocuklarıyla konuşurken/hiçbir martı konamıyor/o kör bırakılmış babaya”

Çok zaman oldu Suavi’yi görmeyeli. Ya ben gitsem ya o gelse de görüşsek.

Karar Gazetesi 24 Ocak 2021 tarihli yazısının iktibasıdır.