Selahattin Semiz


Sivas’ta bir hanım evliya: Fazile Hanım(2)

Sivas’ta bir hanım evliya: Fazile Hanım(2)


 

Evi âdeta bir okuldu

Teyzemin evi aynı zamanda bir okul, dershane gibi çalışırdı. Kuran öğrenmek isteyen, kitap okumak veya dini bilgiler öğrenmek isteyen her yaştan herkese kapısı açıktı. Sabahları 8-10 yaşlarında çocuklar koltuk altlarında elif cüzleri ile gelir teyzemden Kuran okumayı öğrenirlerdi. Daha büyük yaşlardaki hanımlar ne zaman müsait olurlarsa gelirlerdi. Hiçbir iş ve bahane teyzemin Kuran öğretmesi için engel olmazdı. Çok yorgun veya hasta olduğu zamanlar “Haydi sen oku da dinleyim, yarın daha çok çalışırız ey mi” derdi.

Fazile Teyzem, Gürün- Pınarönü ve Çayboyu Mahallesi’nde hemen her çocuğa Kuran okumayı öğretmeye çalışmıştır. Teyzemin sabır ve sevgi ile okutmaya- öğretmeye çalıştığını bilen aileler ve çocuklar, Kuran öğrenmek için O’nun evine gelirlerdi. Gelen hiçbir öğrenciyi geri çevirmez, gönlünü kırmaz, ufak tefek hediyelerle de gönlünü alırdı.

Resulullah’ı; sahabeleri ve evliyaları çok severdi

O, Peygamberimiz ve Sahabe efendilerimize aşk derecesinde bağlı idi. Kabe’yi, Mescid-i Nebevi’yi, andıkça gözleri yaşarır, ‘Ah bir nasib olsa da gitsem, ziyaret etsem’ diye iç çekerdi. Bilal-i Habeşi ve Veysel Karani en sevdiği sahabelerdi. Onların hayatını anlatan kitapları defalarca okutur, gözyaşları ile dinlerdi. O’nun yanında kitap okurken, sahabe ve evliya kıssalarını dinlerken, onunla beraber aynı o zamanları yaşar gibi hissederdim.

Hacc’a giden ve dönenleri hemen ziyarete gider, onların anlattıklarını gözyaşları ile dinler, ‘Bize de nasip olur inşaallah’ derdi. Hacılardan bazıları, “Anlatmakla olmaz, gidip görmek, yaşamak lazım” diyen olursa ona da gönül koyar “Ne’edek bacı nasip olmayınca gidemedik, anlatsan da haber versen nolur ki!” derdi.

Birçok meşhur evliyayı, Allah dostunu teyzemin hikâyelerinden, bizlere okuttuğu kitaplardan tanıdım. Hakikat yolculuğu uğruna tacı-tahtı terk eden İbrahim Ethem, küçük yaşta ilim yolunda iken annesine verdiği yalan söylememe sözü ile eşkıyaların tevbe etmesine vesile olan Abdulkadir GeylaniCüneydi Bağdadi, Behlül Dana, Yunus Emre…vs. kıssaları teyzemin her vesile ile anlattığı hikayelerdi.

Sözün bittiği, insanların boş konuşmaya başladığı yerde teyzem “Durun hele, size bir hikâye anlatayım” der çevresindeki insanların anlayacakları şekilde bir evliya kıssası, bir ibretli hikâye anlatırdı. Sonunda da ‘Onlar geçti getti, bizim hâlimiz ne olacak acep’ diye iç çekerek tefekkürle bitirirdi.

Teyzemin kitapları

Kuran-ı Kerim’ den sonra, en çok okuduğu, okuttuğu kitaplar Peygamberimizin hayatı, Bilal-i Habeşi’nin ve Veysel Karani’nin hayatını anlatan kitaplardı.

O kitaplar defalarca okunurken hep yeni okunuyormuş gibi dinler, gözlerinden yaşlar damlardı. Muzaffer Ozak Hocaefendi’nin iki ciltlik İrşad kitabı da onun başucu kitabıydı. Anlattığı bir çok kıssa ve hikayeyi oradan öğrenmişti. Okumayı geç yaşta öğrendiği için yavaş yavaş ve kekeleyerek zorlanarak okurdu. Teyzem bu zorluğu, avantaja çevirir, ‘Haydi gülüm, bana şu kitaptan oku da dinleyim, ben zor okuyorum’ der, hem sizin sesli okumanızı hem de çevrede dinleyenlerin de istifadesini sağlardı.

Üniversite yıllarımda İstanbul’daki kitapçılardan onun sevdiğini bildiğim kitaplardan alır gönderirdim. Yaz tatiline gittiğimde evin bir odasını kütüphane gibi kitaplık yaptığını, isteyen herkese dini kitaplardan okumak için verdiğini gördüm. Adeta tek başına bir vakıf gibi hayır yapmak için çalışıyordu.

 

Teyzemin arkadaşları-ahretlik kardeşler

Yetimleri arar bulur, onlara ikram eder, bir bahane ile gönlünü alırdı. Mahalledeki birçok yetime hem Kuran okumayı öğretir, hem de onları evde önemli birer misafir olarak kabul eder, elinden geldiğince ikram ederdi. “Resulullah Efendimiz de yetim büyümüş, Allah yetimleri sever, yetimlere ikram edenleri de sever”  derdi.

Teyzem herkesle arkadaş, herkese dosttu. Ama daha çok kalbi kırıklarla, mazlumlarla, yetimlerle ilgilenirdi. En iyi dostu gözleri görmeyen Zöhre Bacı idi. ‘Ahiretlik Bacım’ dediği Zöhre Bacı’yı, gittiği her yere, sohbete, mevlide, cenaze evi ziyaretine yanında götürür, bazen Kuran-Kerim okutur, bazen de kaside-ilahi söyletirdi. Hem onun insanlarla kaynaşmasına vesile olur, hem de imkânı oranında ona yardımcı olurdu.

