Ömer KIZILÖZ


SEN NE KADARSIN

SEN NE KADARSIN



Ünlü bir düşünür, “İnsan hür doğar, oysa her yerde zincire vu-rulmuştur.” der.
Hadi bunu somut bir şekilde düşünelim, ayaklarımıza zincirler takılmış ve bizden gündelik hayatı yaşamamız, gündelik işlerimizi yap- mamız isteniyor, bu şekilde nasıl yaşayabilir, nasıl düşünür ve kendimizi
nasıl özgür hissedebiliriz.

İşin gerçeği; zihinlerimize, duygularımıza vurulmuş ve vurulmak istenen o kadar çok pranga var ki.

Toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmiş yersiz korkular ve endişeler adeta bir kartopu yumağı gibi önüne yeni kurbanlar alarak büyüyor ve bu durum daha da genel bir hal almakta.

Sanki dünyaya geliş sebebimiz belli; bir çocukluk yaşa, evlen, çocukların olsun, evin araban olsun. Biraz gez, dolaş, eğlen, emekli ol, bunlar sana kâfi algısı; şu an bu düşünceler hepimizin zihinlerinde bir
virüs gibi yer almakta. Hayatı bir ekmek davası meselesine çevirip, ekmek aslanın ağzındaydı, şimdi kuyruğunda gibi sözler sarf edildiğinde, bizler yüce gaye ve hedefler edinmekten beri kalıyor ve adeta iradesizleşiyoruz.

İradesizleşen insan kendisini geliştirebilir mi? Oysaki dünyaya halife olarak gönderilen bizler, Allah’ın bizlere vermiş olduğu irade yetisi ile kendimizi, çevremizi ve toplumudeğiştirebilme,dönüştürebilme ve yüceltebilme gücüne sahibiz.

İşte Tolga Murat Balıkçı… Onun hayat hikâyesini öğrenince çok etkilenmiştim. 17 yaşında tek bacağını kaybetmiş, azimli bir şekilde hedeflerine kilitlenerek vücut geliştirmede Avrupa, Dünya ve Kâinat
şampiyonu olmuş.Kendisiyle yapılan bir röportajda; kaza geçirmeden önce bordo
bereli bir asker olmak istediğini, kazadan sonra ilk değişen şeyin hayata karşı planları olduğunu, bacağını kaybettiğinde gözünden bir damla dahi yaş gelmediğini belirtiyor ve hatta kaza sonrası ailesinden de hastane odasına ağlayarak girmemelerini istemiş.

Kendisini motive eden ve belki de kapasitesini en üst seviyelere çıkarmasına sebep olan “Ben gidene üzülmeyeceğim, var olanı geliştireceğim.” sözü beni çok etkilemiştir. Yapılan röportajda devamla; kendi kendisine sürekli “Evet ben dünyada zirveye oturacağım herkes beni konuşacak engelliler ve vücut geliştirmede ilk akla gelen ben olmalıyım.“ telkinleriyle haftada 5 gün 2,5 saat, yarışma dönemlerinde ise haftada 7 gün 8’er saat çalıştığını anlatıyor.

Var olanla nasıl daha farklı şeyler ortaya konabileceğini gösteren, Avrupa Şampiyonası’nda altın madalya kazanarak Avrupa şampiyonu olan, yüzmeye akvaryumdaki balıkları izlerken karar ver-
diğini söyleyen Sümeyye Boyacı’nın hayatı da bizlere adeta bir ders niteliğinde.
Kendisi iki kolu olmadan dünyaya gelmiş, 4,5 yaşındayken aya- ğı ile resim yapmaya, 10 yaşına geldiğinde ise yapmış olduğu resimleri yurtdışında satılmaya başlanmış. Ebru sanatında da göstermiş olduğu
çabaların neticesini almış ve 11 yaşında bir Ebru sergisi açmış.

İnsanın kapasitesinin (Kabullendiğimiz kapasite, aslında sınırlarının tam olarak ne kadar olduğunu bilmiyoruz) inançla, gayretle ve çalışmayla var olandan çok daha fazla seviyelere çıkabileceğine dair bu örnekler dışında, yine zorda kalma ve çare arama şeklinde ortaya çıkan, Çanakkale Savaşı’nda; bir rivayete göre 276 kilogram top mermisini sırtına alarak namluya süren, İngiliz zırhlısını vurarak savaşın seyrini değiştiren Seyit Onbaşı ile Kıbrıs Barış Harekatı’nda Türk Ordusunun
tankını Beşparmak Dağları’nın zirvesine çıkaran Abdulkadir Kurt’un hikayeleri birer efsane değil, insanların kapasite sınırlarının çok çok üzerine çıkabileceğini gösterir gerçek kanıtlardır.

İnsan; eğitmenin ve eğitilebilmenin zirvelerini kendisinde ve etrafında gösterebilecek donanımda yaratılmış bir varlık.
Bilelim;
Neyi?
Şu anda sergilemiş olduğumuz ruhsal, fiziksel, zihinsel ve duygusal durumlarımızı en olumlu, en pozitif seviyelere çıkarabileceğimizi, bize verilenlerle yetinmek zorunda olmadığımızı,
Sosyal çevremizin kendi korku ve endişeleriyle bizi etkileyebileceğini, dolayısıyla kendimizi bloke etmemize neden olabileceğini bilelim.
Bunları bilelim, ancak en önemlisi insanın isterse azmi, cesareti ve kararlılığıyla kendisini değiştirebileceğini
dönüştürebileceğini, bilelim.

Selamlar, hürmetler.



YAZARLAR