SİVASIN ÇERMİKLERİ
Tarih: 31.10.2018 00:00:01 / 595okunma / 0yorum
Muzaffer Gücer

Köylerde olanları bilmem ama bir zamanlar Sivas´ta bilinen dört tane çermik vardı. Şimdi bazıları diyecek ki, dördüncüde nerden çıktı. Bu arkadaşta modaya uyup çermik sayısını mı zamlandırdı diyenler olabilir.  Allah herkese hayırlı ömürler versin, eğer çevrenizde benimle akran olan tanıdıklarınız var ise onlara sorabilirsiniz.

Şimdi ben sayayım; Sıcak Çermik, Depe (Tepe) Çermik, Soğuk Çermik ve Yılanlı (Balıklı) Çermik.

Bizim  zamanımızda çok uzak ve gidip gelmesi zor ve pahalı olduğu için yılanlı  çermiği tercih eden çok az olurdu. Gidenlerde soranlara, havuzda yılanlarla balıklarla yüzüyorduk derlerdi. Ben Yılanlı Çermiğe ancak 1985 yılında 52 yaşımda iken gidebildim.

Soğuk çermik merkeze yakındı, ama suyu soğuktu, suya girince önce biraz insanı üşütüyor ama sonra alışınca güzel oluyor. Buraya da ilk defa 23 yaşımda iken birkaç arkadaş kiraladığımız bisikletlerle sabah gidip akşam dönmüştük .O zamanlar Sivas´ta bisiklet sayısı çok azdı, Bunları kullananlar da Belediyeden araba gibi plaka alır, şimdiki şöforler gibi imtihana girip ehliyet alırlardı .Bisikleti olmayanlar ise Kale Camiinin duvarının dibinde bulunan bisikletçiden, saatlık veya günlük bisiklet kiralarlardı. Eline 25- 30 kuruş geçenlerde bisikletle aynı yerde 3-5 dakikalığına birkaç tur atarlardı, bisikletçinin gözü onlarda olur dakika sektirmezlerdi.

Sivas´ta o zamanlar(1950 ler) 5-10 kişide ince tekerlekli yarış bisikleti vardı, nedense halk arasında onlara gurs bisikleti denilirdi. Bilmem bunların bir klubü veya cemiyetimi vardı.

Bir zaman 5-6 arkadaş bisikletle soğuk çermiğe giderken, yolda eşekle sırtında tırpan tarlasına giden köylü vatandaşın yanından geçmek isteyen bizden 4-5 yaş büyük mahallelimiz olan, Talat Kavlak “ben bu tırpanın altından geçerim” diyerek köylünün eşeğine yanaşmış, bisikletin sesinden mi yoksa kendisinden mi (adı üstünde cin arabası) ürken eşeğin ani dönüşü ile tırpan rahmetlinin boynunu kesip, kafasını yere düşürmüş, cenaze eve gelince iki ablası ile yengesi o kadar feryad figan ettiler ki, evimiz en az 50 metre uzakta olduğu halde gece bu seslerden geç saatlara kadar uyuyamadık.

Ben kendimi bildim bileli her yaz sıcak çermiğe gider, çadır kurar, bazen bir ay bazende havanın durumuna göre iki ay kalırdık. Amma biz çermiğe gidiyoruz derdik, komşular ve akrabalar çermiğe gittiğimizi bilirlerdi. Çermik deyip geçmeyin hazırlığı hazırlığı en az on gün sürerdi. Götürülecek erzak ayrılıp bez torbalara konur, çarşıdan alışveriş yapılır, eksik gedik görülüür, yedek çamaşırlar, çarşaflar, yorgan yüzleri hazırlanırdı. Kazan ve çamaşır leğeni çadırda yer tutmasın diye götürülmez, onun içinde çermikte çamaşır pek yıkanmazdı. İçme suyu Garlı Pınardan at arabasına yüklenmiş varillerle gelir, destiler 10 guruşa, teneke 20 guruşa doldurulurdu. Soğuk iken içimi güzel olan bu suyun ısınınca tadı kaçardı. Onun için çadırın en az güneş gören yerine çukur açar destiyi adeta oraya gömerdik.

