Sistemin sinir uçları
Tarih: 19.10.2016 10:14:00 / 300okunma / 0yorum
AKİF EMRE

 

İmparatorlukların tasfiyesi sonrası ortaya çıkan uluslararası sistemde Türkiye´nin durumu istisnaidir. Batılı imparatorluklar tasfiye edildiğinde jeopolitik ve jeostratejik hinterlandı yeni duruma adapte ederek, bir şekilde nüfuz alanlarını sürdürdüler. Britanya´nın, Fransa´nın imparatorluklarının tasfiyesi sömürgelerinden el etek çekmeleri anlamına gelmedi. Bir şekilde yeni formülasyonlarla (Common Wealth gibi) ekonomik ve siyasal bağımlılık ilişkisini sürdürmeye devam ettiler. Bunu mümkün kılan en önemli argümanlar da kültür ve dil ortak paydası idi.

Osmanlı´nın tasfiyesinde ise hafızası ve mirası ile tamamen tarihten silinmesi hedeflendi. Osmanlı´yı tasfiye eden emperyalist güçler mirasına konarak vassal ilişkilerini tesis ettiler. Zaten Osmanlı´yı tasfiyeye götüren de onun jeoekonomik ve jeostratejik mirası idi. Petrolün dünya ekonomisindeki stratejik önemi anlaşıldıktan sonra bu silahın Osmanlı´ya bırakılmaması gerekiyordu. Ve tasfiye sonrası bu ekonomik mirasa da sömürgeciler konacaktı.

Türkiye´nin doğuşu ile Osmanlı geçmişinin reddi hikayesinin böylesi stratejik bir arka planı var. Osmanlı´yı geri bir medeniyetin temsilcisi olduğu için reddettiğini ileri süren Cumhuriyet elitleri aslında sömürgecilerin konduğu maddi mirasın da hatırlanmamasına hizmet ettiklerinin farkında bile değillerdi belki.

Bugünlerde gündeme gelen Musul, Lozan gibi konular bu çerçevede dünya sisteminin sinir uçlarına dokunmak demektir. Sistemin sinir uçlarına dokunmanın maliyeti de o derece büyük olabilir.

Türkiye´nin herhangi bir ulus devlet olmayı içine sindirmesinin adıdır Lozan. Teorik olarak ulus devletin imparatorluk hayalleri kurması, bu yönde stratejiler belirlemesi bir çelişki. Diğer tarafta, tasfiyenin tümüyle tamamlanmadığı, tasfiyede yeni düzenlemeler yapılmak istendiği ve bu düzenlemede Türkiye´nin kendine düşen misyonu yerine getirmesi gerektiğini ima edenler de yok değil. Bu durumda iki farklı çelişki/soru ortaya çıktı. İlki, tasfiye edilmiş bir imparatorluğun varisi olmak tespitinden yola çıkan yaklaşım aynı zamanda ´sıfır sorun´ ile ´tarihi miras´ gerilimi arasında bir yol almaya çalıştı. Bu gerilimi aşabilmek için şu soruların cevaplanması gerekiyordu: Eğer herhangi bir ulus devlet değil de imparatorluk varisi ise henüz hesabı görülmemiş pek çok sorunu halletmesi gerekiyordu. Bu da reel gücü ile romantize ettiği geçmişi arasında senkronize bir stratejiyi gerekli kılıyordu. Real politik anlamda bu yaklaşım neo ittihatçılığı çağrıştıran anakronizmi ortaya çıkaracaktı.

Zira tasfiye edilmiş imparatorluğun mirası milletlerarası sorunlarını masaya getirmek tasfiyenin bakiyesi olan sahadaki yapay unsurlar ve onların sömürgeci patronları ile hesaplaşmayı gerektirecekti ki bu da pratik gücünü ve siyasal anlamda ulus devlet modelini aşan bir durumdu.

İkinci soru mevcut ulus devlet yapısı, anlayışı ve meşruiyet sınırları dahilinde imparatorluk siyasetinin ne kadar mümkün olacağı, bunun argümanlarının ne olacağı sorusudur. Tarihi bağlar, devralınan tarihi miras tek başına böylesi bir siyasal, kültürel dizaynı gerçekleştirmeye elverecek mi?

