Prof. Mustafa Çağrıcı


“Söz haramileri”

"Kişi bilsin, söz demini (zamanını). Demesin sözün kemini (kötüsünü). Bu cihan cehennemini, sekiz cennet eder, bir söz.”


Böyle demiş sevgili Yunus Emre’miz, yedi asır önce. 

Lübnanlı ünlü fikir, edebiyat ve sanat adamı HALİL CİBRAN, “İtiraflar” adlı deneme ve öykü kitabının “Söz ve Söz Ehli” başlığı altında “sözler”den şikâyet eder; çeşit çeşit ve hepsi de kötünün türleri sözlerden… “Sözden ve söz ehlinden usandım” diye başlar, yazısına… “Bu âlemde gidip aralarına katılabileceğim bir dilsizler topluluğu var mıdır acaba?” der, yazısının bir yerinde. Ve devam eder: 

“Acaba Allah bana acır ve bir sağırlık armağanı verir de ebedi sessizlik cennetinde mutlu olarak yaşar mıyım? Yerin yüzünde…dillerin verdiği rahatsızlıktan azade bir köşe var mıdır? Yeryüzü sakinleri arasında konuşarak nefsine tapınmayan var mıdır hiç? Varlık toplulukları arasında ağzı SÖZ HARAMİLERİ için mağara olmayan biri var mıdır?”

***

Ne yapalım ki insanız; Yaratan, eskilerin tanımıyla, “konuşan hayvan” olarak yaratmış bizi.

Kimileri din, ahlak, bilgi, felsefe gibi terbiye edicilerle dilini kirli sözlerden temizleyip arındırırlar. 

“Ağızları söz haramilerine mağara olmuş” kimileri de var ki, onlara ne din, ne ahlak, ne edep, ne de diğer terbiye ediciler kâr eder. Tabiatları bir türlü hayvaniyetten insaniyete yükselemez. Kendileriyle ilgili ağırbaşlı ve insanca bir eleştirel düşüncenin üstüne hakaretlerle, iftira ve bühtanlarla çullanırlar; dilleriyle acıtıp incitmekten, kırıp dökmekten sadistçe zevk duyarlar. Çünkü fikir ve ahlak düzeyleri, saldırdıkları kişilerin görüşlerine, onlardan daha yüksek veya hiç olmazsa onların seviyesinde ve de onlarınki gibi ağırbaşlı ve insanca sözlerle karşılık vermeye yetmez. Zihinsel olarak buna elverişli olsalar bile karakter olarak böyle bir yatkınlık kazanmamışlardır. Hakaret ve iftirada ne kadar ileri giderlerse kendilerini o kadar “başarılı” sayar, o kadar mutlu olurlar. 

Bazıları bütün hakaret ve iftira sözlerine, “İşte biz adamı böyle yaparız!” gibi bir cümle de eklerler. Hatta bütün söylediklerini az görerek “Ağzımı açtırma!” diyenleri de vardır; “ağız” dediği o “mağara”nın içinde daha ne türlü şeyler varsa!..

Entelektüel ve ahlâkî bakımdan gelişmemiş toplumlarda “söz haramileri”nin müşterisi eksik olmaz ve her esnaf gibi hakaret ve iftira tacirleri de müşterilerini ne kadar memnun ederlerse işlerinde o kadar başarılı olacaklarını bilirler. O nedenle, ahlak ve edeple birlikte ar ve haya yoksunu da oldukları için, bu tür erdemlere sahip olanların yüzlerini kızartacak çirkeflikler, onlara “zafer” zevki verir. Böyleleri, sizin ahlak ve ar duygunuzdan gelen suskunluğunuzu kendi kahramanlıklarına yorarlar ama yine de size susmak düşer. 

Zihnen ve ahlaken gelişmiş toplumlarda bu tipler bulunmaz ya da barınamazlar; çünkü “müşterisiz meta zayidir.” Bunları, müşterileri bol olan, demokrasi ve müsamaha kültürü gelişmemiş ortamlar/toplumlar üretir ve besler. Böylesi toplumlarda bunların üremesine, ideolojik bağnazlıkların, ilkel siyasi hesapların yoğun olduğu çevreler pazar işlevi görüp destek verirler. Şimdilerde sosyal medya da bunlar için çok uygun bir teşhir, teşvik ve destek alanı oluşturmuş bulunmaktadır. 

Böyleleri, aslında entelektüel ve ahlâkî birikimleri sebebiyle değil, gelip geçici şartlara göre önem kazanırlar, şartlar değişince de tez zamanda unutulurlar. Çetin Altan’ın “önemliler ve değerliler” diye bir tasnifi vardı. Böylelerinin, -değerli olmadıkları için- kullanım tarihi dolunca önemsizleşip ortalıktan silindiklerini örnekleriyle anlatırdı.

Bu tiplerin saldırılarına maruz kalıp, edep ve ahlak duygularının kendilerini susturduğu insanlara gelince, onlar genellikle fikir, gerçeklik, erdem gibi insanî değerlere önem verdikleri için kendileri de her şartta değerli ve onurludurlar. 



YAZARLAR