Berat Demirci


SÖZ ve SÖZLEŞME

SÖZ ve SÖZLEŞME


“Iletişim” yenilerde türetilmiş olmasına rağmen, Türkçe’nin zarafetine uyan bir kelime. “Ş” harfinin işteşlik bildirdiği bütün kelimeler de bence bir güzellik, bir hoşluk vardır. Bezm-i elestte yapılan iletişimin mahiyeti üzerine görüşleri okumak isteyen, literatürü tarayabilir. Benim üzerinde duracağım husus, mistifikasyona (bulandırmaya) müsait oluşu ve mistifikasyonun sonuçları üzerinedir. Çocukluğumuzda “Ne zamandan beri Müslümansın?” sorusuna “Kalubeladan beri!” cevabını verememek ayıp karşılanırdı. Buna benzer ezberlenmiş ama hayata tahakkuku konusunda zebun düştüğümüz, dilde de dolgun mevkilere sahip “alamet-i farika”larımız vardı. Farikalar içinde bahse mevzu sözleşme, Allah-Kul iletişiminde esaslı bir yere sahip olduğu için önemli ve özgün bir yere sahiptir.

Edebî alanlarda “bezm-i elest”te tahakkuk edenin mazmun yahut istiare biçiminde yer almasına itirazımız olmaz. Ama hayata inkılabı konusunda en ufak bir işe yaramamakta; tersine “El-ezberî Müslümanlık” bu surette pekiştirilmektedir. Sözün ayağı yere değmedikten sonra, bu dünyayı anlamlandırmanın bir gereği yoktur. Hitabeleştirme ve vecizeleştirmenin söz ve sözleşmenin yerini alması; cari “yaşam tarzı” karşısında bizi savunmasız bırakmaktadır. Kapitalizm: Tevhidi bulandıran teslis, putperestliği boyunda kolye haline getiren kitleleştirme, her çeşit iktidarı meşrulaştıran Yeryüzü Devleti-Tanrı Devleti gibi fundamental reform ve rasyonalizasyonların uzantısında gerçekleşmiştir ve sürmektedir. Sürmekte olanı ise, şimdi içinde ve ısrarla takip etmek gerekir; çünkü  “yaşam tarzı”nın sirayeti çok hızlanmıştır, hız kesmeyecektir.

Kapitalizmin insafsızlığı karşısında hayırseverlikle kendini emniyette hisseden bireyler ve kitleler sözleşmeyle değil; hitabe yahut vecizelerle hareket etmeyi tercih etmektedirler. Demokrasinin iktidar ilişkilerine sağladığı kolaylıktan beslenen ferdiyetsiz gruplar furyasında “bulanıklık ve bulandırma” için ayrıca komplocu düşünceler geliştirmeye gerek yoktur. Karnına futbol topu bağlayan kurak topraklara paraşütle indirilen masum kişilikler; insanları yüreğinden değil, midesinden yakalamaktadır. Bu işleyişin mahkemesi yoktur; olsa da mahkemeye sunulabilecek bir delil yok. Görürsün ya susarsın ya susmazsın. Susarsan ikrar olur; susmazsan, cehaletleri tasarrufa açılmışların hışmına uğrarsın. Cari hukukî ölçülerin ve demokrasinin nefsin tatminine açtığı imkânlar, legal çerçevede mümkün hale getiriliyorsa; “Alan da satan da razıdır!” durumu gerçekleşir.  “Mala, davara, iktidara” zararı olmayan her fiil serbesttir. Böyle değilse asayiş berkemal… Böyle ise, neden böyle olduğu hızla cevap ve çözüme muhtaçtır. Modernliğin işgalindeki şimdiki zaman içerisinde yaşamlarını sürdüren insanlar, yerinde sayan bir hareketlilikle malûl iken; gelecek, hitabe ve vecizelerin yarattığı atalet zemininde tecelli eder. Bu, “Akıllı düşünürken, deli dağı aşar!” durumudur.

İnsanın ferdiyeti: Sorumluluk bilinciyle mümkündür. Kime karşı sorumluysa, insanın eylemi de içinde sakladığı da onunla oluşur. Bu itikadî bir çizgidir; yeni bir şey üretmediğimi, tabi olduğumu belirtmek isterim. Tabi olmak ise, mukallit olmak değil; karar vermektir.  Maturidî, Türk tefekkürünün zümrüd-ü ankasıdır; en önemli özelliği izleyicilerini ihtilaflar içerisinde bırakmayıp, hayatlarında sürebileceği fasih bir istikamet belirlemesidir. “İlk sözleşme” konusunda da aynı açık seçiklik söz konusudur.

 



YAZARLAR