Soyadı hikâyeleri
Tarih: 4.3.2018 12:54:01 / 354okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

E-Devlet Soyağacı Sorgulama sayfasına gösterilen ilgi doğrusu beni hiç şaşırtmadı. İnsanların nereden geldiklerini, soylarını soplarını öğrenmek istemeleri son derece tabiidir.
Malumunuz, bugün taşıdığımız soyadlarının yüzde doksanının soylarımızla hiçbir alakası yok. Falih Rıfkı Atay, bir yazısında “Biz soyadlarımızı bir sabah kravat gibi taktık!” der. Daha da kötüsü, aynı soydan gelen insanlar, Soyadı Kanunu çıktıktan sonra çeşitli sebeplerle farklı soyadları almak zorunda kaldıkları için zamanla birbirlerini tanımaz hale gelmişlerdir. Üstelik nüfus memurları bazı ailelere öyle tuhaf soyadları dayatmışlardır ki, değiştirme imkânı bulamayanlar hâlâ taşıyorlar.
Beğendikleri soyadları başkaları tarafından alındığı için ceberut nüfus memurlarca verilen soyadlarını kabul etmek zorunda kalanların ve seçtikleri soyadlarıyla sahip olmadıkları meziyetlere bedavadan konmak isteyenlerin komik hikâyeleri derlense bir mizah şaheserine sahip olurduk. Refik Hâlid Karay, Sırmasaç, Açıkgöz, Kulağıdalik gibi soyadlarını seçen bedavacılarla tatlı tatlı alay eder. Cemal Nadir de bir karikatüründe bu tuhaflığa işaret etmişti: Kapkara bir adam, soyadı Akışık; karısından dayak yiyen bir adam, soyadı Kazak vb... “Ak”lı, “soy”lu, “er”li, “öz”lü mözlü soyadları... Sanki “Kendinize bir soyadı bulun denmemiş, övünün!” denilmiştir.
1934 yılında Soyadı Kanunu çıkarıldıktan sonra yaşananlar hakkında herhangi bir çalışma yapılmış mıdır, bilmiyorum. Bunun çok heyecan verici bir konu olduğunu meraklı araştırmacılara hatırlatmak isterim. Ben, izin verirseniz, bazı tanınmış kişilerin soyadı maceralarından söz etmek istiyorum.
***
Nihal Atsız, Soyadı Kanunu´nun yanlış olduğunu düşünüyordu, çünkü Türklerde soyadı isimden sonra değil, önce gelirdi. İlle Avrupalılara benzeyeceğiz diye soyadını sona almak, Atsız´a göre, şuur altına işlenmiş bir aşağılık duygusunun ifadesiydi. Eski Türkçü dergiler taranırsa, Atsız´ın bu görüşünün benimsendiği ve isimlerin başında “oğlu”yla biten soyadlarının kullanıldığı görülür.
Soyadı Kanunu´nun çıkarıldığı tarihte Anadolu Türklerinden yüzde doksan beşinin Çapanoğlu, Kadıoğlu, Göcenoğlu, Mızrakoğlu gibi soyadlarına sahip olduklarını iddia eden Atsız, kendi aile soyadının Çiftçioğlu olduğunu söyler. Kanunun çıktığı tarihte kendisi, babası ve kardeşi ayrı ayrı yerlerdedirler, bu yüzden ortak bir soyadı alamazlar. Kanunun tam metni değil, özeti yayımlandığı için yanlış anlamalar dolayısıyla nüfus memurları “oğlu” ve “zade” ile biten tarihî soyadlarının alınmasını engellemişlerdir. Atsız´ın o sırada askerde olan kardeşi Nejdet “Sançar”, babası ise “Özçiftçi” soyadlarını alırlar. Kendisi Atsız´ı almak isteyince nüfus memuru bunun tarihî bir ad olduğunu söyleyerek kabul etmek istemez. Memuru tarihî olanın Atsız değil Adsız olduğuna güç bela ikna eden Hüseyin Nihal, daha önce mahlas olarak kullandığı Atsız´ı soyadı olarak tescil ettirir.
Bunları anlattığı yazısında, devletin bahşedeceği soyadına muhtaç olmadığını söyledikten sonra “Onu soysuzlar düşünsün,” diyen Atsız, o tarihte devletin CHP demek olduğunu hatırlatmayı da unutmamıştır.
