Sözün özü
Sözün özü
Tarih: 31.1.2015 15:24:18 / 661okunma / 0yorum
İBRAHİM TENEKECİ

 

Çarşamba günü, konuşmanın ve yazmanın ne kadar kolay görünmeye başladığını anlatmaya çalışmıştık. Dinleyici yahut okuyucu olmaya yanaşmayan insanların sayısındaki artışa dikkat çekmiştik. Hakkına razı gelmemek gibi.

 

Bir diğer sıkıntı da, yazmaya yeni başlayan bazı arkadaşların, otuz kırk yıldır eser veren ve ciddi bir toplama / tecrübeye ulaşan isimlerle eşit şartlarda ‘masaya’ oturmak istemesi. İşin çilesine talip olmadan. O uzun ve meşakkatli yolculuğu göze almadan. Neredeyse hiç yaralanmadan.

 

Okumak ve yazmak, şefkatli bir baba, fedakâr bir ağabey gibidir. Anne veya abla da olabilir. Elinizden tutar ve sizi gezmeye götürür. Gitmediğiniz yerlere gider, görmediğiniz şeyleri görürsünüz. Yeni beldeler, insanlar, tatlar, hatta duygular tanırsınız. Yolculuk, sizi terbiye eder. Görgü sahibi yapar. Derinleştirir. Kibarlaştırır. Sadece kafanızı değil, kalbinizi de çalıştırır. Hayretiniz artar.

 

Fakat bütün bunların başlangıcı, dinlemesini bilmekten, bilmiyorsak öğrenmekten geçer. Büyüklere itimat etmekten. Yalnızca iyiliğimizi istediklerine inanmaktan. Çünkü şüphe, kötü düşünceleri de beraberinde getirir. Kendimizi veremeyiz.

 

Hakiki kalem ve kelam sahipleri, aynı zamanda, sabır ehlidirler. Çağlarını beklemiş, acele etmemişlerdir. Ne iş yaparsa yapsın, kendi hayatı ve kaderi içinde, her insanın bir çağı / zamanı vardır. ‘Zorluktan sonra gelen kolaylık’ gibi. Şunu da hatırlatmakta fayda var: Sırayı bozmadan da sıra dışı işler yapabiliriz. Mevsimleri düşünelim.

 

Mustafa Kutlu hocamız, edebiyat için, “bu işler nasip meselesidir” demişti. Nasibimiz; yani yiyecek ekmeğimiz, alacak nefesimiz, söyleyecek sözümüz varsa, bizi kimse engelleyemez. Emeğimiz ziyan olmaz. Güzelliğin üstünü örtmeye kimsenin gücü yetmez. Kara bulutlar güneşin önüne gelebilir, aydınlığı kapatabilir. Nihayetinde, güneş mutlaka galip gelir, kendisini göstermeyi başarır. Yeteneği de böyle bilmek lazım. Sadece şu: Yeteneğimizi doğru kullanmazsak, sabırsız davranırsak, yapmamamız gerekenleri yaparsak ve büyük sözü dinlemezsek, emeğimizin karşılığını almamız güçleşir. Bir müddet sonra, yolculuğumuz eziyete dönüşür. Hem kendimize, hem başkalarına zarar vermeye başlarız.

 

***

 

Her şeyin hızlandığı yıllardayız. Hızlı okuma kurslarından tutun da trenlere kadar. Çocuklar daha çabuk büyüyor. İlişkiler daha hızlı kuruluyor yahut bozuluyor. Haliyle, neyin peşindeysek, onun bir an önce olmasını istiyoruz. Beklemeyi imtihan değil, zaman kaybı olarak görüyoruz. Tahammül duygumuz gün geçtikçe zayıflıyor. ‘Şimdi değilse ne zaman’ diye soruyoruz. Bu gidişat, hayatımızın her alanına yansıyor, sirayet ediyor. Yazma ve söyleme işleri dâhil. Dikkat ettiyseniz, ‘iş’ diyorum / diyoruz. Her işin çıraklık, kalfalık, ustalık ve olgunluk dönemleri olur. Özellikle olgunluk dönemi eserlerini / işlerini eleştirmemiz doğru olmaz. Çünkü beğenilme duygusundan uzak bir dönemdir o. Veda ve vefa yıllarıdır. Gönül, sözü aklın elinden alır. Bir gencin (çırağın) böyle bir ismi / eseri eleştirmeye kalkışması, elbette üzücüdür. Her şeyden evvel, bizde emeğe ve büyüğe hürmet esastır. Emeğin hakkını ve büyüğün izzetini korumak.