Yıllık izni olmayan veya işyerinde başka çalışanı bulunmayan kişiler sık sık çermiğe gelmezdi. Bazıları hafta sonu iki üç kişi payton (fayton) tutar gelir, dönüş içinde gözleri yollarda çermiğe gelenlerin arabasını beklerlerdi. Bazıları ise Samsun trenine biner, Menteşe istasyonunda inip yürüyerek çermiğe vasıl olurlardı. Amma bu yol hem uzun hem çermiğe doğru yokuş yukarı olduğundan çok zahmetliydi. Çünkü çermiğe misafir olarak bile boş gidilmez en az bir sepet doldurulurdu. Sepet içini hazırlamak için önce bir kasaba gidilir, yarım veya tam koyun budu alınır, oradan garipler mezarlığına (şimdiki perakende sebze hali) gelinir, sebzecide; ete göre sepeti boşaltır, alta koyun eti, üstüne patlıcan, onun üstüne biber, en üstede domatesleri koyup sepet kapatılırdı. Çermiğe sepetsiz gitmek ayıptı.

Çermik hazırlığı bittikten sonra evin nüfusuna göre tutulan tek veya çift atlı araba bir gün önce akşamüzeri gelir, insanlar düşmesin diye orta çukur kenarlar biraz yüksek olarak araba yüklenirdi. Arabacı atını alıp gider sabah namazından sonra geldiğinde ev halkı hazır kapı önünde veya avluda onu beklemektedir. Arabanın ipleri kontrol edilir, gevşeyen varsa sıkılaştırılır, önce büyükler sonra küçükler ortaya bindirilerek haydi bismillah deyip araba yola koyulurdu. Atın durumuna göre ya Söğütlü han yahut Halimin hanında at biraz dinlensin diye mola verilir, bazen de devam edilir 5-6 saatte çermiğe varılırdı. Büyükler hemen inip çadır yeri bakarlar, karar verdikleri münasip yere arabayı çektirip, bekletirlerdi. Kahvenin önünde müşteri bekleyen çadırcı (çadır kuran) gelir, önce çadır direği için çukur açar, direğin başına geçirilen çadıryukarı doğru dikilir, kazıklar dağıtılır, çoluk çocukve civardakiler gelip ipleri çekerler, çadır açılır, kapı yönü ayarlanır, kazıklar bağlanıp çakıldıktan sonra çadırcı gider, ev halkı yukarıdan arabacının verdiği kilimleri serilir, eşyalar yerleştirilir, arabacı hayırlı olsun deyip atını ve arabayı kavakların altına çekip kendisi havuza giderdi. Bu arada çermikten dönecek olanlarda arabacıyı dört gözle beklerlerdi. Bilmem adına ister sefa ister cefa deyin bu mahrumiyetlere rağmen bazı seneler 500-600 çadır kurulurdu.

Çadır deyip geçmeyin, bakın kaç çeşit çadır vardı. Büyük Tenefli Çadır, Dört Köşe Tenefli Çadır, Küçük Tenefli Çadır, Asker Çadırı ve sonradan çıkan Beşik Çatılı çadırlar vardı. Tenefli çadırların içi astarlı olduğundan gece soğuğu gündüz sıcağı daha az geçirirdi. Bizim çadırda çoğunluğunki gibi asker çadırıydı.  Gündüz yemek zamanı hariç, çadırda pek oturmadığımız için sıcaktan bunalmazdık. Gece ise yatsıdan sonra yün yorganlarımıza sarılır yatardık ve üşümezdik. O gün veya ertesi gün nenemle birlikte  çadırın yakınına bir ocak yapardık. Yemekler burada pişirilirdi, hele hele nenemin yaptığı yağlamalar ile sac gatmerinin dadına doyum olmazdı. Ekmeğimiz ise burada yapılan fetil (yufkanın ufağı ve biraz kalın olanı) olurdu. Fetilin içine konulan çökelikle yapılan düremeçte çayın yanına iyi giderdi. Çermiğin girişinde sağ tarafta birkaç sıra çadır kuracak kadar yer vardı, kalanı sazlıktı. Sazlıkların arasında birçok yerden su çıkardı. O sazlardan kamçı ve güneş için başlık yapardık. Buralardan gelen bazen istenmeyen misafirlerimizde olurdu. Serçe parmak kalınlığında 30-40 cm boyunda çeşitli renkte yılanlar sabahleyin yatağı toplarken yastığın altında kıvrılmış olarak bulur, süpürge ile köz tavasına alıp sazlığa götürüp bırakırdık. Kimseyi ısırıp zehirlemedikleri için korkmazdık. Hatta bazı cesaretli kişiler elinde gezdirir, koynuna sokardı.

