Beşir Ayvazoğlu


‘Sefiller’i yeniden okurken

‘Sefiller’i yeniden okurken


‘Sefiller’i yeniden okurkenİKİ hafta önceki yazımda, çocukluğumda okuduğum popüler tarih romanlarından kısaca söz etmiş, söz konusu yazıyı Erol Üyepazarcı üstadın popüler romanlar ve romancılarla ilgili kitabı vesilesiyle yazdığım için bir ara MichelZevaco’nun tadına doyulmaz romanlarının tiryakisi olduğumu söyleme ihtiyacı hissetmemiştim. Öylesine tiryakiydim ki, Baron Haussmann öncesi Paris’in sokaklarında hayalen gezebiliyordum. Ama Victor Hugo’nun Sefiller’ini okuyunca Zevaco gözümden düştü. Okuduğum Sefiller tercümesinin suyunun suyu olduğunu çok sonraları öğrenecektim. Şu sıralarda Birsel Uzma tarafından yapılan eksiksiz tercümeyi (Oğlak Yayınları) vakit buldukça tadını çıkara çıkara okuyorum. İki cilt, 1746 sayfa... İş Bankası Kültür Yayınları da Volkan Yalçıntoklu’nun tam tercümesini yayımlamış.

***

Geçenlerde rahmetli dostum Halil Açıkgöz’ün Cemil Meriç İle Sohbetler’ini yeniden gözden geçirirken Sefiller’i okumak için Fransızca öğrendiğine dair yazdıkları dikkatimi çekti. Hugo’nun eserlerinin otuz bin sayfa tuttuğunu, Fransızcayı çok iyi bilen birinin bu külliyatı bir yılda ancak okuyabileceğini, anlayabilmek için tarih coğrafya, edebiyat ve felsefe bilmek gerektiğini söyledikten sonra bir şiirinin (“Asırların Efsanesi”) tercümesi için altı ay, Hernanitercümesi için tam iki buçuk yıl çalıştığını söylüyordu.

Kütüphanemde, Cemil Meriç’in dilimize manzum olarak çevirdiği, Millî Eğitim Bakanlığı Fransız Klasikleri dizisinde 1956 yılında yayımlanan Hernani’ninUbeyt Ülgen adında birine imzaladığı bir nüshası var. Yıllar önce bir sahaftan satın alıp okumuştum. Başarılı manzum tercüme deyince akıllara hemen Sabri Esat Siyavuşgil’in çevirdiği Cyrano de Bergerac gelir, ama Cemil Meriç’in Hernani’si de harikadır.

Her neyse, Cemil Meriç meğerse Hernani’den sonra Sefiller’i de tercüme etmek istemiş ve Millî Eğitim Bakanlığı’na teklif etmiş. Diyor ki:

“Sefiller’in bende dört ayrı baskısı var, ikisi şerhli, notludur. Ciddi olarak tedkik etmek lazım. ‘Paris’in karnı’ diye bir tabir geçer. Argo tabirler var, namütenahi. Ansiklopedi gibi. Altmış yaşında yazmıştır. Hâlâ tam olarak anlayan yoktur. Ben bile anlayabildiğimi zannetmiyorum. Sefiller’i üç dilde okuduğum halde. Vekalet sonunda razı oldu Sefiller’in tercümesine. Giriş’te dört satır var. Bir hafta uğraştım, Türkçe veremedim. Ve yazdım, ‘Yapamayacağım tercümeyi’ dedim.” 

***

BİZİMKİLER Victor Hugo’yla Sefiller’in yayımlandığı 1862 yılında ilgilenmeyle başlamışlar. Prof. Dr. Zeynep Kerman hocamızın doktora tezi, 1862-1910 yılları arasında Hugo’dan yapılmış tercümelere dairdir. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi tarafından 1978 yılında yayımlanmış. Bu önemli kitapta anlatıldığına göre, Türk okuyucuları Hugo’yu Sefiller’in yayımlanıp dokuz dile birden çevrilmesi dolayısıyla tanımışlardır. Aynı yıl bu romanın geniş bir özeti Ruznâme-i Cerîde-i Havâdis’te “Mağdûrîn Hikâyesi” adıyla tefrika edilir.

