Sivas´ta Komşuluk
Tarih: 28.9.2017 10:47:27 / 939okunma / 0yorum
Müjgan Üçer

Komşuluk Türk halkının en önemli özelliklerinden biridir. Hiçbir ülkede, milletimizin yaşattığı komşuluk gibi güçlü olanı yoktur. En geniş coğrafyadan mahalle, köy, oba ve mezra vb. gibi dar alana kadar, komşuluğun sırrına erilmiştir. Türk insanı öyle hoşgörülü olmuştur ki, komşusu olan başka dinden, başka mezheplerden insanlarla bir arada yaşamış, iyi komşuluk münasebetlerinde bulunmuş, onların inançlarına saygı duymuş, ama kendi haklarına da zarar verdirmemiştir.

"Konmak, bir yere inip oturmak, konaklamak olup kon-(-mak) fiiline dayanır. "Kon- fiil köküne -uş- işteşlik eki getirilerek konuş(-mak) yapılmış; bu fiile de U "fiilden isim eki eklenerek, kelime konuşu olmuştur. Konuşu şeklindeki orta hecede bulunan N sesi M´ye dönüşmüş, U sesi de düşmüştür. Bugün kullandığımız komşu kelimesinin  geçirdiği değişim böyle olmuştur.

Komşu kelimesi, Sivas ve çevresinde olduğu gibi yurdumuzun Denizli, Söğüt, Yozgat yörelerimizde de hâlâ konşu olarak söylenmektedir.

Bazı yörelerimizde mesela Divriği´de  konak kelimesi, misafir / konuk anlamında kullanılır. Eskiden kalede oturan saygın aileler, şehirdeki yakınlarını ziyarete geldiklerinde ev sahibi çok ikramlar bulunurmuş ki Divriği´de söylenen "Kaleden konak mı geldik?" deyimi, misafirlere çok ikram yapıldığı zamanlarda kullanılan bir ifade olarak o günlerin hatırasını taşır. Azerbaycan´da da konak misafir anlamındadır. 

Sıcak ve candan komşuluk ilişkilerden doğan bu zenginlik dilimizde yaşayan sözlü kültür unsurlarında, gelenek, görenek ve inançlarımızda da yaşar. Komşuluğun temelinde, milletimizin konukseverliği ve dini inançlarımızın önemi de büyüktür. Hz. Peygamber´in "Komşusuna zulmeden iman etmiş olamaz", "Komşusu açken uyuyabilen iman etmiş olamaz", anlamındaki hadisleri her zaman söylenir ve ruhuna uymaya çalışılır.

Deyimlerimiz, atasözlerimiz kültürümüzün taşıyıcı öğeleridir. Bu zengin malzemelerde, milletimizin komşu ve komşuluğa verdiği önemi çok iyi görmekteyiz. "Komşu hakkı Tanrı hakkıdır" sözü, komşuluk ilişkilerinde çok önemli bir düsturdur. Komşunun komşuya hukukunun son derece önemi nedeniyle; Hz. Peygambere izafeten "Neredeyse komşunun komşuya mirasçı bile olabileceği" söylenmiştir. Atalarımız, "Gördüğü iyiliği gizleyip, gördüğü kötülükleri teşhir eden kötü komşudan Allah´a sığınırım" duasını etmişler; "Allah kötü komşu ile terbiye etmesin", "Yaramaz komşu şerrinden korusun" dileklerini dillerinden ve gönüllerinden düşürmemişlerdir."Yedi adımda bir komşu hakkı gözetilmiş", "Komşunun ekmeği komşuya borçtur" denilmiş, "Komşu komşunun külüne / tütününe / kepeğine muhtaçtır" gibi öğütlerle halk düşüncesi, felsefesi yansıtılmış, yol gösterilmek istenilmiştir. "Komşuda pişer bize de düşer" atasözü bir latifeden öte komşuların pişirdikleri, özellikle de zor hazırlanan yiyecek ve yemeklerden komşulara mutlaka verildiğini belirtir. Kıymalık yapmada, ekmek ve yufka yapımında, hedik / bulgur kaynatmada, erişte, kadayıf, kandil helvaları, tel helvası, mumbar dolması vb. gibi yemeklerde komşuların payı hiç unutulmaz. Divriği´de komşulara yemek gönderilen ağzı kapaklı küçükce  sahan (mahledür) "Komşu mahledürü" olarak bilinir.

Türk halkının yüzyıllardır söylediği bu ortak ve benzeri sözler Sivas´ta da halkın diline ve gönlüne nakşedilmiş; komşu yakın akrabadan daha ileri sayılmış, "Komşu gelir çeneni bağlar, akraba gelir ölüne ağlar" denilmiş, "Komşuluk kardeşlikten ileri" tutulmuş, "acı ve tatlı günlerde hep komşu ile birlikte olunmuş", "Yakın ve hayırlı komşu, hayırsız hısım ve akrabadan yeğdir" düşünceleri nedeniyle, "Ev alma komşu al" öğüdü verilmiş, komşuların yakın ilgileri nedeniyle "Komşu komşuya bakmış, canını oda (ateşe) yakmış" denilmiştir.