O zamanlar şimdiki gibi mangal kültürü yoktu, bazen birkaç arkadaş çadırdan getirdikleri halı seccadeleri kavakların altına serer yün minderlere kurulur iskambil oynarlardı. Öğlen yemekleri çadırdan gelir, yemeklerini yerler, ya gramofonda plaklar çalınır, ya da içlerinden biri ud ,cümbüş veya keman çalar, onlarda demlenirlerdi. Bizde uzaktan oturur gramofon iğnesinin atıldığı yeri belemeye uğraşırdık. Onlar gidince ilk işimiz kullanılmış bir iki gramofon iğnesi ile bir iki de şişe bulunca keyfimize diyecek olmazdı. Bizim malzemeleri bulduğumuz yerde rakip çocuklar varsa iğne bulamasın diye etrafı iyice çiğneyerek bozardık. Bulduğumuz iğne ile şişeyi dibe yakın deler, içine su doldurur, arkadaşlarımızı kovalardık.

Çermikte o zamanlar iki tane havuz vardı, aşağıdaki küçük ve sıcak, yukarıdaki daha yüksek ve serindi. Bunlar sırası ile bir gün kadınlara bir gün erkeklere verilirdi. Havuzlar çadır sahiplerine ücretsizdi. Sadece iki sıralı banyo denilen kabinler vardı, buralar paralıydı. Sonraki yıllarda yeni yapılan havuzun daha ileride olan eski yeri, biraz çukur olduğu için çermiğin bütün atık suları buraya dökülürdü. Buranın kenarları sazlık ortası kamışlıktı. İçinde yaban ördekleri olurdu. Bütün bu pis sulara rağmen çermikte, kulak ve göz ağrısından başka bir hastalık işitmedik, duymadık.

Kadınlar arasında çermik komşuluğu çok kıymetli idi. Hatta burada ahret bacısı olan nineler vardı. Bazen de bazı insanları havuza atarlardı. Daha önce gelip yıkananlardan  bir iki kişi, kurulanmak üzere otururken samimi bir arkadaşı gelince bu işin gönüllüsü gençlere işaret eder birisi yeni gelenin elindeki bohçayı kapar ( bohça=içinde havlu ve peştamal olan bez) diğer iki kişi kollarından ve ayaklarından kavrayarak hop diye bağırır, millet havuzun içinde kenara çekilince de birkaç sefer sallayıp havuza atarlar, sonra gelip işareti verenden bahşişlerini alırlardı. Tanıdık birisi çadırına gidip ıslanan vatandaşın yedek giyeceklerini getirirlerdi. Giyecekte çoğu zaman don, mintan, pijama veya araplar gibi uzun entariden ibaretti. Büyükler havuzda peştembal (peştamal) ile, çocuklar ve delikanlılar ise tumanla (bezden yapılmış uzun don) yıkanırlardı. İlk birkaç gün kükürtten tumanlar sararıncaya kadar havuza girip çıkarken elimizi önümüze tutardık. Üç beş kişide terzide dikilmiş kenarı çoğu zaman kırmızı şeritli donlar olurdu. Bunlara biz paşa pantolonu derdik. Çünkü o zaman paşaların pantolonunun kenarlarında çocuk eli genişliğinde kırmızı şerit vardı. Askerlerin içtiği sigaranın kenarı da böyle kırmızı şeritli olduğu için ona da paşa pantolonu denirdi.

Daha sonraları belediye otobüsleri geldi, çermiğin havası değişti. Akşamları ve cumartesi Pazar günleri erkek nüfus bir hayli arttı. Öğlen yemeğinden sonra kavakların altında oturur, vakit geçirirdik. Kavak deyince, orda sadece bir tane alaca yapraklı dağ kavağı vardı, gerisi söğüttü. Kimden kalmış ise yanlış isimlendirme olmuş, büyüklerimizden öyle gördük kavaklara selvi (servi), söğütlere kavak ismi takılmıştı. Şimdiyi bilmem de Sivas´ta selvi yoktu.

Birgün emmimin 3-4 yaşlarındaki kızını bir komşu bize getirdi. Nenem ben buna nasıl bakarım dedi, iş başa düştü. Allahtan gızın saçı makineye vurulmuş olduğundan işim kolaylaştı. Beraber geziyor havuza beraber giriyorduk. Arkadaşlar soruyordu, bu kız mı erkek mi diye. Erkek diyorum, o zamanda niye kulakları delik, niye entari giyiyor diyorlardı. Bende kolayını buldum “emmimin oğulları yaşamıyor onun için bunu gız gibi giydiriyorlar” deyip geçiştirdim.

