Şehir, kent ve ‘kent kültürü´
Tarih: 1.8.2017 13:00:15 / 437okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

İcadiye´deki ofisimin karşısında küçük bir park var. Belediye, çocukların eğlenmeleri için kendi etrafında dönen bir âlet, bir masa ve kediler için evcikler koymuş. Kedici hanımlar bu parkta onlarca kediyi özenle besliyor, bazı hanımlar da çocukları eğlenirken masaya oturup sohbet ederek hoşça vakit geçiriyorlar. Geceleri daha çok gençler tarafından kullanılan bu masanın hemen yanında büyücek bir çöp kutusu var.
Dün bu yazıyı yazmak için masamın başına geçtiğimde öfkeli bir ses duydum. Bizim küçük parkı temizleyen temizlik işçisi bir komşumuzu durdurmuş, şikâyette bulunuyordu: “Adamlar yediklerinin artıklarını yanı başlarındaki çöp kutusuna değil, yerlere atıyorlar! Böyle de olmaz ki! Belediye bu çöp kutusunu buraya süs olsun diye mi koydu?”
***
Adamcağız haklıydı! Gençler geç vakitlere kadar bir şeyler yiyip içerek yüksek sesle konuşuyor, kahkahalar atıyor, müzik dinliyorlar. Gençtirler, grup psikolojisidir diyerek hoşgörüyle karşılıyoruz. Ama çitledikleri çekirdeklerin, yedikleri meyvelerin kabuklarını, kola kutularını, cips ambalajlarını vb. burunlarının dibindeki çöp sepetine değil de, yerlere atmaları nasıl izah edilebilir?
Sadece gençler mi? Yollara uluorta tükürüp sümkürenlerle, otobüslerde, minibüslerde, tramvay ve metroda doğru dürüst yıkanmadıkları için teke gibi kokanlarla, hareket halindeki lüks arabalarından otoyola sigara izmaritleri, kola kutuları, kullanılmış peçeteler atan paralı “maganda”larla o kadar sık karşılaşıyoruz ki… Çarşıya çıkın, işyerlerinin önlerinde sigara içip izmaritleri, kağıt parçalarını, çöpleri mazgallara atan adamlar göreceksiniz. Yağmur yağdığında çöp kutusu gibi kullandıkları mazgallar tıkandığı için dükkanlarını su basarsa ilk şikayetçi olacak olanlar da onlardır.
Eğitimsizlikten söz etsem doğru bir tespitte bulunmuş olur muyum, bilmiyorum. Bu hoyratlıkları yapanların en eğitimsizi ilkokul mezunudur. Ayrıca sokağa çöp atmamak için sıralı tahsilden geçmiş olmak da gerekmez. Biraz görgü, biraz akıl, biraz iz´an yeter de artar bile.
***
Şehirleri kurarken, onlara kendi ruhumuzu üfleriz. Hacı Bayram Veli bu gerçeği eşsiz bir belagatle hülasa etmiştir: “Nâgehan ol şâra vardım ol şârı yapılır gördüm - Ben dahi bile yapıldım taş ü toprak âresinde”.
Bu ne demektir? Nasıl inanıyor, dünyayı nasıl kavrıyor, hayata nasıl bakıyorsak, yaşayacağımız şehre de öyle şekil ve düzen verir, daha da önemlisi, şehrimizi kurarken kendimizi de yeniden inşa eder, bir yaşama iklimi yaratırız. Bu, bizden sonraki nesillerin de hayatını kuşatacak, onların hamurunu kendi teknesinde yoğurup şekillendirecek bir iklim, bir çerçevedir. Şehir ahlâktır, terbiyedir, estetiktir, düzendir; dolayısıyla şehirde yaşamanın şartları vardır. İnsan, bu şartları benimseyip kurallara uyduğu zaman “şehirli” olur.
Kısacası şehir, medeniyettir.
***
Evet, şehir medeniyettir. Gerçek bir şehir asırlar içinde oluşur, dolayısıyla tarihi ve kültürü vardır, bu tarihin somut göstergeleri olan abideleri vardır. Gerçek şehirli, yaşadığı şehrin tarihini bilen, abidelerini tanıyan, efsanelerine aşina olandır.
