Alparslan Ayral


Sivas’ta kaybolan geleneklerimizden “Sıçancık”

Bazı geleneklerimizin yaşamasında mekânların önemli yeri vardır. Bir zamanalar Sivaslıların coşkuyla kutladığı “Sıçancık” geleneğinin kaybolmasını bu geleneğin sürdürüldüğü mekânların yerini beton yığınlarına bırakmasına bağlayabiliriz.


Hıdırellez kutlamalarının yapıldığı altı mayıstan bir hafta sonra Sivas’ta tıpkı Hıdırellez gibi coşkuyla kutlanan Sıçancık, genellikle Sivas’ın mesire yeri olan Tekönünde yapılırdı.

   O tarihlerde Tekönünün romantik bir görünümü vardı. Kaynağı Soğuk Çermik olan Mısmılırmakilkbaharda tatlı ve berrak suyuyla coşkuyla akardı. 

   Mısmılırmağın her iki tarafı içinde kavak, iğde ve çeşitli meyve ağaçlarının çevirdiği ve genellikle sebze ve salatalık yetiştirilen bahçelerden oluşurdu.

  Akkayanın bir devamı olan tekke çağlayanın dibinde birden bire yükselir Abdülvahabigazininmanevi gölgesinde mistik bir kimliğe bürünürdü.

  Sivaslılar bu atmosfer içinde bu gün eve sutaşımanın uğursuzluğuna inanır ve evden uzaklaşmak isterlerdi.

Sıçancığın Hıdrellezden farkı bir hafta sonra kutlanması, daha temiz ve yeni kıyafetlerin giyilmesi, evlenecek gençlerin birbirini tanımasına zemin hazırlanmasıydı. 

   Bu gün eve su getirilmediği gibi hamur kesilmez, çamaşır yıkandığında sıkılmaz ve bulaşıklar ikindi ezanı okunduktan sonra yıkanırdı. Mahallemizinsakinlerinden Şerif Abla’nın oğlunun tek elinde parmaklarının olmadan doğmasını komşularımızSıçancık’ta yıkadığı çamaşırları sıkmasına bağlarlardı.

   26 11.1952 günlü Sivas’ta yayımlanan Vatangazetesinin ilavesinin 6. Sayfasında yazarı belirtilmemiş  “Turistlik Tezahürler Bakımından Sivas” başlıklı yazıda Sıçancık şöyle anlatılıyor:”Sivas’ta başka memleketlerin Kiraz, Çilek Bayramlarına mukabil 22 Martta Nevruz; 6 Mayısta Hıdırellez (Eğrilce) 12 Mayısta Sıçancıkşenlikleri yapılır. O günlerde beyazlar giyerek kırlara çıkılır, yemekler açık havada, ağaçlaraltında yenilir, sazlar çalarak oyun ve eğlenceler yapılır…”

  Sosyal hayatı zenginleştiren komşuluk ilişkilerini pekiştiren, yardımlaşma, paylaşma duygularını olgunlaştıran insanların güven duygularını artırıcı ve sosyalleşmeyi sağlayan bu tür geleneklerin hayatımızdan silinmesi bir bakıma insanların yalnızlaşmasıdır.

   Küreselleşme ideolojisini benimseyenlerin ilkel olarak gördüğü bu inançlar belki de insanın insan olduğunu öğrendiği geleneklerdir.



YAZARLAR