Her sene nisan ayı içerisinde Belediye çermiği ihaleye çıkarırdı, çermik  açık artırma ile o yaz için satılırdı. Nedense bu ihale her zaman aşağıda ismini vereceğim üç kişiden birinde kalırdı. Salepçilerin Osman, Emrahın Oğlu Kemal, Dayı Halit . Bu kişilerden başka hiç kimse bu ihaleye katılmazdı. O seneler çadır kirası aylık 2,5- 3 lira idi. Havuzlar günübirlik gelenler hariç çadırcılara parasız idi. Sadece banyo denilen küçük kabinler paralı idi. Onlarda kişi başı 15-20 kuruştu. Banyoya gitmek için kabin dolu ise duvarına havlu atılıp beklenir, içeridekiler çıkınca girilirdi. Oradaki görevlilerin çoğu zaman saatı yoktu, ama olurda içerdekiler fazla kalırsa elindeki sopa ile gelip kapıya tak tak vururdu. Son zamanlarda ise banyolarda suyun akıp geldiği delikten insanları gözetleyen röntgenciler peyda olmuştu. 1956 yılında çadır yeri parası aylık 5 liraya çıktı, bunu duyan kadınlar Belediye Başkanına “ocağın bata, gapın kilitlene İreyis, gücün bize mi yetti” diye beddua ettiler. Amma bedduaları ters tepmiş olacak ki, İreyis Kışla caddesinde ortağı Kuyumcu Enes ile apartman dikti, daha sonra caddenin adı da Rahmi Günay caddesi oldu. Çermiğe Sivastan ayrılmadan önce en son gittiğimde ihalesini, eski adını verdiğim üç işinin dışında 5-6 kişilik bir atelyeci grubu almıştı. Şimdilerde bu işler nasıl dönüyor bilmiyorum.

Sağlık ve Esenlikler Diliyorum

 

 

 

Anahtar Kelimeler: SİVASIN, ÇERMİKLERİ
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
BİR ÖĞRETMENİN ESERİ (17 Ağustos 2018 - Cuma)
BUNA DA ŞÜKÜR (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
KELEKLİK ETME ULAN! (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
RÜŞTÜ EMMİNİN VERDİĞİ DERS (12 Mart 2018 - Pazartesi)
ŞEHİRDE İMECE (28 Ocak 2018 - Pazar)
GARA GARA GUŞLARI (19 Aralık 2017 - Salı)
AL AT (24 Ekim 2017 - Salı)
Vah anam, vah! Günlerde nasıl gısalmış… (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
EVVEL ZAMAN İÇİNDE ÇOCUKLUĞUM (21 Nisan 2017 - Cuma)
ODUN PAZARI (01 Mart 2017 - Çarşamba)
SİVASIN ÜÇ GÜZELİ (29 Ocak 2017 - Pazar)
MONTEIGNE´nin Denemeleri Üzerine (08 Ocak 2017 - Pazar)
SİVAS´TA GIZ İSTEME (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
BİLMEM HALA SÖYLENİR Mİ? (09 Kasım 2016 - Çarşamba)
GARİPLER MEZARI (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
SÜREKÇİLER (21 Eylül 2016 - Çarşamba)
MONTEIGNE´nin Denemeleri Üzerine (24 Haziran 2016 - Cuma)
Zavallı Mundar (pis) Irmak‏ (26 Mayıs 2016 - Perşembe)
KÜRÜN ( HAMAM KURNASI ) GAPMA‏ (08 Mart 2016 - Salı)
Sivas´ın Parkları ve Paşa Fabrikası (02 Şubat 2016 - Salı)
DATLI SU (12 Ocak 2016 - Salı)
YANDAN ÇARKLI‏ (28 Aralık 2015 - Pazartesi)
CİCİ ANNENİN TALİBİ‏ (30 Kasım 2015 - Pazartesi)
SİVASIN DEĞİRMENLERİ (12 Kasım 2015 - Perşembe)
BACA PİLAVI (19 Ekim 2015 - Pazartesi)
Yün Çıbığı ( çubuğu) (10 Eylül 2015 - Perşembe)
FESHANE GÜNLERİ (22 Temmuz 2015 - Çarşamba)
MİSAFİRİN KISMETİ (04 Temmuz 2015 - Cumartesi)
SİVAS´IN CAMBAZLARI (29 Haziran 2015 - Pazartesi)
Paşam Uyanık Diye (27 Mayıs 2015 - Çarşamba)
EĞRİLCE (SİVAS DEYİŞİYLE ARİLCE) (05 Mayıs 2015 - Salı)
ERMENİ KOMŞULARIMIZ (21 Nisan 2015 - Salı)
GARLI DAĞLAR (17 Şubat 2015 - Salı)
Attarlar (Sivaslı deyişiyle Ettarlar) (26 Ocak 2015 - Pazartesi)
Bizim Gapgaçcılar (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Tel Helvası (18 Kasım 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Aşk bir güneşe benzer, aşık olmayan gönül bir katı taşa benzer.