Bir şehri sevip korumak için onun bir parçası, daha açık bir ifadeyle, ruhen yerlisi olmak gerekir. İçinde yaşadıkları şehri tanımayanlar, kendilerini onun bir parçası gibi hissetmeyenler sevmezler o şehri. O yüzden gerektiği zaman koruyup sahip çıkmazlar. İnsan kesilen bir ağaçla kesilmiyor, yakılan bir konakla yanmıyor, birilerinin gökdelenler dikerek kapattıkları ufuklar ruhunu kararmıyorsa şehirli değildir.
***
“Kent” kelimesinde medeniyetin derinliğini hiç hissetmedim. Bu kelime telaffuz edilince gözümde canlanan Ataköy, Ataşehir, Batıkent vb. gibi beton yığınlarıdır. Şehirde yaşayan, ama şehirli olamayanlara “kentli” denilmesini teklif ediyorum. Şehir kelimesini atarsanız, Ahmet Hamdi Tanpınar´ın Beş Şehir´ini, Yahya Kemal´in “Hayal Şehir”ini, Yunus Emre´nin “Kasdım budur şehre varam feryad ü figan koparam” mısraını ve daha neleri neleri çöpe atmış olursunuz.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ismindeki “şehir” kelimesini yok sayarak, bir zamanlar İstanbullu, dolayısıyla şehirli olma şuurunu geliştirmek için “Kentim İstanbul” isimli bir projeyi hayata geçirmişti. Hayatımızda ne çok çelişki var! İstanbul öyle bir şehirdir ki, eskiler “Şehrî” kelimesini İstanbullu anlamında kullanırlardı.
“Kentim İstanbul” projesi çerçevesinde, çok iyi hatırlıyorum, aralarında Ümit Meriç hocamızın da bulunduğu bir ekip tarafından bir “Kentli Yaşam Kılavuzu” hazırlanmıştı. İsminden hiç hoşlanmadığım bu kılavuza göre, İstanbullu olmanın “34 Altın Anahtar”ı vardı. İlk beş anahtar: 1. İstanbul´u öğrenmeliyiz, 2. İstanbul´u gezmeliyiz, 3. İstanbul´un mazisine sahip çıkmalıyız, 4. İstanbul´un tabiat güzelliklerini korumalıyız, 5. İstanbul´un güzelliklerini fark etmeliyiz.
İstanbul´da yaşayanların büyük bir çoğunluğunun nasıl bir şehirde yaşadıklarının farkında olmadıkları tesbitinden doğan bu “anahtar”lar, sadece İstanbul için değil, bütün şehirler için geçerlidir. Çünkü hepsinde “yerli”ler azınlığa düşmüş durumdadır. Zaten “Selamı yaygınlaştırmalıyız”, “Her fırsatta teşekkür etmeliyiz”, “Özür dilemekten kaçınmamalıyız”, “komşumuzun huzurunu kaçırmamalıyız”, “kentin mobilyalarına sahip çıkmalıyız”, “kentin doğasına zarar vermemeliyiz” gibi diğer “altın anahtar”larda İstanbulluluktan öte, şehirli olmanın asgari şartları belirlenmişti.
Halkımıza böyle öğütlerde bulunma mecburiyetini hissetmiş olmak doğrusu çok üzücüdür.
***
Bu yazıyı niçin yazdığıma gelince… Sonunda şehirlilik şuuruna ve temel eğitim seviyesinde çocukların “öncelikle kendi yaşadıkları mekânlardan başlayarak bir mahalle, şehir, ülke ve dünya bilincine” sahip olmaları gerektiğine kanaat getiren Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretim kurumlarında “Kent Kültürü” dersinin konulmasına karar verdi. Yeni öğretim yılından itibaren haftalık ders çizelgelerinde, ortaokul 5, 6, 7 veya 8. sınıflarda bir defa okutulmak üzere haftada iki saat “Kent Kültürü” dersi konulmuş bulunuyor. Ancak anladığım kadarıyla bu ders Türkiye çapında okutulacak tek bir ders kitabına bağlanmayacak; seksen bir ilde, o ilin tarihine, kültürel değerlerine odaklanılacak. Bu amaçla düzenlenen çalıştayın yarın İstanbul´da başlayacağını ve üç gün süreceğini aziz okuyucularıma duyurmak isterim.
Hayırlı olur inşallah.

Anahtar Kelimeler: Şehir, kent, kent, kültürü
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
İmanın efdali: nerede olursan ol, Allah?ın (CC) seninle olduğunu bilmendir.

Hz. Muhammed