Bir gazete ilanında ilk soyadıyla Münir Nurettin Selçuk
***
Çiftçioğlu ailesinin yaşadığı soyadı macerasının bir benzerini de Müridoğlu ailesi yaşamıştır. Bu yüzden ressam ve heykeltıraş Zühtü Müridoğlu ile hattat, bestekâr, tanburî ve hâfız Kemal Batanay´ın özbeöz kardeş olduklarını bilen azdır. Soyadı Kanunu çıktığında, babaları aile lâkapları olan Müridoğlu´nu soyadı olarak almak istemiş, fakat nüfus memuru, “Şeyh, mürid, derviş devri geçti!” deyince, çaresiz, nüfus kütüğüne “Ulueren” soyadını yazdırmış. Kemal Batanay, bir süre sonra bir sebeple soyadını değiştirmek için Kasımpaşa Nüfus İdaresi´ne gitmiş; kendisinden öncekinin “Doğanay” soyadını aldığını görünce, “Bizimki de ‘Batanay!´ olsun!” demiş. Küçük kardeşi Zühtü, daha sonra mahkeme kararıyla Ulueren soyadını Müridoğlu olarak değiştirmiştir. “Batanay” soyadı, özellikle müzikseverler için özel bir anlam taşımaktadır. Bilindiği gibi, Kemal Bey´in eşi Naime Batanay ve oğlu Ercüment Batanay da tanburî idiler.
Cyrano de Bergerac´ın meşhur mütercimi Sabri Esat Siyavuşgil´in de ilk soyadı Ander´di. Bu soyadını istemeyerek almış olmalı ki, yıllar sonra mahkemeye başvurarak aile soyadını tescil ettirdi. Kabul etmek zorunda kaldıkları soyadlarını sonraları değiştirenler çok olmuştur. Mesele Münir Nureddin Selçuk´un ilk soyadı Gürses´ti. Selçuk soyadının ailede bir geçmişi var mıdır yoksa gelişigüzel mi seçilmiştir, araştırmak lazım.
Ve İbnülemin Mahmud Kemal İnal... Ailesi Selcenoğulları diye tanındığı halde, dediğim dedik nüfus memurlarına dert anlatamayacağını bildiği için gazetelerden yayımlanan listelerden birinde, babasının ismi olan Emin´in öztürkçe karşılığı olarak gösterilen “İnal”ı seçen İbniülemin, “Kendime Dair”de, bu tuhaf durumu “Kendi ismi dururken müstear isim kullananlara benzedik!” diye anlatır.
***
Bazı aydınlar da kendilerine nedense tek heceli soyadları seçmişlerdi. Nâzım Hikmet Ran, Vedat Nedim Tör, Ercüment Behzat Lav, Kemal Salih Sel gibi. Tanburi Cemil Bey´in oğlu ve Nazım Hikmet´in yakın arkadaşı olan Mesut Cemil´in de “Tel” soyadını aldığı söylenir, ama galiba hiç kullanmadığı bir soyadı...
M. Bahaeddin isminde bir sözlük yazarımız vardır, eski harflerle basılmış Yeni Türkçe Lügat´inin bir zamanlar mekteplerde yaygın olarak kullanıldığını sanıyorum. Beethoven´i çok seven bu zat, soyadı kanunu çıktığında Toven soyadını almış ve o günden sonra eserlerinde imzasını B. Toven şeklinde kullanmıştır. Rahmetli Cinuçen Tanrıkorur´un adının ve soyadının macerasını birkaç hafta önce anlatmıştım. Tanrıöver gibi, Atatürk´ün verdiği soyadları ayrı bir yazının konusu olacak kadar önemlidir.
***
Beğenilmeyen soyadlarını mahkemeye müracaat ederek değiştirmek elbette mümkündü. Ama zahmeti göze alamayan aileler saçmasapan soyadlarını taşımak zorunda kalmışlardır. Bu yüzden çocukları soyadları sorulduğu zaman ya söylemek istemiyor yahut kimse duymasın diye fısıltıyla söylüyorlar.

Anahtar Kelimeler: Soyadı, yeleri
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.

Kanuni Sultan Süleyman