Türkiye İslamcıları açısından asıl açmaz ise, İttihatçılıkla İslamcılık arasındaki ayrışmayı belirleyen çizgi yani olayın İslami çözümü ve fıkhi boyutudur. Muhtemelen de Ortadoğu yeniden tanzim edilirken, özellikle Arap Baharı sonrası gelişmelerde Türkiye´yi heveslendiren tutum ve yönelimlerde hemen hemen hiç gündeme getirilmeyen fıkhi boyutunun, İslami temellerinin ne olacağı sorusudur.

Ulus devletin sadece ulusal sınırlar, hinterlandı ile ilişkileri ve ulus kimlik siyaseti ile sınırlı olmayıp, uluslararası ilişkileri de sekülerize eden özelliğinin olduğu bu süreçte görmezlikten gelindi. İmparatorluğun mirasına sahip çıkmak, tarihi sorumlulukları yerine getirmek argümanı ile başlayan ki bunların önemli kısmı yeni dönemde Türkiye´yi müdahil olmaya zorlayan gelişme ve realiteler de olsa, gerekçelendirmenin İslami zeminin tartışılmamış olmasıdır. Üstelik bu yaklaşımın kamuoyunda yaygın olarak İslamcılık ve ümmet bilinci ile karıştırılmış olması heveslenilen rolün İslamcılık perspektifinden ele alınmayı, sorgulamayı iptal etmiyor

Soğuk Savaş dönemine kadar bu tür sorularla yüzleşmemeyi, üzerine sünger çekmeyi tercih ederek dünya sistemiyle uyum siyaset izleyen Türkiye´nin Ortadoğu´nun yeniden dizayn edildiği ortamda sadece tarihle değil ideolojik ezberlerle de yüzleşmesi gerekecek.