Sefiller, Yusuf Kâmil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Teklemek sayılmazsa, Türk okuyucusunun tanıyıp okuduğu ilk Batı romanıdır. On yıl kadar sonra da Beşir Fu ad tarafından Hugo hakkında kapsamlı bir araştırma yazılacak ve basında yankılar uyandıracaktır.

***

HUGO’nun şiirleri de büyük bir ilgiyle okunmuş, manzum ve mensur birçok tercüme yapılmıştı. En önemli şiirlerinden biri olan “Asırların Efsanesi”nin eskilerce tercüme edilip edilmediği bilmiyorum. Cemil Meriç, bu kitaba ismini veren şiiri manzum olarak tercüme etmiştir ki, hakikaten etkileyicidir. Halil Açıkgöz’ün sohbetlerinden birinde, “Türkiye’de ‘Asırların Efsanesi’ni okuyup anlayacak adam çok azdır. Çok dikkatle okusaydı, belki Tanpınar anlardı. Korkunç bir şey bu,” diyor.

Cemil Meriç’in ilgi çekici görüşleri var: Rıza Tevfik’in Abdülhak Hâmid hakkındaki kalın kitabında sadece Hâmid yoktur. Üstada göre, Feylosof, Hâmid’deki Hugo tesiri konusunda fazla ısrar etse de bu büyük şairden asıl etkilenen şairler Fikret ve MehmedÂkif’ti.

***

SONRA Yahya Kemal’in Hugo hakkında ne düşündüğüne dair bir şeyler yazdığımı hatırladım ve yıllar önce kaleme aldığım Yahya Kemal Ansiklopedisi’deki Victor Hugo maddesine baktım. Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hatıralarımisimli eserinde, Hugo’nun kaba saba taraflarını aştıktan sonra onun asıl şiiri olan Asırların Efsanesi’nde uzun süre kaldığından söz etmiş. Bu kitaptaki “Sedir Ağacı” şiirine özel bir ilgi duyan Yahya Kemal, bu şiirin “Nouveauxvenus, laissez la naturetranquille” şeklindeki son mısraını, Vehbi Eralp’ın ifadesiyle, “ağzına yuvarlak bir şekil verip sesini yükselterek” sık sık tekrarlarmış.


Yahya Kemal’in babasına gönderdiği bir kartpostalda Victor Hugo

“Le Cèdre” (Sedir Ağacı) şiirinde anlatılanlar kısaca şöyle özetlenebilir:


Cemil Meriç’in Hernani tercümesinin kapağı

Hz. Ömer, uzun asâsıyla Cidde yakınlarında, Kızıldeniz kıyılarında dolaşıyordu. Oradan Pathmos adasında, çıplak bir tepenin eteğindeki kumlarda, kızgın güneş altında uyuyan Havari Yuhanna’yı gördü ve oradaki bir sedir ağacına parmağıyla dokunarak “Haydi, Adalar Denizi’ndeki Pathmos’da uyuyan Yuhanna’yı gölgele!” dedi.


Zeynep Kerman’ın 
doktora tezi

Ağaç köklerini ve gövdesini çekip alarak bir kuş gibi uçtu Pathmos adasına gidip Yuhanna’nın başına dikildi. Biraz sonra Aziz Yuhanna uyanıp da yanında sediri görünce, “Ağaç ne yapıyorsun sen burada? Bir saatte filizlenip boy atıp bu hâle gelmekte niçin acele ettin? İlâhî düzende böyle sürat olmaz! Allah her işin yavaş yavaş olmasını ister” diyerek ağaca verip veriştirir. Ağaç oraya Hz. Ömer’in emriyle geldiğini söyleyince, Yuhanna, yüzünü güneye dönüp haykırır: “Nouveauxvenus, laissez la naturetranquille” (Yeniler! Tabiatı rahat bırakınız!”)

***

SİZ ne dersiniz, bilmiyorum; Victor Hugo, bu müthiş uyarıyı Hz. Ömer’e, dolayısıyla İslâm medeniyetine değil, kendi medeniyetine yapsaydı daha doğru olmaz mıydı?

NOT 1. Yahya Kemal’in çok kısa özetlediği “Sedir Ağacı” şiirinin geniş bir özetini gönderen aziz dostum Cemal Aydın’a teşekkür borçluyum.

NOT 2. Cenab-ı Hak’tan yeni yılda bütün insanlık için barış, huzur ve refah niyaz ediyorum. 29 Aralık 2019 günkü yazısının iktibasıdır.



YAZARLAR