Satranç muhabbeti
Tarih: 23.1.2017 09:53:55 / 570okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Satranç muhabbeti

Televizyonlarda sık sık arzıendam eden popüler bir molla, hiçbir sahih hadis kitabında yer almayan bir hadisi zikrederek satrancın tavla ve kumardan bile beter bir oyun olduğunu, hatta oynayanlara ölürken Kelime-i Şehadet´in nasip olmayacağını söylemiş. Diyanet yetkilileri bu iddiaya gereken cevabı verdiler. TDV İslâm Ansiklopedisi´nin “Satranç” maddesinde de doyurucu bilgi var. Meselenin itikadî tarafını din adamlarına bırakarak bugün izninizle bir satranç muhabbetine girişmek istiyorum.

***

Satrançtan daha mükemmel bir oyun henüz icat edilmiş değildir. Hindistan´dan İran yoluyla bütün dünyaya yayılan satranç, İslâm dünyasında sevilerek oynanan ve geliştirilen bir oyun oldu. Satranç üzerine çok önemli kitaplar yazılmış ve Ebubekir es-Sûlî gibi büyük satranççılar yetişmiştir. Bildiğim kadarıyla, en muhafazakâr fakihler bile satranç hakkında yasaklayıcı hükümler vermediler. İranlıların ayakta tutmak ve yaygınlaştırmak için büyük gayret gösterdikleri tavla, satrancın hiçbir zaman ciddi bir rakibi olamadı.

Tavla-satranç savaşı hiç bitmemiş olsa da, insanlık tarihinde satrancın çok özel bir yeri var. Bütünüyle zekâya dayanan, bir taktik ve strateji oyunu olan satrancın devlet adamları ve askerler tarafından tercih edilmiş olması son derece tabiidir. Tavla pek küçümsenecek bir oyun değilse de, kumara dönüşmeye yatkındır ve zar atılarak oynandığı için bu oyunda kazanmak, zekâdan daha fazla şansa bağlıdır.

***

Satranç, Osmanlı dünyasında da yaygın olarak oynanan bir oyundu. Satranç bilmeyen padişah ve şehzade yoktur. Evliya Çelebi, Cem Sultan´ın maymununun bile satranç bildiğini iddia eder. Yıldırım Bayezid, Fâtih, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni, IV. Murad ve III. Selim gibi padişahların birer satranç ustası idiler. Kütüphanelerimizde satranç hakkında bir hayli yazma eser vardır. Bunlardan biri, Uzun Firdevsî´nin II. Bayezid´e takdim ettiği Satrançname-i Kebir -ki bu eserde yetmiş kadar oyunun nasıl oynandığı şemalarla gösterilir- birkaç yıl önce TDK tarafından yayımlandı.

Büyük bir satranç ustası olan Timurlenk´in satranç tahtasını genişletip yeni taşlar ilave ettiği biliniyor. Bir gün rakibini şah-ruh, yani şah-kale hamlesiyle sıkıştırmıştı. Tam o sırada bir oğlunun dünyaya geldiği müjdesini alınca bebeğe Şahruh, yeni kurduğu bir şehre de Şahruhiye ismini verdi. Şahruh, isminin hakkını vermesi için usta bir satranç oyuncusu olarak yetiştirilmişti. Rivayet ne kadar doğrudur, bilmiyorum; Timur, Çubuk Ovası´nda Yıldırım Bayezid´i mağlup ettikten sonra zaferinin şerefine oğlu Şahruh´la satranç oynar ve onu da yener.

Yavuz´un Trabzon valisiyken derviş kıyafetinde Tebriz´e giderek çok iyi bir satranç oyuncusu olan Şah İsmail´e meydan okuduğu ve onu kolayca yendiği de Evliya Çelebi tarafından anlatılır. Bu, muhtemelen uydurma bir hikâyedir, ama uydurma bile olsa, hem Yavuz´un daha şehzadeliğinde Safevî meselesiyle ilgilendiğini göstermesi, hem de satrancın önemine işaret etmesi bakımından dikkate değer.

***

Satranç, Osmanlı coğrafyasında son derece yaygın bir oyundu. Sarayda, konaklarda, kahvehanelerde, hatta bazı tekkelerde çok iyi satranç oynayan Türklerin bulunduğundan şüphe etmiyorum. Eski divanlar taranırsa, bütün divan şairlerinin satranç bildiklerine hükmetmek gerekir. Çünkü şiirlerinde şah, ferz (vezir), ruh (kale), pîl (fil) ve beydak (piyon), açmaz, kişt (kiş) ve mat gibi satranç tabirlerini kullanmayan şair yok gibidir. Geniş bilgi edinmek isteyenlere Prof. Dr. Mehmet Arslan´ın “Divan Şiirinde Satranç ve Satranç Istılahları” başlıklı makalesini bulup okumalarını tavsiye ederim.