Daha sonra aynı zamanda yeğeni de olan Şaziye-Elif Yengem’le samimi dost, ‘ahretlik kardeş’ oldular, Öyle ki birbirine “Kim erken ölürse beni sen yıka” şeklinde birbirlerine vasiyet etmişler. Nitekim Şaziye Yengem ondan birkaç ay evvel vefat etti, onun cenazesini teyzem yıkadı. O cenazeyi yıkamayı bir ibadet şuuruyla yapar, dualar eder, o gün kabir hesabını sanki onunla beraber verir gibi endişe ederdi.

Hasta ziyaretlerine çok önem verir, hastaya moral verirken aynı zamanda ölümü ve ahiret hesabını hatırlatır, mutlaka bir tevbe istiğfar ettirirdi. “Hasta olan ölmez, vadesi yeten ölür, amma her zaman ölüme hazır olmak lazım” derdi. Herkese vasiyetinin hazır olmasını, yazıp bir kenarda tutmayı öğütlerdi. “Vasiyetinizi yazmazsanız, ahirette ağzınız kapalı olur, cennet nimetlerinden istifade edemezsiniz” derdi.

Teyzemin duaları

Duaları içten, samimi, sade ve hikmetli olurdu. En sık duyduğum ‘Allah eyilerle karşılaştırsın, Hızır yoldaşın, evliyalar gardaşın olsun’ duasıydıBu duanın manasındaki derinliği ve güzelliği yıllar sonra hayatımdaki etkilerini görerek idrak edecektim. Tıp fakültesi yıllarında anarşi ve terör olayları içerisinde ateist ve pozitivist bir eğitim sistemi içerisinde olmama rağmen, adeta ateşin içerisinde gül bahçesine düşer gibi Vefa’da her biri güzel ahlak abidesi üniversite öğrencileri ve Fatih’te zamanın en büyük alimleri ve evliyaları ile karşılaşmıştım.

İnanıyorum ki o genç ve uçarı zamanımda rahmetli Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi’yi, Mahmud Esad Coşan Hocaefendi’yi ve birçok güzide Allah dostunu tanımamda teyzemin, annemin ve büyüklerimin bu dualarının etkisi var.

Birisine dua edeceği zaman ‘Allah razı olsun, Resulullah Efendimiz’e gomşu olasın’ diye dua ederdi. Onun için bu dua ağız alışkanlığı ile yapılan, kolay ve ucuz bir dua değildi. Bir alimin, kendisine iyilik yapan zalim veya fasık birisine, ‘Allah razı olsun’ diye dua etmemek için “Evladım ahırdaki ineği verin de götürsün, Allah razı olsun desem fazla olacak” dediğini anlatırdı.

Yemek duası da kısa ve içtendi. Hamd ve şükürden sonra ‘Ya Rabbi az verip gezdirme, çok verip azdırma. Son nefeste imansız sızdırma’ diye dua ederdi. Bu kısa dua, adeta onun hayatının özeti gibi idi. Tevekkül ve kanaatle yaşamanın, son nefeste iman ile ölmenin özlendiği bir hayattı onunkisi…

 

Teyzemle birlikte hacc

Teyzem; Allah dostu ve Resulullah aşığı bir hanımdı. Yıllarca hacca gitmek için can attı, lakin maddi durumu müsait olmadı. 1993 yılında Hamid ve Yüksel Ağabey’in yardımı ile bizim aileden 8-9 kişi birlikte hacca gittik. Ne büyük lütuf ve ne güzel bir yolculukmuş şimdi daha iyi anlıyorum. Teyzemden başka, annem, büyükanne dediğim Hatış Teyzem, Şaziye Yengem, Hamid ağabey, eşim, kayınpederim, kayınvalidem ve ben. Oldukça meşakkatli, sorumluluk gerektiren, yaşlılarla tek tek ilgilenmemizi gerektiren zor bir hacc ibadetiydi. Ama bu yolculuk benim için çok feyizli ve bereketli oldu.

Teyzem Mekke ve Medine’de adeta cezbeye kapılmış gibi dolaşıyordu. Aşk ve vecd içerisinde bir Hakk aşığı ile beraber her ibadetin tadı ve anlamı çok farklı oluyor. Teyzem için Resulullah Efendimiz ve sahabelerin yaşadığı yerlerde bulunmak, onlarla adeta aynı havayı solumak… Kabe’de ve Mescidi Nebevi’de namaz kılmak onun hayallerinin gerçekleşmesi, dualarının kabul olması demekti. Yemeyi, içmeyi unutmuş, bıraksak mescide yatıp kalkacak hâle gelmişti. Bu yüzden Hamid Ağabey ile zaman zaman tartışıyorlardı. “Anacığım, n’olur mescide bizimle beraber gidip gel. Yoksa kaybolursun, seni bulamam’ diye ısrarla yalvarıyordu. Neyse ki kaybolmadan, gönlü kırılmadan hacc ibadetini yapıp döndük.

Son günleri

Fazile Teyzem, 1997 yılında akciğer kanserinden tedavi görüyordu. İşte o günlerden birinde son anında vakit namazını yattığı yerden güçlükle eda ettikten sonra elleri yana düşmüş. Gülerek, zikrederek son nefesini vermiş. Allah rahmet eylesin, çok sevdiği Resulullah Efendimiz’e komşu eylesin.

Uzm. Dr. Selahaddin Semiz / Afiyet Hastanesi Başhekimi 

 



YAZARLAR