Sarnıçlara dönmek
Sarnıçlara dönmek
Tarih: 4.9.2014 11:11:20 / 741okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

`Dünya nihayet suyun kıymetini anladı` diyeceğim ama, diyemiyorum. Çünkü insanoğlunun `dünya nimetleri` ile arasında epeyce bir zamandan beri istismara dayalı bir münasebet var.

İlk mektepte bize insanın tabiatla savaşı anlatıldı. Bu savaşta tabiat vahşi, insan medeni idi. Medeni insan tabiatta kendinden başka hiç bir varlığa verilmemiş olan `aklını` kullanarak diğer varlıklar üzerinde bir hakimiyet kuruyor; onları istediği gibi kullanıyordu. `Ve insanoğlu vahşi tabiatı yenerek ona hakim oldu` denilip nokta konuluyor, bu eylem bir zafer olarak algılanıyordu. Bize bu zaferi kazandıran kişilerin hayat hikâyeleri de öğretildi, onlara hayran olmamız sağlandı.

Zamanla bu ünlü kişilerin bazı şirketler hesabına çalıştıkları ortaya çıktı. Şimdi tabiattan özür dilemenin zamanıdır ama nerde o basiret, nerde o feraset.

Bildiğiniz gibi kirlenme sebebi ile Haliç elden çıkmış, kokudan yanınan yaklaşılmaz olmuş, hatta bazı bölgelerinde sandal çalışmaz hale gelmişti. İçinde değil balık, canlı kalmamıştı. Japonlar geldi baktı: `Burası temizlenmez` dedi. Bizim mühendislerimiz Haliç`in çamurunu oradan hortumla çekip Alibeyköy`deki taş ocakları çukurlarına doldurdular. Bir iki sene sonra Haliç`te koku kalmadı, canlanma başladı, balıklar yeniden Haliç`e döndü.

Bundan öncesi de var. Konjonktür uygun olduğu için Bedrettin Dalan Haliç projesini başlattı ve –yiğidi öldür, hakkını yeme- kısa zamanda tamamladı. Şu anda Haliç`in her iki yanındaki ağaçlar, parklar Dalan`ın hatırasıdır.

Önümüzdeki yıllarda `petrol savaşları` yerini `su savaşları`na bırakacakmış. Belki de bu savaş başladı, haberimiz yok.

Bir ağacı kesmek bir insanı öldürmek gibidir. Ama günümüz insanı ağaca (tabiatın onca zenginliğine) mal olarak bakıyor. Öncelikle alım-satım, üretim-tüketim, çarkların dönmesi. Gerisi fasa-fiso. Çünkü kapitalizmin inşa ettiği çarklar durunca kıyamet kopar, kaos olur, insanlar birbirini yer. Bir başka `efsane` de budur.

Barajlar yapılacak (elektrik için) enerji sağlanacak, çarklar dönecek. İçme suyu için yapılan barajlara bir sözümüz yok ama, bu da garanti değil. Hani küresel ısınma var, kuraklık var. Bu yıl işte böyle bir kuraklık yaşıyoruz. Kulağımız barajlardaki su seviyesinde.

Suyun tabii akışının durdurulması (Baraj) o bölge toprağının, havasının, otunun, ağacının, börtü böceğinin, ekolojisinin tamamen dumura uğraması demektir. Öyle ama beri yandan bu su sulamada kullanılacak, sulu tarım ile verim bire kırk artacak.

Eh işte zurnanın zırt dediği yer. O yöre çiftçisi yıllar yılı susuz tarım yaptığı için, sulu tarıma aniden geçince kafası karışıyor. Daha fazla ürün için daha çok su kullanıyor. Bir iki yıl böyle sevinçli geçiyor, sonra toprak fazla sudan tuzlandığı-bozulduğu için ürün vermez oluyor. Demek ki önce çiftçinin bilinçlendirilmesi, bilgilendirilmesi lazım, bunlar da yapılıyor.