 

Tuhaf olan, modern edebiyatımızda satrancın sırra kadem basmasıdır. Tanzimat devrinin önemli simalarından Ahmet Vefik Paşa´nın satranç oynamaktan çok hoşlandığını, bu oyunlarda çok zaman mağlubun galibe ziyafet çekmesinin kararlaştırıldığını, ancak Paşa´nın galip gelse de her seferinde ziyafeti kendisinin çektiğini bir yerde okumuştum.

 

Abdülhak Hâmid´in de bir satranç üstadı olduğunu bilenler bilir. Lüsiyen Hanım´ın hatıralarında, Bebek´teki evlerinin haftada bir satranç kulübüne dönüştüğünden ve bazan yirmi dört saat süren çetin satranç partilerinden söz edilir. İsmet Paşa, bir gün Sıraserviler´deki evlerine sırf Hâmid´le satranç oynamak için gitmiş; galip gelebilmek için bir hayli çekişmişler. Son zamanlarında satranç kitaplarından hareketle kendi kendine satranç oynayan Hâmid´in “Hep Yahut Hiç” şiirinden birkaç mısra:

O halde ne çare,

ya satranç veyahut

o mâhut

briç.

***

Hangi şair ve yazarların hangi oyunlara meraklı oldukları “keyifli” bir araştırma konusudur. Nâmık Kemal, Ahmet Hâşim, Yahya Kemal, Faruk Nafiz vb. tavla oynarlardı. Ahmet Hamdi Tanpınar´ın satranç oynayıp oynamadığını bilmiyorum; ama Mahur Beste isimli romanının kahramanlarından Atâ Molla bir satranç tutkunudur; uşağının iyi satranç bildiğini fark ettikten sonra neredeyse bütün vaktinin onunla satranç oynayarak geçirmeye başlar. İki büyük kızını, damatlarını satranç imtihanından geçirdikten sonra evlendirmiştir. Üçüncü damadı Behçet Bey´i hiç benimsememesinin sebeplerinden biri de bu tuhaf adamın satrançtan anlamamasıdır. Orhan Pamuk´un Kara Kitap´ında da satrançtan sık sık söz edilir. Bu romanının bölümlerinden biri “Uzun Süren Bir satranç Oyunu” başlığını taşımaktadır.

Unutmadan eklemeliyim: 1983 yılında genç yaşta hayata veda eden İlhami Çiçek´in “Satranç Dersleri” isimli uzun ve güzel bir şiiri vardır.

***

Satranç Avrupa´da yayılır, satranç kulüplerinde büyük satranççılar yetişirken bizde tavla yavaş yavaş hâkimiyetini ilan etti. Cumhuriyet devri edebiyatı taranırsa, romanlarda tavlanın daha çok yer aldığı görülecektir. Nâzım Hikmet, Orhan Selim müstearıyla yazdığı “Tavla ve Satranç” başlıklı yazısında, tavlanın eskiden ihtiyar oyunu olduğunu, her gelen zar için kafiyeli bir nükte savurarak “Acem halılarındaki servi nakışlarına benzeyen sedefli hanelerin üstünde pulları bir şarkı gibi dolaştırıp keyfettiklerini” söyler. Ama bazı ihtiyarlar da satranç oynarlarmış; “bu yüksek taktika, zekâ ve plan oyununun” öyle büyük ustaları varmış ki, isimleri o zamanlarda birer vezir ismi gibi saygıyla anılırmış.

Nâzım Hikmet bunları söyledikten sonra bugünkü gençlerin miras olarak satrancı değil de tavlayı benimsemiş olmalarını, üstelik tavlayı eskiler gibi şarkı söylercesine değil, büyük gürültüler çıkararak oynamalarını eleştirir ve “Fazla düşünmeye vakitleri mi, yoksa sabırları mı yok?” diye sorar.

Bu sorunun cevabı şu olsa gerek: “İkisi de...”

NOT. Stefan Zweig´ın o müthiş “Satranç” hikâyesini, henüz okumamış olan okuyucularıma hararetle tavsiye ederim.

Anahtar Kelimeler: Satranç, muhabbeti
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
İlim okumaktan garaz, kendi özünü bilmektir?

Yunus Emre