Yunus Emre
YUSUF KAPLAN
YUSUF KAPLAN
Dikkat! Türkiye´nin sosyolojisi metamorfoz geçiriyor!
BERAT DEMİRCİ
BERAT DEMİRCİ
BUNLAR HEP BASİT MANTIK KURALLARIDIR
İbrahim KAHVECİ
İbrahim KAHVECİ
Sorun sadece döviz ve faiz olsa keşke
Prof. Mustafa Çağrıcı
Prof. Mustafa Çağrıcı
Ehl-i Sünnet tek tip midir?
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
Para görününce vicdan sıvışır
Mehmet Şevket EYGİ
Mehmet Şevket EYGİ
İslam´ın ölçütleri
İBRAHİM TENEKECİ
İBRAHİM TENEKECİ
Son günlerin dünyası
MUSTAFA KUTLU
MUSTAFA KUTLU
Âlet işler el övünür
Gülşah Akkaş Yaman
Gülşah Akkaş Yaman
Nasılsın dediklerinde
Selahattin Çerik
Selahattin Çerik
Şükürname!
İsmail Dursun
İsmail Dursun
Sivasspor´dan Beşiktaş´a Futbol Dersi
D. Mehmet Doğan
D. Mehmet Doğan
Yatay talimatlar, dikey uygulamalar!
Kemal Öztürk
Kemal Öztürk
Sessiz karşı devrim
Müjgan Üçer
Müjgan Üçer
SİVAS HALAYINA DURAN GENÇLER
Beşir Ayvazoğlu
Beşir Ayvazoğlu
TÜYAP Kitap Fuarı´na ve Selim İleri´ye dair
Yusuf Ziya Ünsal
Yusuf Ziya Ünsal
Avucunuzdaki Kelebek
Aydın Ünal
Aydın Ünal
Dikkat, PKK dönüşüyor
Ahmet ÖZDEMİR
Ahmet ÖZDEMİR
Ey ana toprağı, ey Anadolu
Muzaffer Gücer
Muzaffer Gücer
SİVASIN ÇERMİKLERİ
Ö. EMİR DOĞAN
Ö. EMİR DOĞAN
“YAZIN ÜÇ AY YATAN ÖĞRETMEN” HA!
Salih Tuna
Salih Tuna
Türk ekonomisi McKinsey´e mi emanet edildi?
Osman Nuri Kesici
Osman Nuri Kesici
25 Eylül Dünya Eczacılar günü...
Mahmut Erol Kılıç
Mahmut Erol Kılıç
Bilgilendirme notu
Muhsin Kaya
Muhsin Kaya
SİVAS´A SELAM YOLA DEVAM
Talha Gurbetçi
Talha Gurbetçi
OSMANLICAYA SAHİP ÇIKALIM
Yavuz Bülent Bakiler
Yavuz Bülent Bakiler
DÜŞMANIYIM ASALETİN KELİMELERDE BİLE”
Sami Akkuş
Sami Akkuş
DUA EDİN...
Ergün Diler
Ergün Diler
Kıbrıs planı
Gülşah YARLI
Gülşah YARLI
Sezona veda
Fikret ÜNSAL
Fikret ÜNSAL
DEDİKODUSU ÇIKARSA OLUR
Aziz Erdoğan
Aziz Erdoğan
ÇANAKKALE RUHU DÜNDEN DİRİDİR
Zübeyir Kamil Akkaya
Zübeyir Kamil Akkaya
Batı´ya Doğru - Taklit Bitti, Tahkik Başladı!
Salih Şahin
Salih Şahin
OSMANLI ARAPLARI NASIL SÖMÜRDÜ!
S. Emrah GÖKTAŞI
S. Emrah GÖKTAŞI
Sivil toplum
Osman Nuri KESİCİ
Osman Nuri KESİCİ