Nüfus sürekli arttığı için, tüketim sürekli arttığı için su sarfiyatı sürekli artıyor. Bu düzende, çarkın döndüğü sürece suyu korumanın imkânı yoktur. Kendimizi aldatmayalım.

Sadece su açısından değil; ormanlar, toprak (erozyon) denizler de elimizden çıkıyor. Kapitalizmin doymak bilmeyen kanlı ağzı herşeyi yutuyor.

Eee!.. Ne yapacağız?

Yavaşlamak lazım. Mutasavvıfların üç kaidesi vardır. Az ye, az konuş, az uyu.

Tüketimin kısılması, aza kanaat bu çılgın koşunun, uçuruma doğru gönüllü sürüklenmenin tek ilacıdır.

Peki insanoğlu gittiği yolun çıkmaz olduğunu görmüyor mu?

Görmüyor. Görenlerin sözlerine kulak tıkıyor. Tıkamasaydı XX. asırda yaşadığı iki büyük savaş, verdiği milyonlarca kayıp gözlerini açardı.

Peki sen ne diyorsun?

Ben olmayacak duaya amin diyorum.

Nasıl yani?

İlk çağlardan beri kuraklık var. Anadolu ve İstanbul su zengini bir bölge değil. Ege`de eski uygarlıklardan (Bilhassa Roma) kalma sarnıçlar var. Adam baraj deği sarnıç yapmış. Hem içmede, hem sulamada kullanıyor. İstanbul`da dahi toprak kirlenmeden önce pek çok evin su kuyusu ve sarnıcı vardı. Bostanlar dolap beygirlerinin döndürdüğü çarklar ile kuyulardan çekilen suyla sulanırdı.

Ama o günlere dönemeyiz ki!

Neden dönemeyiz?

Bilmem, bu konuda düşünmek lazım.

Kahve sohbetlerinde geçen bir bahsi de buraya ilave edelim. Sağanaklar boşalıyor ana caddelerden nehirler akıyor. Bunları ayrı bir hatta toplayıp en yakın baraja aktarabilir miyiz? Yoksa devede kulak mıdır bu?

Anahtar Kelimeler: Sarnıçlara, dönmek
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
MADALYA (11 Ekim 2018 - Perşembe)
Mânalı hayat (04 Ekim 2018 - Perşembe)
Kalbin akletmesi (27 Eylül 2018 - Perşembe)
Hayat zor (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
‘Söz´ün gücü (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Çorbada tuzum olsun (29 Ağustos 2018 - Çarşamba)
İnsan nereye koşuyor? (18 Ağustos 2018 - Cumartesi)
Yalnız ölüm (01 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Roman diliyle iktisat (25 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Eskiler alıyorum… (18 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Aidiyet (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Çıkmaz sokak-geçer akçe (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Ceviz ile sincap (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Tatil programı (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Elveda zamanı (06 Haziran 2018 - Çarşamba)
Haddini bilmek (30 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Kıssadan hisse (24 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (17 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Piyasa (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Tanrı misafiri (25 Nisan 2018 - Çarşamba)
İnsanı tanımak (12 Nisan 2018 - Perşembe)
İnsanı tanımak (29 Mart 2018 - Perşembe)
Tarihi yapanlar ve yazanlar (15 Mart 2018 - Perşembe)
Yara (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Mesele (28 Şubat 2018 - Çarşamba)
BEYAZ (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Sarışın (09 Şubat 2018 - Cuma)
Mus­ta­fa KUT­LU (02 Şubat 2018 - Cuma)
Ahlâk ağacı (25 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (2) (18 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Kar yazısı (27 Ocak 2017 - Cuma)
Devlet ve şahsiyet (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Televizyonda evlilik (13 Ocak 2017 - Cuma)
“Hemşehrilikten feragat” (06 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Güle dair (21 Mayıs 2015 - Perşembe)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Köprü ve göç (18 Şubat 2015 - Çarşamba)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Kırk milyon fidan (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Yeni Türkiye ama nasıl? (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Cahillerle girdiğim her tartışmayı kaybetmişimdir.

İMAM-I AZAM (R.A)