Anahtar Kelimeler: Sistemin, sinir, uçları
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İran toplumunun gelecek tahayyülatı (23 Mayıs 2017 - Salı)
PAPA ve Avrupa´nın yön duygusu (19 Mayıs 2017 - Cuma)
Özgürleştirici efendi modeli (14 Mayıs 2017 - Pazar)
Hindistan´ın dökülen makyajı: Keşmir (04 Mayıs 2017 - Perşembe)
Erguvanlar da yanar (02 Mayıs 2017 - Salı)
Kapitalizmin iğvasına kapılmak (29 Nisan 2017 - Cumartesi)
Ne söylediği önemli (24 Nisan 2017 - Pazartesi)
Bir ‘dil´in açtığı hasar (19 Nisan 2017 - Çarşamba)
Kimyası bozulan insanlık (07 Nisan 2017 - Cuma)
Reklamın sahte gerçekleri (05 Nisan 2017 - Çarşamba)
Batı ile hesaplaşma zamanı mı? (30 Mart 2017 - Perşembe)
Piramitlerin gölgesi (25 Mart 2017 - Cumartesi)
Bir fotoğraf karesinden taşanlar (24 Şubat 2017 - Cuma)
Değişen nedir? (21 Şubat 2017 - Salı)
Seküler çağın sonu (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
Sonlu teorilerin sonu (06 Şubat 2017 - Pazartesi)
Şehirlerin ahlakı (03 Şubat 2017 - Cuma)
Ayartıcı aydın hazzı (01 Şubat 2017 - Çarşamba)
Bir radikal portresi (29 Ocak 2017 - Pazar)
Boğaz´dan çıkan Arap Baharı (20 Ocak 2017 - Cuma)
Sistem, avansı geri istiyor (13 Ocak 2017 - Cuma)
Komplo ve umut (02 Ocak 2017 - Pazartesi)
Amerika neden veto etmedi? (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Parantezi kim, nasıl kapatacak? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
Halep öfke hattı (17 Aralık 2016 - Cumartesi)
En son ne zaman? (04 Aralık 2016 - Pazar)
Yerlilerin işgali (29 Kasım 2016 - Salı)
Amerika´nın dünyaya çevrilen objektifi (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Geleneksel sanat mümkün mü? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
Mahallenin gençlik sınavı (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
Lozan´ın sesi Bağdat´tan gelir (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Filistinlilere -‘apartheid rejimi´ (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
‘Alman vekiller´ kimi temsil ediyor (11 Haziran 2016 - Cumartesi)
Şam ve Ankara´yı yaklaştıran korku (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
Mermerde iz bırakan adam (31 Mayıs 2016 - Salı)
İslamcılık yerel mi, yerli mi? (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
Muhafazakar Makyevelizm (24 Mayıs 2016 - Salı)
Dağa çarpan hakikat gönüllüsü (17 Mayıs 2016 - Salı)
Nil´de zikir çağıltısı (25 Ağustos 2015 - Salı)
“Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez” (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Tarih, geçmiş, Ermeni meselesi (21 Nisan 2015 - Salı)
Bir siyasal metafor olarak Lozan (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Yerli olmadan çözüm hayal (27 Mart 2015 - Cuma)
Amerika’nın Netanyahu ile imtihanı (24 Mart 2015 - Salı)
HDP’nin sol ve etnik bagajı (08 Mart 2015 - Pazar)
Bir Özbek masalı (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
Tarihçinin anıları nasıl okunmalı? (10 Şubat 2015 - Salı)
Bir kral öldü diyeler (06 Şubat 2015 - Cuma)
Hak etmek pay kapmak değildir (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Kanın ideolojik debisi (03 Şubat 2015 - Salı)
İhvan şiddet sarmalına girerse... (02 Şubat 2015 - Pazartesi)
İstiklal Mahkemeleri efsanesi (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Avrupa’da Müslümanlar ve sol (29 Ocak 2015 - Perşembe)
Gırnata’da ilk ezan (23 Ocak 2015 - Cuma)
Din ve seküler merhamet (20 Ocak 2015 - Salı)
Öfke derin, fikir vasat (16 Ocak 2015 - Cuma)
‘Fransız kalma’nın dayanılmaz korkusu (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Süreç ve şiddet sarmalı (01 Ocak 2015 - Perşembe)
İki farklı muhalif olma hali (30 Aralık 2014 - Salı)
Ortadoğu`ya “dahil olan” Avrupa (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Noel’in adını koymak (24 Aralık 2014 - Çarşamba)
Rus ‘gazı’na gelmeyelim (20 Aralık 2014 - Cumartesi)
Bölgeye müdahil olmadan dahil edilmek (16 Aralık 2014 - Salı)
Osmanlıca yahut hafıza söküm (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
Alevilik kimin sorunu? (05 Aralık 2014 - Cuma)
Eklemlenmek çürütür (01 Aralık 2014 - Pazartesi)
Havra ve siyasal şizofreni (28 Kasım 2014 - Cuma)
Devlet STK’sı (24 Kasım 2014 - Pazartesi)
Amerika’yı keşfetmenin bedeli (18 Kasım 2014 - Salı)
Müslüman tarihi mi, İslam tarihi mi? (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Türkiye`yi Tunus` parantezine almak (11 Kasım 2014 - Salı)
Kazanan değil kaybeden önemli (10 Kasım 2014 - Pazartesi)
ABD`nin yeni Pearl Harbor`u? (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Değerlerin ikonlaşması (04 Kasım 2014 - Salı)
Ümmet fikri öldü mü? (31 Ekim 2014 - Cuma)
Kobani`den Stalingrad çıkarmak (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (25 Ekim 2014 - Cumartesi)
Bana doğru soruyu sor (24 Ekim 2014 - Cuma)
Ertelenmiş eleştiri öldürür ! (17 Ekim 2014 - Cuma)
Süreç ve iki farklı kırılma alanı (16 Ekim 2014 - Perşembe)
`Ben demiştim` demeden (12 Ekim 2014 - Pazar)
Varoluş hükmünü savunuyorum (09 Ekim 2014 - Perşembe)
`Biden sistemi`nin gücü ve zaafı? (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Kredi kartı kadar itibar (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Baas gerçekleştiremedi ama... (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Neo-oryantalizme IŞİD takviyesi (16 Eylül 2014 - Salı)
Bush`un ve Obama`nın 11 Eylül`ü (12 Eylül 2014 - Cuma)
İŞİD’in sosyolojisi (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Euro İslam (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
NATO`nun temel çelişkisi (09 Eylül 2014 - Salı)
Modern kutsallık (05 Eylül 2014 - Cuma)
Almanlar Balkanlara el atıyor! (02 Eylül 2014 - Salı)
Eskiden de böyle miydi? (01 Eylül 2014 - Pazartesi)
Söylemin sosyal maliyeti (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Devletin Müslümanlıkla imtihanı (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Şehir üstüne güzellemeler (26 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Cahillerle girdiğim her tartışmayı kaybetmişimdir.

İMAM-I AZAM (R.A)