Yusuf Ziya Cömert


Senin bedenin senin bedenin de...

Senin bedenin senin bedenin de...


Devlet bana bir şey söylese de yapsam diye gözünü dört açıp bekleyen vatandaşlar tabii ki var memleketimizde.

(Eskişehir’deki Ömür Usta aklıma geldi şimdi. ‘Devlet atsın topunu alsın orucunu’ derdi rahmetli.)

Herkes o kadar ‘itaatkar’ olmayabilir.

Tabii devletin vatandaşını ‘zorlama’ kapasitesi vatandaşına müeyyide uygulama kuvveti var.

(Hakkı var demiyorum. Hakkı bazen var, bazen yok. Ama kuvveti var.)

O kuvvetle ikide bir karşılaşmamak için uyumlu davranabilirsin.

Çok ‘ilkesel’ bir uyuşmazlık söz konusu olursa bedelini göze alır kendi çizgini tercih edersin.

Böyle düşünmeme rağmen, devlet ‘sosyal mesafeyi koru’ dediği zaman korumaya, ‘maske tak’ dediği zaman takmaya gayret ettim.

Bu bir itaatkarlık hali midir?

Hayır, tam olarak öyle sayılmaz.

Etrafıma baktım.

Hastalananları gördüm. Vefat edenleri gördüm. Aralarında dostlarım da vardı.

Doktorların söylediklerini dinledim.

Covid hakkında dünyada tedavül eden bilgilere muttali olmaya çalıştım.

Komplo teorisyenlerinin söylediklerini de dikkate aldım.

Birileri Covid 19 hastalığını laboratuvarda üretmiş olabilir miydi?

Olabilirdi.

Fakat bu benim için fazla bir anlam ifade etmiyordu. Ha laboratuvarda üretilmiş ha kendi kendine türemiş.

Sonuçta insana bulaşıyor. Eğer bağışıklık sistemin yeteri kadar güçlü değilse seni yatağa düşürebiliyor.

Hatta ölümüne sebep olabiliyor.

Bizi ‘dijital’ hayata intibak ettirmek için mi çıkardılar bu hastalığı?

Mümkün.

Ama belli ki insanlar birbirleriyle fazla haşır neşir olunca daha hızlı bulaşıyor.

Çiçek hastalığı da, verem de, zatürree de öyleydi. Üstelik bu virüsün bulaşma kabiliyeti daha yüksek.

Bunun için okula gitmek yerine dersleri ‘online’ yapmak tedbire uygunsa veya yaptığın işi online yapmak faydalıysa yaparsın.

Böyle yapmak komplo teorisyenlerini teyit ediyorsa etsin.

Ya da dünyaya aşı satmak için çıkardılar.

Tamam. Ne yapalım. Satsınlar aşılarını.

Aşı olunca hastalığı daha hafif atlatacaksam, olurum aşıyı.

Dijital alemde de yapıyorlar böyle şeyler.

Aynı sektör bilgisayar da üretiyor virüs de.

Sonra da virüs koruma programı üretiyor.

Komploysa komplo, kullanıyorsun virüs koruma programını. Bilgisayarını çöpe atmıyorsun.

Sonuçta, zihnimin içinde cereyan eden Covid tartışmasında bütün görüşlere hakkını verdim ve maskeye, mesafeye riayet etmekte karar kıldım.

Yine de virüs bana bulaştı.

Virüs bana bulaşınca evden çıkmadım.

Virüsün laboratuvarda üretildiğinden emin olsaydım da çıkmazdım. Başkalarının sağlığını tehlikeye atmaya hakkım yoktu.

Arkadaşlarım beni davet ettiğinde Covid’imin pozitif olduğunu söyledim ve gitmedim.

Karantina sırasında devletin bana gönderdiği 8+8 hapı bile talimatlara uygun bir şekilde yuttum.

Hastalığı evde ayakta geçirdim. Evin içinde her gün 7-8 bin adım yürümeye devam ettim.

Daha sonra aşılarımı da oldum.

Ayıp mı ettim şimdi?

‘Aşı karşıtları’nın fikirlerine saygısızlık mı ettim?

Geçen Pazar ‘aşı karşıtları’ miting yaptılar.

Mitingin adı ‘Büyük Uyanış.’

“Bu savaşı da Türk milleti kazanacak.”

“Benim bedenim, benim kararım.”

“Salgın değil biyolojik savaş, yalana teslim olma.”

Büyük laflar.

Herkesin aynı fikirde olması gerekmiyor.

Öyle uyanmak istiyorlarsa uyansınlar.

İnsanların fikirlerini ilan etmek için miting yapmaları, yürümeleri güzeldir.

Güzeldir de...

Salgın yüzünden bir çok toplantıya mani oldu vilayet.

Bu mitingde sakınca görmedi. Demek ki ‘lebaleb’ kongrelerdeki hukuku uyguladı.

Partizan virüs tüzüğü.

Ya da “Bu arkadaşlar aşı karşıtı bunlara bir şey olmaz” dedi Vali Bey.

Diyelim benim Covid’im dahil bütün Covid’ler komplo teorisinin bir parçası. Ölenler de konu mankeni!

Hepsi yalansa bile hastalığa yakalanmaktan endişe edenlerin endişesi gerçek.

Korkuysa, korkusu gerçek.

O korku saygıdeğerdir.

Senin bedenin senin bedenin, anladık da...

Bedenindeki hastalığı başkasına bulaştırma yetkisini nasıl kendinde görüyorsun?

 Karar Gazetesi 15 Eylül 2021 tarihli yazısının iktibasıdır.



YAZARLAR