 

Oturmak, güzel bir kelimedir ve birçok anlama birden gelir. Oturaklı insanları daha bir severiz. Vakur olurlar.

 

Dememiz o ki, bir karakterin, üslubun, davranışın, dostluğun oturması yıllar alır. Hemen olmaz. Söz dahi böyledir. Özetle, bir bütün olarak, her şeyimizin oturup demlenmesi, dinlenmesi gerekir. Biliyoruz ki, dünyanın oturup son halini alması bile milyonlarca yıl sürmüştür. Allah böyle istemiş ve yapmıştır.

 

Şunun için söylüyorum bunları: Acele etmeyelim ve insanları kırarak, üzerek ilerlemeyelim. Gençlik, gençlikte kalır. Buna karşılık, yaptıklarımız bizimle beraber gelmeye, yaşamaya devam eder.

 

***

 

Evet, dinlemek. Her manada dinlemesini bilmek. Sözgelimi, konuşmacıların ortak şikâyetlerinden biri, birincisi, dinleyicilerdeki dikkat eksikliği. Cep telefonuyla ilgilenmeler, kendi aralarında konuşmalar, biçimsiz oturma şekilleri. Yazanlar için de benzer sıkıntılar geçerli. Metne gereken ciddiyetle yaklaşılmaması vs.

 

Dinlemek, anlamanın yarısıdır, kardeşidir. Anlamadan konuşamayız, yazamayız, yanlış yaparız.

 

Dinlemek, dinlenmektir. Zaten her konuya, olaya, duruma yetişme imkânımız yoktur.

 

Söz, söyleyen ile dinleyen arasındaki bir ağırlıktır. Sözü değerli ve anlaşılır hale getirmek için, iki ucundan tutup kaldırmak icap eder. Söz bahsi açılmışken, biraz daha konuşalım: Söz, insanın kalesidir. Ne pahasına olursa olsun, sözün korunması, düşmesine fırsat verilmemesi gerekir. Sözünde durmak diyelim.

 

Geçmiş yıllarda, ağzına bakılan, baktığımız insanlar vardı. Onların bir söz söylemesini beklerdik. İtiraz edilmez, ‘bence’ denilmez, sonrasında amalı cümleler kurulmazdı. Şimdi ağızlara dişçiler ve kulak burun boğaz uzmanları bakıyor. Küçüğünden büyüğüne kadar, neredeyse herkesin kendine ait bir fikri ve doğru bildiği var. Yanı sıra, karşılıklı önyargılar. Doğruların sayısını arttırmanın, aslında yanlışı çoğaltmak olduğunu nasıl anlayabilir, anlatabiliriz? Burası sözün bittiği değil, yeniden başladığı yer olmalı.