Komşuların teklifsizce birbirlerinden gerekli olan malzemeyi istemeleri, mahalle hukukundan sayılmış, onun için bir şeye daralıp, bunalındığında "komşu içindeyiz" denilerek, onların varlığından güven duyulmuştur. Mahalleye vakfedilen, can leğeni (büyük bakır leğen), bakır kazan vb. eşyalar komşuların müşterek malı sayılmış, bu eşyalar gerektiğinde durumu iyi olan komşular tarafından kalaylattırılmıştır.

"Kapı bir komşu", çok yakınlığı, "him komşu, din komşu" sözümüz ise, yakınlığın ve birlikte yaşamanın getirdiği inanç, duygu ve  düşünceyi ne kadar güzel belirtir. "Yerli komşu" atadan, dededen kendi evinde oturanlar olup, kiracı olarak oturanlarla da yerli komşu gibi kaynaşılır, görevleri ya da başka nedenle ayrılanlar unutulmaz, vefa duygusu içinde dostluklar sürer gider.

İyi komşuluk yapmak, aile denilen en önemli okulda öğrenilir. Bunun içindir ki "iyi komşu aileden, kötü komşu gaileden" denilmiştir. Ailelere, sadece konumu itibariyle değil, ilgi, dostluk ve sevgide de en yakın olan komşu için, "Aç kurt bile komşusunu dalamaz", "Kurt komşusunu yemez" denilmemiş midir? Komşunun varlıklı olması arzu edilmiş, "Allah komşuya beş etsin, bizi de ona eş etsin", "Komşunun iki inekli olmasını iste ki sen de bir inekli olasın" sözleriyle komşumuzun bizden daha iyi durumda olması dileklerinde bulunulmuştur.

İyiliksever kimselere, "Allah, öte dünyada Fadime Ana´mıza komşu etsin" dileklerinde bulunulur. Az da olsa komşuluk yapamayanlara, şaka yollu bir söyleyişle; "Bir komşum var, varlığını değmez, bir atım var, sağlığını değmez" denilmiştir. Yaşlı bir Sivaslı hanımdan öğrendiğim şu dörtlük, komşuluktaki beraberlik ve vefa duygusu ne kadar güzel belirtiyor:

       Leylek benim neden komşum

       Gelir yazın, gider kışın

       Karga benim her dem komşum

       Yaz da burda kış da burda

"Kızı ile komşu, oğlu ile oba" sözümüz, zamanı gelince oğul ve kızın baba evinden çıkmış olmasını belirtse de yalnızca kendi yakınlarıyla ilgilenenlerin çevrelerindeki ailelerle de   komşuluk yapmalarını hatırlatır.     

Anneler, oğullarının evlendikten sonra, ayrı bir evde yaşamaları durumunda duygu ve düşüncelerini şöyle ifade etmişler:

       Oğlum oldu gülüm oldu

       Dünyalar benim oldu

       Evlendi elin oldu

       Ayrıldı komşum oldu

"Komşu kızı almak kalaylı tastan su içmek gibidir" diyen atalarımız, evliliklerde ailelerin birbirlerini tanımanın iyi taraflarını belirtmek istemişler, komşunun istemiş olduğu bir eşya çoğu zaman verilmesine rağmen, az görülse de vermeyenlerin bu durumu bile iyiye yorulmuş, "Bahil / cimri (pahıl) komşu adamı hacat (eşya, âlet vb.) sahibi eder" denilmiştir. Yakın oturan insanların birbirlerine verecekleri zararların, yanlış yapılan hareketlerin bilineceği, bunların kötülüğü ve yanlışlardan vazgeçirmek için; "Komşu boncuğunu çalan gece takınır" denilmiştir. Hasta yaşlı ve dermansız kimseler, durumlarım anlatmak, adetâ "ödünç bir canla" yaşadıklarım belirtmek için, "Komşu canı ile geziyorum" şeklinde şaka yollu söylemişler, nazik ve taze olan yiyeceklerin / sebzelerin kolay pişeceklerini anlatmak için, "Komşu tütünü ile pişer" benzetmesini yapmışlardır. "Komşu kapısına çevirmek" çok sık ziyaret etmeyi ve her zaman birinden bir şey istemeyi anlatan bir deyim olmuştur ki burada ilişkilerde ölçüyü kaçırmamak gerektiği de anlatılmak istenmiştir. Görmüş geçirmiş halkımız, "Komşunu sev ama aradaki duvarı kaldırma" önerisinde bulunmuş, saygı ve sevgideki ölçüyü belirtmek için de şöyle söylemişlerdir:

       Her gün gidersen dostuna (komşuna), yatar yanı üstüne

       Seyrek git dostuna (komşuna), kalksın ayak üstüne

Başkalarının durumlarının daha iyi zannedilmesi durumunda, yine şaka yollu bir söyleyişle, şöyle denilmiştir: "Komşunun tavuğu komşuya kaz, gelini kız görünür." İnsanın sağlıklı, varlıklı ve başkalarına yük olmaması için, en büyük destek ve yardımcısının yine kendisi olduğunu şu anlamlı söz ile belirtmek istemişler:    "Komşu adamı var sever, gişi (koca) adamı sağ sever.”

Eskiden iyi komşulukların yapıldığı ve gençlerin bilgi görgü sahibi oldukları, edep, erkân öğrendikleri, altmış yıl öncesine kadar Sivas´ta yaşatılan "oda açma" geleneği, her mahallede durumu iyi olan bir kimsenin komşularını, dostlarını misafir ettiği önemli toplantılardı. Burada, cenk ve siyer kitapları okunur, askerlik hatıraları, kahramanlık hikâyeleri anlatılır, konuklara ikramlarda bulunulurdu. Mahallede sürdürülen bu gelenek çizgisi babadan oğla intikal eden, kökü ahiliği dayanan, kardeşlik ve  komşuluğa dayanan  konukseverlikti. Erkeklerin devam ettiği bu toplantılara gelemeyen komşular sorulur, sıkıntılarının olup olmadığı araştırılır, ihtiyaç sahiplerine çareler aranır, yardımlar yapılırdı. Bu toplantılar adetâ bir "komşuluk meclisi" gibi idi. Komşu hanımlar da kendi aralarında sıra gezme ve herfene yaparlardı.

Hepsi Sivas´ta halk ağzından derlenen ve ülkemizin hemen her tarafında da benzer şekilde bilinen, milletimize mal olmuş, komşulukla ilgili bu zengin sözlü malzemelerimiz, inanç ve geleneklerimiz, Türk halk kültüründe komşuluğa verilen kıymeti ve önemi ne kadar güzel belirtiyor. Komşuluk Türk halkı için bir hayat felsefesi ve son derece özgün sosyolojik bir değerdir. Psiko-sosyal yaklaşımlar komşuluğun bir tedavi (terapi) olduğunu belirtmektedir. Dünyanın âdeta küçüldüğü, herkesin her isteyebildiğinden haberdar olabildiği bu devirde, günümüzdeki apartman hayatında, komşuluklar ölmekte, aynı çatı altında yaşayanlar birbirlerinden habersiz ömür tüketmektedirler. Ne yazık ki büyük kentlerde can çekişen bu değer, sahip çıkılması gereken en önemli kültür miraslarımızdan biridir.

Sivas diğer köklü şehirlerimiz gibi komşuluğun, komşu olmanın en ahenkli yürütüldüğü illerimizden biridir. Mahalleler günümüzde apartmanlara dönüşmekteyse de milletimizin güzel hasletlerinden olan komşuluk ilişkileri sürdürülmeye çalışılıyor. Bu özellik, Türk halkının komşuluğa verdiği önemden kaynağını almakta, hoşgörüsü ile de beslenmektedir. Komşuluk ilişkilerinde sosyal dayanışmanın en güzel örnekleri görülür, hastalar, düşkünler, muhtaçlar sık sık aranır, ihtiyaçlarının giderilmesine çalışılırken komşuluğun, yardımlaşmanın erdemiyle aileden, büyüklerden görülen sevgi ve saygı sürdürülür; düğünler, bayramlar komşularla şenlenir, hastaların, cenazelerin acısı ve hüznü komşularla paylaşılır. Kış için hazırlanan yiyecekler (devlik görme) komşularla yapılır, müşküller birlikte halledilir, zorluklara birlikte göğüs gerilir, baş başa verilerek çözümler aranır bulunur, üretilir. Komşu günlük hayatta olduğu kadar, doğumdan ölüme dek hayatın önemli geçiş günlerinde de bizimledir. Onun için iyiliksever komşular ( insanlar) için şöyle denilmiştir: "Doğana beşik, ölene tabut olur." Komşu her an yanı başımızda duran bir güç, destek ve bizden biridir. Mahallenin can suyudur.

Sonuç olarak Sivas, geçmişten bugüne komşuluğun ahenkle yürütüldüğü ve komşuluk ilişkilerimizin yine aynı canlılığıyla sürdürüldüğü kadim  bir kültür  şehridir.

Anahtar Kelimeler: Sivas, Komşuluk
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:03 06:40 12:27 15:28 17:55 19:19
İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser

Konfüçyus