Anahtar Kelimeler: Sözün, özü
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Rahmet ile zahmet arasında (16 Eylül 2018 - Pazar)
Şiddet ile inayet arasında (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
Yazamamak (09 Eylül 2018 - Pazar)
Kitaplar, dergiler ve son durum (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Gurbetten sılaya doğru (02 Eylül 2018 - Pazar)
Ortak kader (24 Ağustos 2018 - Cuma)
Onur meselesi (15 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Ayrı dünyalara ait iki kavram (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Yazmış bulunduk (22 Temmuz 2018 - Pazar)
İzzet bize, zillet size (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Kaderimizin merkezi (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Doğru ve düzgün olmak (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Olması gereken (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Yer isimlerinin peşinden gitmek (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Şimdi (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Bütünlüğü korumaktan yanayız (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Benzersiz bir dönem (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
Kıymet ve kıyamet (09 Haziran 2018 - Cumartesi)
Taşınmak (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Yaşanan ve yansıyan (02 Haziran 2018 - Cumartesi)
Tatsız bir durum (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
Kalbî beraberlik, çıkarsız birliktelik (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Bazı yeni konular (23 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Halimizden memnun muyuz? (19 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Uzun bir gün (16 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Tarih dönüyor (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Dostluk nedir? (09 Mayıs 2018 - Çarşamba)
İbrahim Karagül için (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
Bir kelimeden (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
İçten bir seda (08 Nisan 2018 - Pazar)
Ülkü Tamer için (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Sahafnâme (01 Nisan 2018 - Pazar)
Gençlik nereye gidiyor? (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Birkaç şey birden (24 Mart 2018 - Cumartesi)
Dünya Su Günü (21 Mart 2018 - Çarşamba)
Dünya Ormancılık Günü (18 Mart 2018 - Pazar)
Son günlerde (15 Mart 2018 - Perşembe)
Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır (07 Mart 2018 - Çarşamba)
İnsana ümit veren konular (04 Mart 2018 - Pazar)
Yıkıcı değil, yapıcı olalım (25 Şubat 2018 - Pazar)
Varlığımıza musallat olanlar (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Kıymetli bir çabaya şahitlik etmek (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Sultan Abdülhamid Han´ı anmak ve anlamak (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Millî uyanış (12 Şubat 2018 - Pazartesi)
Aklı karışıklar için kılavuz (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Vatandan yana olmak... (01 Şubat 2018 - Perşembe)
Dün, bugün, yarın (26 Ocak 2018 - Cuma)
Hayatın her yeri (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
Kısaca (19 Ocak 2018 - Cuma)
Yolda olmak (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Edebiyat ve hayat (05 Ocak 2018 - Cuma)
Yeniden millet oluyoruz (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Millete sadakat ümmete vefa (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
Elbette Filistin (22 Aralık 2017 - Cuma)
En küçük adım bile (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Daima Kudüs (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Aklıma ilk gelenler (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Bütün bu olaylar (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Ben, Öteki ve Ötesi (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Eski Vatan (28 Kasım 2017 - Salı)
Bize düşen, düşmemektir (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Kazandıkça kaybetmek (19 Kasım 2017 - Pazar)
Türkiye nedir? (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Kirli dil, kibirli hâl (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Gençliğimizin kahramanları (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmış bulunduk (20 Ekim 2017 - Cuma)
Bir kütüphane kurmak (17 Ekim 2017 - Salı)
Millet dersine çalışmalıyız (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmadan önce (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
Altı çizilenler (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Yolculuğumuz (22 Eylül 2017 - Cuma)
Dengemizi koruyalım (19 Eylül 2017 - Salı)
Kırsalda neler oluyor? (15 Eylül 2017 - Cuma)
Bir mesele (07 Eylül 2017 - Perşembe)
Üzücü ve şaşırtıcı olan (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Görülen lüzum üzerine (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz (27 Temmuz 2017 - Perşembe)
Vatanı vatansızlara bırakmadık (11 Temmuz 2017 - Salı)
İyilerle birlikte olmak (07 Temmuz 2017 - Cuma)
İyilik berekettir (03 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Türkiye, müşterek derdimizdir (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
Aslımızdan kopamayız (02 Haziran 2017 - Cuma)
Kırk yıllık hatır (24 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Tek tesellimiz (12 Mayıs 2017 - Cuma)
Son günler için (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
BAHAR (05 Mayıs 2017 - Cuma)
Kazanırken kaybedilen (25 Nisan 2017 - Salı)
KISACA (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Yeniden niyet etmeliyiz (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
Yeminli düşmanlık (24 Mart 2017 - Cuma)
Dünden devam (17 Mart 2017 - Cuma)
Hayat ve bereket (15 Mart 2017 - Çarşamba)
Bize gelen, bizimle giden (06 Mart 2017 - Pazartesi)
Yirmi yıl sonra (04 Mart 2017 - Cumartesi)
Yapmak ile Yıkmak (24 Şubat 2017 - Cuma)
Arkadaşlık (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Nerede duruyoruz? (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Pullarımız (07 Şubat 2017 - Salı)
Güzellik (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Dert söyletir, derman susturur (27 Ocak 2017 - Cuma)
Bize düşen vazife (17 Ocak 2017 - Salı)
Kar (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Buradayız, bekliyoruz (10 Ocak 2017 - Salı)
Sağlam duralım (23 Aralık 2016 - Cuma)
Evlatlarımız (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Türkiye bir mesuliyetin adıdır (20 Kasım 2016 - Pazar)
Saygı ile sevgi (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
Fitne ateşi (21 Ekim 2016 - Cuma)
Son durum (14 Ekim 2016 - Cuma)
Türkiye´yi savunmak (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Devletin ve milletin bekâsı için (18 Ağustos 2016 - Perşembe)
15 Temmuz 2016 (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
Göz gördü, gönül sevdi (14 Temmuz 2016 - Perşembe)
Dünyanın çivisi (30 Haziran 2016 - Perşembe)
Güzel bir kitap (17 Haziran 2016 - Cuma)
Hak ve Bâtıl (14 Haziran 2016 - Salı)
Yapan, yaptınız diyendir (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Kâğıt, kalem ve sosyal medya (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Fitne (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Ne durumdayız? (16 Kasım 2015 - Pazartesi)
Akan kan, yükselen kin (26 Ağustos 2015 - Çarşamba)
Kenan Evren öldü (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Kültür meselemiz (23 Nisan 2015 - Perşembe)
Oyunu bozmak zorundayız (21 Nisan 2015 - Salı)
Kıyamet değil, kıyam (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Siyaset ve millet (30 Mart 2015 - Pazartesi)
Bir hilal uğruna... (24 Mart 2015 - Salı)
Bu bir gezi yazısıdır (10 Mart 2015 - Salı)
Bugün (28 Şubat 2015 - Cumartesi)
Söz vermek, almak... (27 Şubat 2015 - Cuma)
İmha ve ihya (09 Şubat 2015 - Pazartesi)
Yoldaki işaretler (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Sözün namusu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
İnsan insanın aynasıdır (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Dostluk ve düşmanlık (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hepimiz tehlikedeyiz (12 Ocak 2015 - Pazartesi)
Sarıkamış için (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Bıldır (04 Ocak 2015 - Pazar)
Son zamanlar (01 Ocak 2015 - Perşembe)
Sana kalpten soruyorlar (28 Aralık 2014 - Pazar)
Bir insana sarılmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Yerli ve millî olmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Tarihte bugün (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Gerçek Hayat (30 Kasım 2014 - Pazar)
Geçici menfaatler, kalıcı anlamlar (28 Kasım 2014 - Cuma)
Yaşatırsanız, yaşarsınız (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Kudüs için (20 Kasım 2014 - Perşembe)
Ağaçlar ve odunlar (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Anadolu Gençlik Derneği (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Zengin çeşit, fakir insan (11 Kasım 2014 - Salı)
Duâ Tâneleri (07 Kasım 2014 - Cuma)
Yoksulun sırtı, zenginin karnı (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Yeniden Bursa (04 Kasım 2014 - Salı)
Türkiye`ye inanmak (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bursa`nın kıymeti (28 Ekim 2014 - Salı)
Türkiye, umudun yurdu (23 Ekim 2014 - Perşembe)
Yüksek hayat tecrübesi (16 Ekim 2014 - Perşembe)
Olmadı (12 Ekim 2014 - Pazar)
Batı bataklığı (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Acı gerçek, tatlı yalan (07 Ekim 2014 - Salı)
Doğan ölür, yapılan yıkılır (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ölüm var (21 Eylül 2014 - Pazar)
Kalbin betonlaşması (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Kıymet, bilinmek ister (09 Eylül 2014 - Salı)
Kardeşlik âdabı (05 Eylül 2014 - Cuma)
Kitabın ahlakını korumak (05 Eylül 2014 - Cuma)
Birinci Meclis Ruhu (03 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ancak birlikte başarabiliriz (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Kardeşime dokunma! (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Değişen bir şey var mı? (20 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Birlikte dirlik vardır (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
Fesadın işi: Haset (15 Ağustos 2014 - Cuma)
YARIN (10 Ağustos 2014 - Pazar)
Yolda olmak... (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hatırla ve sıkı tut (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Merhamet etmek (03 Ağustos 2014 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Cennet için ibadet geçersizdir?

Hacı Bektaşı Veli